memleketim olmasına rağmen insanlarının tuhaf olduğu şehir. izmit'ten adapazarı'na geçeyim dedim dolandırıldım. dolmuşta sürekli bi gerginlik aktif. insanlar güvensiz. soğuk. suratsız. ilk defa üzüldüm sakarya'lı olduğuma. oysaki ilk defa gittim bugün sakarya'ya.
Pkk nın, dtp nin, kck nın veya hiç bir bölücü örgütün eylem yapamadığı yapmaya kalktığında polisin kullandığı panzerlerin dahi yetersiz kaldığı, çerkez , abaza, boşnak, gürcü, her türlü etnik kökenin beraber yaşadığı bir şehirdir. En ünlü caddesi çark caddesidir. Halkı dinine bağlı insanlardan oluşmaktadır.
Sakarya kardeşliktir, 'bize gidelim'dir, 'bizde yiyelim'dir, 'bizde kalalım'dır, 'bende para var oğlum, sen gel'dir. Beraber dayak yiyip, kahkahalarla seneler boyu hatırlamaktır. Sevgidir Sakarya. Izmirli, Istanbullu gibi Boğazını değil, sebepsiz seversin Sakarya'yı, tıpkı anneni sever gibi, karşılık beklemeden. Annelerin evlatlarını gönderirken, 'görüşürüz yavrum' değil de 'aman kimseye bulaşma' dediği yerdir Sakarya. işte bu yüzdendir ki, sizin dost dediklerinize biz SAKARYA'da HAFIZ deriz...
ilk kez 19 yaşında adım attığım şehir sakarya.
bursa'da doğup büyüyüp, bursa aşığı olup, bursa terminalinden otobüse binip hayatımın geri kalanını yaşayacağım şehrin terminalinde otobüsten inip sakarya topraklarına ilk adım attığımda müthiş bir hayal kırıklığı yaşadım. attan inip eşeğe binmek tam da o an için söylenmiş bir söz olmalıydı. ardından ada'nın en güzel semtine (o zamanlar) serdivan'a (artık ilçe) gittim. o kadar yabancıydı ki her yer, o kadar geri kalmış. depremden henüz çıkmış bir şehirden çok da fazla birşey beklememem gerektiğini biliyordum ama büyük bir şehirden çıkıp taşra kentinde yaşamak ihtimali de inceden sızlatıyordu içimi. bu sızımı farketmiş olacaklardı ki "serdivan'ın havasını çeken, suyunu içen iflah olmaz, çok sever buraları" dediler. nefret etmiştim oysa ki ben. düşünsenize kafeye gidip iki kahve içmek için sapanca'ya gitmek zorundaydık. şehirde kafe kültürü gelişmemiş, kahvehane ürünleri satan 3.-5. sınıf kafeler vardı o zaman. gittiğim günün akşamı bursa'ya döndüğümde ayrı bir güzel göründü gözüme aşık olduğum şehir. daha sonra planlar değişti ve bursa'da yaşamaya karar verdik. bu karardan sonra daha çok tanıdım ada'yı. daha çok semtini gördüm, daha çok sokaklarında dolaştım, yollarını ezberledim, tatillerimin bir kısmını o şehirde geçirdim. aradan çokça zaman, uzun yıllar geçtikten sonra serdivan'ı özlediğimi, görmek istediğimi hissetmeye başladım. ilk gittiğim şehir değildi artık sakarya. depremin izlerini silmiş, öğrencilerin de katkılarıyla şehir büyümüş, gelişmiş. mesela ben en çok karaman'ı seviyorum. yerleşik bir düzenim olmasaydı eğer yaşadığım şehirde, karaman'da yaşamak isterdim. sessiz, sakin, şehir gürültüsünden uzak, kalıcı deprem konutlarının düzenli yapılmış projesi sayesinde nizami bir bölge. hatta ada avm'yi gezdik kısa süre önce. oldukça iyi markaların mağazaları bulunuyor içinde. gayet şık, şehrin göbeğinde güzel bir avm.
insanları yobaz, çok tutucu. lakin öğrenciler sayesinde yobaz kesimde alıştıçok renkliliğe. daha da çok alışacaklar. taşra kenti en çok da öğrencilerin sayesinde modern bir büyükşehir olacak.
değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunun en güzel göstergelerinden biri sakarya. artık güzel, artık yaşanası.
hafıssss memleketi yobaz şehir.
zira 10 da tekeller kapanır.
öğrenciler göte gelir hele birde solcularsa hele bir de belli olursa görüşleri tamamen sıçarlar senelerce okurlar.
--spoiler--
yaşayanlar adapazarı der bu şehre inatla. öğrenciler de ilk yıllarında inatla sakarya der. ama zamanla vazgeçerler ve adapazarı olur. hatta daha da kısalır ada olur. "bu hafta ada'dayım." dediğinizde herkes bir şok olur önce, ama zamanla alışırlar.
ben istanbul'dan gelmeme rağmen hep daha çok sevdim bu şehri. istanbul'un en sakin ve güzel semtlerinde birinde otururken, kolejden mezun olmuşken acemi hatalar yüzünden gittim bu şehrin üniversitesine. tüm o hayat düzeninden, beş kişilik devlet yurduna uyum sağlamam her zaman şaşırdığım tarafımdır.sonrasında 3 sene boyunca çok büyük bir zevkle orada yaşamamla ve ardından eve çıkınca her şeyin daha da keyiflenmesi ile adalıydım artık.
bu küçük şehirde, her şeyin en basit ve az halinin makbul olduğunu öğrendim ben. trafik yok, koşuşturma yok. çarşıda yüz tane işinizi iki saat içinde halleder ve evinize/yurdunuza dönebilirdiniz. bu şehirde hayat erken biter. ama nedeni vardır. istanbul gibi insanlar altıda işten çıktıktan sonra buluşabilmeleri dokuzu bulmaz. altıda işten çıkarsan, evine de uğrayıp yedide buluşursun arkadaşınla. o yüzden geceler uzun sürmeye ihtiyaç duymaz. yani o ne kadar acele etsen de zamanın yetmediği şehirlerden değildir. herkes size kötü anlatacak bu şehri ve insanlarını. cinayetler, laf atmalar, o delici ve eleştirel bakışlar, "burası adabazarı hafısss..dikkat et!" diye tehdit savuranlar, çılgın tatangalar, huysuz yaşlı esnaf...ben bunlarla hiç tanışmadım ya da belki gördüm de önemsemedim*, çünkü bu şehirde olmak kompleks sebebi olmadı bana. bu şehirde; benim gördüğüm tatangalar küçük zaferlere büyük kutlamalar yapan bir sürü genç. kızmak ya da kınamak değil, acımak geliyor insanın içinden. ben bu şehrin taksicilerinden parasız kaldığım günler harçlık aldım. yemek yediğim her restaurantta güllü dallı lokumlu türk kahveleri içtim. o küçücük çark caddesi'nde en güzel gençlik hatıralarımı yaşadım. meydandaki çöpçülere sarhoşken "...kör olasıca çöpçüler aşkımı süpürmüşler..." diye güle oynaya serenad yaptım,kızmadılar, eğlendiler. erasmusla gelen yabancılar sayesinde tüm esnafın ne kadar da iyi ingilizce biliyor olduğunu öğrendim. her hastalığımıza kapıda biten taksici mustafa abi sayesinde hiç sıkıntı çekmedim. devlet hastanesi acilinde sinir krizi geçirirken sevgili doktorcuğumla içkilerden konuştum, yine aynı acilde lavman yapmayı öğrendim. marketimiz harun abi sayesinde yüzünü bile görmesem de esnaflık neymiş onu öğrendim. "kızlar cebimi veriyim, öğrencisiniz siz, kontör gitmesin." dedi bize, eğer yanlışlıkla marketi ararsak zılgıtı da yedik " bol kontörünüz var galiba. kapat kapat. arıycam ben seni." dedi bize harun abi. çiğköfteci sait usta çiğköftelerle birlikte gelirken bir de marketten pril aldı bize. çakmak kuruyemiş en iyi emanetçimiz oldu ya da ters saatte aradığımız kebapçıdan "6 lahmacun, iki ayran, bir de zor durumdayız, tuvalet kağıdı lazım, açık bakkal varsa alabilir misiniz?" dediğimizde "lazım değil, ben bir paket peçete yollarım, sabah kendin seçersin abla" önerisi yine bu şehirde geldi. yağmurlu havalarda umut pastanesi'nden poğaçaları msn ile istedik. o öğrenci halimizle ahbap edindik, sokakta merhaba diyerek dolaştık ihtiyar gençler gibi. en çılgın dansları ettik nero'da, zıbar'da yalvardık kapatmayın daha erken diye. çark mesire'de serinledik, nispet cafe'de en lezzetli yemekleri yedik, beyzade nargilede bir numaraydı. atalay'da tavla attık, another world'de okey, banko çevirdik. dünyanın en iyi evsahibini de burda tanıdık biz. ne para geç geldi dedi, ne gürültü yapmayın. koskoca mahalle evimize her gün bir başka erkek giriyor olmasına rağmen bir gün olsun laf etmedi, yazın evimizdeki o kalabalık kahvaltı sofralarını izledi komşularımız büyük keyifle. sürekli elinde danteli bahçede oturan teyzeler ardımızdan nazar duasını bu şehirde okudu bize. ev sahibimiz "bunca gelen giden erkek hep arkadaş mı? beceriksizler. ne güzel de çocuklar halbuki..." diye azarlardı bizi sokak ortasında. bir rakı sofrasında sabah ezanı okunurken kışın ayazında, bir alevi iki laz bir egeli kürtçe şarkılarla dünyayı bu şehirde kurtardı. r özürlü şarimiz sevgilisine bu şehirde işte tam o sofrada aşk şiirleri okudu*.
ben o şehrin sokaklarında yalnızlığın keyfini çıkardım. olmadık sohbetlerde buldum kendimi. hayatın ilk sillesini o şehirde yedim,ilk kazığını da yedim, ilk yalanıma orda inandım. sonra yine orda affettim ve devam ettim. ve tekrar o şehirde denedim, denedim de olmadı, ona da kısmet dedim, yine devam ettim.
ben o şehirde çok eğlendim. çok güzel insanlar tanıdım.
zaman zaman iyi de desem bu kadar, bazan dayanamadım kaçtım. tek yokuşu ilk nefes oldu huzuruma. adapazarı'ndan kaçmak tek yokuşudur. o yokuş bitince sakarya biter, huzur gelirdi. sonra istanbul daraltırdı beni. sapanca gölünü görünce "az kaldı, sabret." derdim. sonra yine tek yokuşu, "işte bitti,geldim."
iyisi kötüsü ile bir şehirdir işte. küçük ama büyük mü, büyük ama küçük mü tam bilemesem de hala bana büyük dersler, büyük mutluluklar ama küçük hüzünler vermiş şehirdir. hakkını helal etsin isterim.
--spoiler--
adapazarı inşaat mühendisleri odası sakarya şube başkanı hüsnü gürpınar ilde meydana gelebilecek muhtemel bir depremin can ve mal kaybı bakımından van depremini aratacağını söylemiştir.
iftar vakti dediğimiz bir saatlik süreçte sokaklarında hiç araba ve insan olmamasıyla gurur duyduğum memleketimdir.
tabikide herkesin inancı kendinedir ama elimde değil gurur duyuyorum işte.
şehir merkezindeki çoğu caddesinin trafik akışı değiştirilmiştir. bu değişiklikten habersiz yola çıktığımda birkaç kez ezilme tehlikesi geçirdiğim şehirdir.