rengin soysal

entry11 galeri0
    1.
  1. türkiye'de oldugum zamanlar cuma günlerini iple cekmemi saglayan kadin ki o leziz haftalik yazisini okuyabileyim diye.
    0 ...
  2. 2.
  3. hatalık edebiyat dergisi k'nın yazı işleri müdürlüğü yanında taraf gazetesinde yazan yazar.
    0 ...
  4. 3.
  5. k dergisinin arka kapağında yazı yazan 10 numara deneme yazarı.
    1 ...
  6. 4.
  7. 5.
  8. "insan olmak, utanç duymayı bilmektir belki de.insanı utanmayı bilen canlıdır diye tarif etmek yanlış sayılmaz o halde. isteklerimizden utanmalı mıyız peki? isteklerimiz değil de yaptıklarımız mıdır yoksa utanmamız gerekenler? ya da isteklerimizi başkalarının arzusunun hilafına, onlara zarar vereceğini düşünmeden yapmak mıdır? " şeklinde zor bir soru soran yazar.
    0 ...
  9. 6.
  10. taraf'ta yazıyor. 22 mayıs 2010'daki yazısındaki şu bölümü, nasıl olup da yazabildiğini merak etmekteyim. zira çok fena bir tarif yapmış.

    Kaçmayı istiyorsan ya da kaçmış gitmişsen, hâlâ âşıksındır veya nefret fazındasındır; artık sevmiyorsan, yani umursamıyorsan, kalmaktan rahatsızlık duymazsın.
    0 ...
  11. 7.
  12. K dergisinde her hafta yazisini buyuk bir merak ve begeni ile okudugum yazar, elestirmen,
    0 ...
  13. 8.
  14. döktürmüş yine...

    ***
    Kalbimizi kıranları sevdiğimiz doğru değil; onları sevdiğimiz için kalbimiz kırabiliyorlar. Ötekilere içerliyoruz, öfkeleniyoruz veya hiç umursamıyoruz. Ama asla kalbimizi kırmayı başaramıyorlar.

    Küçük şeylerle mutlu olmayı ancak büyük acılardan, kayıplardan sonra öğreniyoruz. Elimizde kalanlarla, payımıza düşenlerle yetinmeyi, onlarda teselli bulmayı, hayatın bize getirdiklerine sarılmayı pekâlâ mutluluk addediyoruz. Öyle de hissediyoruz. Peki, "bunu baştan, başımıza henüz bir şeyler gelmeden ve gelenlere üzülmeden yapsak" derseniz olmuyor, daha doğrusu onun adı kendini kandırmak oluyor. Anketlerde yaşlıların gençlerden "mutlu" olduğu sonucu kuvvetle muhtemel ki bu gerçekten çıkıyor.

    Kuvvetli kişilikler zor âşık olur ama yalnızca onlar gerçekten âşık olur; zayıflar ise bağlanır.

    insanlar, dostlarının düşüncesizliklerine, yanlışlarına, haksızlıklarına anlayış gösterebiliyor da, aksine, yaptıklarında bir hata, bir adaletsizlik, bir zaaf bulamadıklarında tahammül edemiyorlar.

    Kendimizi sevebilmeyi başkalarının bizi sevmesine bağlamak ne acıklı. Bizi sevsinler diye çabaladıkça sevilecek bir insan olmaktan çıkıyoruz çünkü.

    Yaşlılık gurbettir. Bir daha asla geri dönülemeyecek olan gençliğin gurbeti.

    Toplum dışında kaldığı için yabanileşen, insanlığa zarar verebilecek hale gelen insanlar vardır. Kalabalıklar içindeyse, o kalabalıklarla hareket eden herkes tehlikeli olabilir.

    Ancak bir mucizeye tanık olduğunda inanmak, inanç değildir; artık onun adı bilmektir.

    Daha en baştan, kadınlar hayranlık duyacakları, erkekler kendilerine hayran olacak birilerini mi arıyorlar? Eğer öyleyse bu denklemde bir yanlışlık var; kadınlar değerleri bilinmediği için mutsuz, erkeklerse sıkılıyor çünkü.

    Duygusal birinden söz edildiğinde, bundan o kişinin başkalarının sıkıntılarına, üzüntülerine, hassasiyetlerine duyarlı olduğu sonucunu çıkarmayın hemen. Duygusallık denen şey, tamamen o insanın arzularının tatminine dönük olarak ve yalnızca kendi hissiyatını önemsemek şeklinde tezahür ediyor çoğunlukla. Şöyle bir etrafınıza bakın, "çok duygulu" denen birisi vardır mutlaka. Sürekli onu düşünmek zorunda bırakır sizi ve yalnız kendine değil çevresindekilere de habire sorun yaratır.

    Müziği öyle yahut böyle, az ya da çok, o tür veya bu tür herkes seviyor. iş yazıya gelince değişiyor ama. Sıkıcı bulmaktan, hoşlanmamaktan, neredeyse patolojik bir çizgiye kadar uzanıyor yazıya karşı duygular. Müzik gibi yalnızca duygulara hitap etmeyip, zihni de çalışmaya zorladığı için mi acaba? Düşünmekten, az da olsa beyinsel bir efor sarf etmekten bunca çekinmek, zihni tembelliğimizin ne denli ağır bastığının ölçütü adeta.

    insanlar ikiye ayrılıyor; gidip bir yerleri gezip gördükleri için mutlu olanlar ile yaptıklarından, yarattıklarından dolayı bahtiyarlık duyanlar.

    Bazen hiç sorunsuz gibi devam eden bir arkadaşlıkta, bir taraf hiç farkında değilken, öte yandaki bir şeyleri biriktirip duruyor. Sonradan o birikenler bambaşka bir vesileyle patladığında, diğeri onun kendisini nasıl gördüğünü ve niçin kızdığını hayretle anlıyor.

    ***
    http://www.taraf.com.tr/r...soysal/makale-laf-ola.htm
    0 ...
  15. 9.
  16. 10.
  17. "sırlarını kime söyler insan? en çok sevdiğine mi? en fazla güvendiğine mi? kendisine benzer sırları olana mı? ve ne zaman söyler? artık o sırrı saklamaktan tamamen vazgeçtiğinden mi, yoksa tek başına taşımaktan yorulup, bu yükün ağırlığını biriyle paylaşmak istediğinden mi? kimseye söylememek bir sırrın efendisi olmasına yeter mi insanın? yoksa herkesten gizlediği büyük bir sır, onu teslim alır, köle mi yapar kendine?"
    0 ...
  18. 11.
  19. --spoiler--
    Sık sık âşık olabilen ama asla sevmeyi beceremeyen insanlarla onları sevenlerin durumu ilgimi çekiyor, merak ediyorum hangisi daha dramatik?
    --spoiler--
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük