iade-i itibarı turgut özal tarafından meclise getirilmiş, fakat oylanamamıştır. umulur ki bu hükümet asrın dehası olan bediüzzaman said nursi'nin iadei itibarını yapar.
--spoiler--
Soru- Said Nursî'nin öğrenim hayatı ile ilgili bilginiz var mı?
Cevap- Kendi el yazısı ile yazdığı özgeçmişine göre ilk öğrenimden sonra Şeyh Muhammed Celalî 'nin ders halkasına katılmış, okunması adet olan kitapları okumuş ve daha sonra Van 'da 15 yıl kadar eğitim ve öğretimle meşgul olmuştur[5].
adı üstündedir. zamanın en iyisidir. yok efendim içi dışına yannsımışta bilmem ne... komik olmayınız. gerçi anlamanızı beklemek haksızlık olur size. bir insanın maneviyatını anlamak için hayatını okumak gerekir. abuk bir zamanda habersiz çekilen bir resme göre hüküm vermekse gerçekten komiktir. hani müslüman ya dindar ya seveni çok ya illa ki çamur atmak lazım gelir.
islamiyete inanmayanların, islamiyetle her fırsatta dalga geçenlerin tipiyle ya da bilmedikleri görüşleriyle dalga geçmeye çalışarak küçültemeyecekleri adam. komik olduklarını düşünüyorsalar onu bilemem, mizah yoksunluğu kötü bir şey, o ayrı.
çağın dehasıymış, hangi çağdasın sen kardeşim. deha arıyorsan mustafa kemal'e bakacaksın . hatta bazı soytarılar peygamber sanıyorlar, gülelim mi, ağlayalım mı bilemiyorum.
eleştiri yapabileceklerin kapasite yoksunu oldukları aşikarca göz önüne serilmiştir. adamlar tipine takmış. ulan sanal alemdesiniz bilmiyoruz ki acaba sizin tipiniz nasıl. alimliğinden, bilgisinden, sorulan her soruya cevap verebilmesinden bahseden yok. hazımsızlık yüzünden eleştiri oklarına tutuluyor, hatta hakaret. tabi ben de sevmesem ben de gocunurdum. ne de olsa bugun bu memlekette 1 milyon said nursi var. inanmayan zaman gazetesinin tirajına bakabilir.
kendisini zerre miktar tanımayan öküzler tarafından hakkında saçma sapan entryler girilen zat-ı muhterem. moderatör bey/hanım lütfen önce yukardaki terbiyesiz entryleri sil.
Üstad Bediüzzümanın kimliği gerçek manada ancak eserlerinin tamamında kendini gösterir. "Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var" diyen bu büyük insan, bütün ömrü boyunca aynı çizgide bir manevi cihat yapmış ve milyonların imanının kurtuluşuna vesile olmuştu. Onun hayatı hakkında bilgi edinmekte en temel kaynak Tarihçe-i Hayat isimli eserdir.
bununla birlikte üstad'ın hayatını merak edenlere kısaca hayatının özetini sunalım:
Bediüzzaman Said Nursî, 1876'da Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zeka ve hafıza sebebiyle önceleri Molla Said-i Meşhur diye tanındı. Daha sonra "Zamanın Harikası" anlamında "Bediüzzaman" ünvanıyla şöhret buldu.
Talebelik yıllarında temel islamî ilimlerle ilgili 90 kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O'nu, Kur'an ayetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur'an ayetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü.
1900'lü yılların başında doğuda Medresetü-z Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir islam Üniversitesi kurmak fikriyle hilafet merkezi olan istanbul'a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Doğrudan istediği şekilde bir üniversite kuramamakla birlikte memleketin her tarafında şubeleri bulunan yaygın bir medrese sistemi tesis etti.
1. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp 2,5 yıl Rusya'da esir kaldı. 1917'deki Bolşevik ihtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay'ın kontenjanından Osmanlı'nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Dar-ül Hikmet-il islamiyye'de görev yaptı. ingilizlerin istanbul'u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti.
Anadolu'da başlatılan istiklal mücadelesine destek verdi.
1925 yılında Van'da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı halde tedbir olarak önce Burdur'a, ardından Isparta ve Barla'ya gönderildi. Burada 8 yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur'an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle Eskişehir Mahkemesine sevk edildi.
Sürgüne gönderildiği Kastamonu'da eserlerini yazmaya devam etti. 1943'te Denizli Mahkemesi'ne, 1948'de Afyon Mahkemesi'ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi.
1950'de çok partili hayata geçildiğinde dini hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı.
Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960'ta Hakk'ın rahmetine kavuştu.
küçük sözler kitabının 4. sözü, en sevdiğim de budur. üstad namazı nasıl anlatmış bir bakınız:
--spoiler--
Namaz, ne kadar kıymetdar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar dîvâne ve zararlı olduğunu, iki kerre iki dört eder derecesinde kat'î anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:
Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, -herbirisine yirmidört altın verip- iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: "Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bâzı şeyleri mübâyaa ediniz. Bir günlük mesâfede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. Sermayeye göre binilir."
iki hizmetkâr, ders aldıktan sonra giderler. Birisi bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat, o masraf içinde efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki: Sermayesi, birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan; istasyona kadar yirmiüç altınını sarfeder. Kumara-mumara verip zayi' eder, birtek altını kalır. Arkadaşı ona der: "Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerîmdir; belki merhamet eder; ettiğin kusuru afveder. Seni de tayyareye bindirirler. Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun." Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; gâyet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı?
işte ey namazsız adam ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!
O hâkim ise; Rabbimiz,Hâlıkımızdır.O iki hizmetkâr yolcu ise; biri mütedeyyin, namazını şevk ile kılar. Diğeri gafil, namazsız insanlardır. O yirmidört altrn ise, yirmidört saat her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise, Cennet'tir. O istasyon ise, kabirdir. O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takvâ kuvvetine göre, o uzun yolu mütefâvit * derecede kat'ederler. Bir kısım ehl-i takvâ, berk gibi bin senelik yolu, bir günde keser. Bir kısmı da, hayal gibi ellibin senelik bir mesâfeyi bir günde kat'eder. Kur'an-ı Azîmüşşan, şu hakikate iki âyetiyle işaret eder. O bilet ise, namazdır. Birtek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba yirmiüç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarfeden ve o uzun hayat-ı ebediyeye birtek saatini sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl hareket eder. Zira bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabûl ederse; halbuki kazanç ihtimali binde birdir. Sonra yirmidörtten bir malını, yüzde doksandokuz ihtimal ile kazancı Mûsaddak bir hazine-i ebediyeye vermemek; ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?
Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu Sûrette bütün sermaye-i ömürünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibkâ eder.
--spoiler--
ortada kuran-i kerim, peygamberler, hadis-i serifler, saygideger din alimleri dururken; dil bilmez, din bilmez , ulke- vatan bilmez bir meczub un pesinden gidenlerin aklindan suphe ediyorum. aradiklari seyi kuran da bulamiyorlar mi acaba? eksik olan nedir? aradiklari ne..?
bu soylenenler fethullah hoca icin de gecerlidir.
inandiginiz dinle, tanriyla , peygamberle araniza kimseyi sokmayin... akliniz ve gonlunuzun goturdugu yere gidin. huzur orda...
bir kısım müritlerince pişkince, utanmadan atatürk'e deccal dediği inkar edilir. biz buna takiyye diyoruz. hz. muhammed'in bir hadisini hatırlatmak da vacip oldu burada. "münafığın alameti üçtür. konuştuğunda yalan söyler, sözünde durmaz, emanete hiyanet eder"
emirdağ lahikası 1946-1950 yılları arasında yazılmıştır. söz konusu yazılar bir şekilde gizlenmek istenmektedir. Allah, yolunda giden herkesi ıslah etsin.
**
"Ben bir manevi alemde, islam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. işte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(... ) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nuru iman ve Kuran ışığıyla hakikati hali göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor. (Şualar 459,Siracun Nur 247)
Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccalin kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:
Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis-i Şerif'in ihbariyle Kuran'a zararlı bir adam çıkacak demiştim. Sonra Mustafa Kemal'in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis-i Cumhur'a ve üç makama gönderilen istida)
Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk'ü Protestan yapamayan ve Millet-i islam için pek zararlı olduğunu efaliyle ispat eden ve Hadis-i Şerif'in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal'e bir mahrem eserde din yıkıcı Süfyan dediğimizi (... ) (Emirdağ Lahikası I,50 Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme-i Kübra'ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226-227)
Saidi Kürdi nin Deccal dediği Atatürk bugün Kurdi nin öğrecilerinin işbirliği yaptığı Amerikanın kolejlerini misyoner faaliyetlerde bulunuyor diye kapattırmış ve Bab-ı Ali'nin Misyonerle Mücadele Teşkilatı kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922 de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, içişleri Bakanlığına çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadoluda Öksüzler Yurdu altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak bu talebin derhal reddedilmesini istemişti.
hiçbir kaynakta ulu önder mustafa kemal atatürk'e deccal diye bir yakıştırması olmamıştır. bu tamamen işkembe-i kübranın ürünüdür. atatürk'ü belki sevmemiştir. bu da her insanın en doğal hakkıdır.
kendisini çağın alimi ulu önder mustafa kemal atatürk'ü deccal olarak tanımlamış ve bir çok insana bu hastalıklı düşünceyi yutturmuştur. yaptığı ebcet hesabında kıyamet tarihinin 2012 ye denk geldiğini vurgulamıştır. sonradan bu düşüncesinin yanlış olabileceğini söylemiştir. ondan bir alıntı;
el sual : Yecüc mecüc kimdir?
el cevap: kırgız, tatar, özbek gibi akvam-ı vahşiyedir. dikkat edilirse türk kavimlerini hedef alıp vahşilik ile suçluyor.
Kendisinin yolundan giden insanlardan duyulan bir hikaye;
- saidi nursi defalarca zehirlenmek istenmiş fakat risale-i nurlar sayesinde kurtulmuştur. Ayrıca mürekkebinin yetmediği yerde risaleleri kanı ile yazmıştır ve lağıma bu yazıları atarak dışarıya ulaştırmıştır.
Bir zehirden Allah'ın en sevgili kulu peygamberimiz bile etkilenir. Bir davet sırasında zehirli lokmayı ağzından çıkartmıştır. Az da olsa olumsuz etkilemiştir peygamber.
Ondan dolayıdır ki islam ilimsiz olmaz. ilimsiz islamı ılımlı islam yapmaya kalkarsınız sonra. yanlış tanır bilmeyen. öyle değil mi?
"gözümde ne cennet sevdası ne cehennem korkusu, 25 milyon türk milletinin imanını selamette görürsem cehennemin ateşinde yanmaya razıyım" diyebilecek kadar türk milleti kavramını içine sindirmiştir. hiçbir zaman kürtçülük yapmayıp, milliyetçiliğin bir frenk icadı olduğunu savunmuş, dinde yeri olmadığını öğütlemiştir. cesur olduğu kadar da akıllıdır. hiçbir zaman tahakkümü kaldırmamıştır. bu yüzden de ömrü hapishanelerde geçmiştir. mezarında rahat uyusun çünkü bugün bu topraklar üzerinde milyondan fazla said nursi var. inanmayan zaman gazetesinin trajına bakabilir.