karşıdakini baktıgın anda gözünden geçenleri okyabiliyosan ne biliyim aynı anda aynı şeyleri konuşabiliyorsan vs vs belki de bunlar degildir bilmiyorum şu an ama kesinlkle arıyorum.
buna hala inanan Kezbanları görünce içim parçalanıyor. sen ki kendini prenses sanan Kezban, sen biriyle çıkıyorsun ona ruh eşim diyorsun, herif seni terkediyor o zaman ruh öküzün oluyor sonra başkasını buluyorsun o da ruh eşin oluyor, ondan da ayrıldın dimi. ayrılınca çevrendeki arkadaş kanka kardeş kuzen herkesin kafasını sikiyorsun. sonra yeni birini buluyorsun yine ruh ikizin oluyor... böyle gider bu. sonra ay erkekler çok eşli ay erkekler çok çapkın. hem amınakoyim he.
ruhlar yaratıldığında, dünya hayatına gönderilmeden önce, kalu belada (kadın yada erkek)tanıştılar ve görüştüler muhtemelen,bu dünya hayatında kendimize yakın hissettiklerimizle orada bir tanışıklık söz konusu olmalı. fakat herşeye rağmen bu kavramın içi boşaltılmaya çok müsait ve bizim kültürümüze pek uygun değil yabancı literatürlerden gelme.
çoğu zaman ruhun başka fiziğin başka biriyle evli olması durumunda anımsanan eştir.
sahiden var mıdır böyle bir eş diye düşünmeden edemez insan bu yanılsama dolu dünyada...
Bir paralelindeyim, yıldızlarımız ortak, aynı güneşe gözlerimizi sürüyoruz. Bana kendimi hatırlattığın her an seni seveceğim. az kaldı mutluluğu ikram ediyorum. sevgiler sana.
birbirine uyan hayalleri vardir. belki bunlar bir konusma konusu olabilirdi. ama yine de susmayi tercih ettiler. cocuklar karsilikli susarlarken sikilmazlar. genellikle yetiskinlerin sorunudur gözlerini birbirlerinden kacirmak.
aslında sana bir nefes kadar yakındır...
Sen yeterki Onu görmek iste sadece...
Arada mesafeler olsa da önemli degildir...
Gönüller bir olsun yeter ki...
" bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. o zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu. "
ezelden beri var olan ruh eşlerimizin nerede olduklarını bilemediğimiz için bütün dünyayı aramak zorundayız. eğer onlar iyi durumdaysa biz de mutlu oluruz. iyi değillerse bilinçsiz de olsa onların acılarının bir bölümünü de biz çekeriz. en azından bir kez karşımıza çıkacak ruh eşiyle buluşmayı gerçekleştirmek zorundayız. bu buluşma birkaç saniye de sürse, bunu gerçekleştirmekten sorumluyuz, çünkü o saniyeler beraberlerinde ömrümüzün geri kalanına yetecek yoğunlukta bir aşkı getirirler. kadın ya da erkek, ruh eşimizi kabullenmeden, hatta farkına varmadan yanımızdan geçip gitmesine de izin verebiliriz. ve şımarıklığımız yüzünden insanoğlunun kendisine icat ettiği en büyük işkenceye mahkum oluruz: yalnızlığa. "