ramazan

entry328 galeri40 video2
    126.
  1. maksadı aç bırakmak değil açın halini anlatmak olan en güzel ay hoşgelmiş.
    4 ...
  2. 125.
  3. gelişini bira içerek kutladığım muhteşem ay. lan o değil de zaten metrobüs leş gibi ter kokuyor üstüne bir de oruç tutanların iğrenç ağız kokusunu çekicez hay amk.
    0 ...
  4. 124.
  5. Rahman'ın en büyük rahmet tecellilerinden birisidir Ramazan. Rahmetin bu kadar gürül gürül aktığı başka tek bir vakit Hac’daki Arafat zamanıdır. Allah’ın kullarını ne kadar sevdiğinin en önemli göstergesidir aslında Ramazan. Çünkü Allah Ramazan’da kullarını affetmek için bin türlü fırsat sunmuştur insanın önüne ve bu fırsatları es geçmek heba etmek zavallılıktan başka bir kelimeyle izah edilemez..

    Namaz veya Kur’an tilaveti sonrası, günahlarından dolayı titreyen, geçmiş isyankârlıkları hayaline geldikçe kalbi bir cenderedeki gaz misali sıkışan, gafletin kalbinde açtığı yaraların üzüntüsünden yüreği göğe yükseliyormuş gibi daralan insanın aç ve susuz bir ağızla yapacağı samimi bir dua, içten bir yalvarış ve yüreğinin ta en derinlerinden gelen bir yakarış, rabbukumu-d’ûnî estecib lekum (Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim. Mü’min, 40/60) emr-i ilahisi gereği kabule mazhar olacağı, Ramazan’ın en nadide cilvelerinden birisidir.

    Ramazan; insana acziyetini, aciz insanların mevcudiyetini ve tabi ki bütün bu acizlerin Rabbinin mutlak kudretini hatırlatma, herkesin gayreti ve kapasitesi oranında bu hatırlatmaların bilinçlerde yol açacağı uyanış, varlığın hakikatini anlamaya doğru gidilecek yola adım atma ve fanilikleri arkada bırakıp ebedi âlemlerin kapısını aralamaya sebebiyet verebilme ihtimali dolayısıyla Rahman, Rahim ve Vedud olan Allah’ın en güzide hediyesidir kullarına.

    Bazı konular vardır ki siz ne kadar dil dökseniz, ne kadar güzel yazmaya veya methetmeye çalışsanız da hakkını veremezsiniz. Peygamberi övmeye kalkışmak gibi Ramazan ayından bahsetmek de böyledir. Ne kadar güzelleme yaparsanız yapın, ne kadar anlatmaya çalışırsanız çalışın hep bir şeyi eksik bırakırsınız. Siz kelimelerle duruma güzellik katmazsınız, bilakis konu/kişi sizin kelimelerinizi hoşlaştırır ve şereflendirir. Ramazan gelmeden bereketi ilk önce köşemize uğrasın, makalemiz şeref kazansın diye haddimizi aşarak bir şeyler yazmaya çalıştığımıza bakmayın. Ramazan güneşinin ışığını izaha kelimeler kifayetsiz, sözcükler eksik, cümleler yavan kalıyor biliyoruz ama “kaleme ve yazdıklarına and olsun” (Kalem, 68/1) diyen Rabbimin vahy-i latifi, kelam etme cür’etini bize veriyor. Evet, ama emin olun ki acizlik içinde bir cür’et bu…

    Ramazan’ı ilahi bir sofraya benzetsek herhalde yanılmamış oluruz. Meryem oğlu isa’nın “Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.” (Maide, 5/114) duasının tecellisidir aslında Ramazan. Orucun bütün ümmetlere farz kılındığını biliyoruz ancak Ramazan tarzında bir oruç ayının Peygamberimize nasip olması, Allah’ın isa Peygamberin duasını asırlar sonra yeniden kabul ettiğinin göstergesidir. Bu mübarek sofrayı Rahmeti neticesinde en hayırlı ümmete nasip etmesi binler şükrü gerektirdiği için, hem hal ve hem ka’l ile daimi bir surette yapacağımız şükürler üzerimizdeki en büyük vazifelerdendir.

    Ramazan kelimesinin akıllara getirdiği ilk imge “açlık” maalesef. Maalesef diyorum çünkü açlık düşüncesi Ramazan’ın içinde barındırdığı birçok şeyden sadece birisi. Yani Ramazan sadece, aç kalarak açlığı ve böylece açları anlama hissiyatımızın gelişmesini sağlayacak bir araç değildir. ideal bir yaşamın bütün özelliklerini içermesi hasebiyle çok geniş bir ürün gamını barındıran ve bize sunan Ramazan’ın aklımızda kalan tek şeyinin açlık olması, yemenin ve tabi ki tokluğun hayatımızda ne kadar büyük bir yer tuttuğunu göstermesi bakımından manidardır.

    Çin’in sınır kapıları gibi hiç kapanmayan ve durmadan çalışan ağzımız ve midemiz, birden, belli süreliğine olsa da kapatılmak zorunda kaldığında vücudumuzun kanıksayarak buna reaksiyon göstermesi, normal gibi görünse de aslında modern zamanlarda yemek için yaşadığımızın en önemli kanıtı. Kısa bir süre bile aç kalma ile baş edemeyerek hayatlarına “öğünler arası atıştırma” alışkanlığını yerleştiren modern insandan şu yaz sıcaklarında uzun süreli aç kalmayı istemek kafasına balyozla vurmakla eş değer değildir de nedir. Yemeyi bir yaşam tarzı bir hayat felsefesi yapan insanımız, bu düşüncenin sakatlığını sorgulayacağına mide nasıl olur da bu kadar uzun süreli boş bırakılır düşüncesini anlamlandırmaya çalışmaktadır.

    Kelimelerin klavyemden yazıya dökülmek için nerdeyse birbiriyle yarış yapmasının sebebi; bir arının etrafında onlarca çiçeği bulması karşısında hangisine konacağını şaşırması veya günlerce aç susuz kalmış birinin envai yemeklerin bulunduğu bir ziyafet karşısında yaşadığı heyecan, tereddüt ve tarifi imkânsız sevinç misali, içinde oruç, Kur’an, namaz, dua, zikir, sadaka, zekat gibi birbirinden lezzetli manevi gıdalarla hücrelerimizin her bir atomunu doyurabilme ve bunun sonucunda rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluş gibi paha biçilmez ödüllere kavuşabilme fırsatının bütün inanlara sonuna kadar sunulduğu bir ay hakkında yazma eylemine iştirak etmeleri olsa gerek.

    Malumdur, Ramazan sadece ağza kilit vurmak değildir, dili de gözü de aynı şekilde yabancı tesirlere kapatmak manasına gelir. Bu yaz vakti en az aç kalmak kadar önemli olan şey kanaatimce gözü haramlara kapamaktır. Eğer her sene Ramazan’ın ruhuna uygun bir tema belirlenecek olsaydı bu senenin hatta bütün yaz ayları boyunca devam edecek birkaç Ramazan’ın ortak temasının “gözünü haramdan sakın” olmasını teklif ederdim.

    Çarşıya değil evin dışına çıktığınızda karşılaşacağınız vaziyet ne demek istediğimi gayet sarih izah edecektir aslında. Açık saçıklığın tam bir furya haline geldiği, mahreminde ancak giyilebilecek elbiselerle dışarıda çok rahat gezildiği, şort giymenin kadınlar arasında salgın bir hastalık gibi hızla yayıldığı bir zamanda gözleri haramdan korumanın zorluğu Ramazan teması olarak bunu seçmemizi anlamlı kılmaktadır.

    Zorluk derecesi arttıkça getirisi de yüksek olacağı için harama bakmayarak, haramdan bir yırtıcıdan korkar gibi korkarak daha fazla sevap ve Allah’ın rızasını kazanma beklentisine girebiliriz. Ayrıca Ramazan boyunca bu mevzuda çok hassas davranmamız senenin kalanı için de bunu alışkanlık haline getirmemize yardımcı olacaktır.

    Zaten orucun salt açlıktan ibaret olduğu düşüncesi büyük bir yanılgıdan ibaret. Sadece belli saat dilimleri arasında midesine bir şey koymayıp Ramazan’ın ruhunu yakaladığını zannetmek bir vehimden başka bir şey değil. Ramazan’ı bir yapboz gibi düşünün. Açlık bu yapbozun sadece bir parçası. Sadece bir tek parçayı masaya koyarak yapbozu bitirdiğini söyleyene sadece gülünür. Namaz kılmak, Kur’an okumak, dedikodu ve gıybetten uzak durmak, gözü haramdan korumak, iyilik yapmak, gariban gurebaya, fakir fukaraya yardımda bulunmak, zikir çekmek, Allah’ın büyüklüğünü, yıldızlardan, güneşten, uzaydaki bütün semavi olaylardan tutun da ağaçlara, dağlara, denizlere kuşlara ve insana, insanın içyapısına kadar her şeyi tefekkür etmek, bu yaratılışın hikmet ve hakikatini anlamaya çalışmak, bu yapbozun diğer parçalarından bazıları. Ne kadar çok parça eklerseniz, bütüne ulaşmanız o kadar çabuk ve kolay olacaktır.

    Ramazan’ı sadece 30 günlük bir süreden ibaret olarak da düşünmemek gerek. Ramazan, kolları ta bir sonraki Ramazan’a kadar giden, bir sarmaşık misali kendinden sonraki zamanlara uzanan ve bu zamanı nüfuzu altına alan bir ay. Birçok güzelliği konsantre bir şekilde yaşamamız, bunları alışkanlık haline getirip devam ettirebilmemiz için böyledir. Bu yoğunluk her gelen ayda bir derece düşüp diğer Ramazan’a kadar azalmakta, bir nevi şarjımız tükenmekte ve Allah tam şarjımız bitecekken Rahmeti gereği biz kullarına yetişerek tekrar pillerimizi doldurmamızı sağlamaktadır. Bu sebeple Ramazan her bir dakikası özenle geçirilmesi gereken kutlu ve bereketli bir zaman dilimi. Kadir gecesi gibi bire binler veren bir geceyi içinde barındırması bile başlı başına, Ramazan'a olağanüstü bir değer vermemiz için yeter.

    Ramazanda yaşadığımız yoğun kulluk bilinci hali ondan sonra da devam ederse ancak o zaman hakikaten istifade etmiş olduğumuzu söyleyebiliriz. Aksi takdirde bakıp büyüttüğümüz ulu bir ağacı tam en gürbüz, en güzel anında kesmek nasıl bir irrasyonellikse, Ramazan sonrası tekrar eski gaflet haline rüc’u etmemiz aynı derecede bir bedbahtlıktır, bir mantıksızlıktır. Kesesini altınla dolduracak bir ticarette bulunan birisinin ticaret bittikten sonra gidip paralarını denize dökmesi kadar izan ve anlayıştan uzak olması gibi Ramazan sonrası yapılan bütün güzellikleri/ibadetleri/zikirleri vs. terk etmek, en az Ramazan’ı en verimli değerlendirmenin yollarını düşünmek kadar üzerinde düşünülmesi gereken bir mevzu. Bu da Ramazan öncesi iki çeşit plan yapmanın zaruriyetine bizleri götürür: Ramazan boyunca Rahmeti maksimum oranda yakalayabilmek için yapılacaklar ve Ramazan sonrası bu Rahmeti elinde tutmak için yapılacaklar.

    Şimdilik Ramazan boyunca yapılacaklar üzerinde bir miktar durmak isterim. Ramazan sonrası ise herkesin kendi arzu, istek ve istidatına kalıyor. Ramazan’da gayretiniz sonucu biriktirdikleriniz ne kadar fazla olursa, bilinç düzeyiniz o kadar yükselecek ve böylece Ramazan sonrası için istikamet üzere kalma potansiyeliniz de artacaktır. Bu sebeple ilk plan sağlam bir şekilde kurgulanmalı ikincisi taslak bir şekilde hazırlanmalı ve Ramazan boyunca gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

    Ramazan’ı tasavvuf erbabının Allah yolunda hakikate ulaşma çabasına eşdeğer bir gayret içinde geçirmek gerekir. Allah’ın rızasına ulaşabilmek için elinde tuttuğu Kur’an ve Sünnet fenerleri ile menzile ulaşmaya çalışan salik, her türlü nefsani ve şeytani engellemelere rağmen yılmadan, fütur göstermeden yolunda ilerler ve bu kutsal ışıkların yol göstericiliği ile cehdu peymanının karşılığını alma ümidi ve her an dehlizlere düşüp kaybolma korkusu ile her daim yüksek bir teyakkuz halinde başı dik, kalbi buruk ama hep bir sekine içerisinde bulunma durumundadır. işte Ramazan’ı karşılayan mümin de aynı his ve şuur içerisinde bulunmalı ki bir salik bir mürid misali hedefine ulaşabilsin veya en azından bu hedef uğruna hayatını sürdürsün.

    Büyük alim Erzurumlu ibrahim Hakkı Hazretleri, değerli eseri Marifetname’de salik’in bu yola baş koyduğunda yapması gerekenleri altı madde halinde sırlamış:

    1. Az yemek (24 saatte maksimum 200 gram)
    2. Az uyumak (bir günde maksimum 4 saat)
    3. Az konuşmak
    4. inzivaya çekilmek
    5. Zikir yapmak
    6. Daimi surette Allah’ın azametini ve kudretini düşünmek

    Bu maddeler Ramazan’ı dört gözle bekleyen mümin için de pratik uygulamalardır. Yukarıda sayılanlar yazıldığından daha zor şartlar aslında. Hele konformist modern zaman insanı için konforu yerle bir etmek anlamına gelen bu şartları hayata geçirmek o kadar ağırdır ki, evvela kafasında bitirmeden pratiğe dökmek imkansız kabilindedir. Kendimize bunları uygulamayı ikna ettirmek bile bir süre gerektir maalesef.

    Ben bu maddelere haddim olmadan bir tane daha eklemek istiyorum: Okumak

    Ramazan boyunca geniş kapsamlı bir okuma faaliyeti içerisine girmemiz, yukarıdakilerle birlikte gelişimimiz yani Allah yolundaki terakkimiz açısından tamamlayıcı bir unsur olacaktır. Bu bağlamda okuma faaliyetini çok geniş bir çerçevede alıyor ve 4 ana başlık altında detaylandırmak istiyorum:

    1. Kendini okumak
    2. Tabiat kitabını okumak
    3. Kur’an’ı okumak
    4. Peygamberimizi okumak

    yazının devamı : http://www.genchacilar.or...ageID=KoseDetay&id=41
    0 ...
  6. 123.
  7. asla tam olarak anlaşılmayan ve anlaşılmak istenmeyen dini vecibelerin yerine getirildiği, ülkeyi baştan sona değiştiren kutsal günler.

    oruç tutmanın anlamını bilmeden, herkesin oruç tutması zorunluymuş gibi gösterilerek zorla imana getirilme eylemleri başlar. halbuki amaç fakiri anlamak, mideye nefse hakim olabilmektir. başkasının yemek yiyebildiği bir yerde asıl yemek yiyemeyerek yoksulun,sokakta yatanın hissiyatını algılamaktır öenmli olan. aksi halde heralde dağda, kimsenin bulunmadıgı bir mağarada otuç tutmak sünnet olurdu.

    amk skinin keyfine dolaşırken acıktıgında yemek, sevişmek istediğinde hatun buluyorsan,canı cok istediği halde skini tutan birinin halini nasıl anlayabilirsin?

    maksat herkesin kaplı oldugu bir ortamda bayanları dikizlemek değil, esas bikinili göbekleri acıkta, dekolteler sağlam olduğu halde dikizlememektir.

    ögren amk.

    kardeşliği, birlikteliği pek guzel ögreniyorsan da işin amacını es geçiyorsun. kardeşine, akrabana, iş ortaklarına kısacası sahip olana yemek ver, sokakta kalana iftar verme! oldu gözlerim doldu. bre öküz! esas ihtiyaç sahibine ifar yemeği götürürsün.

    ögren amk

    yok deniz feneri yok insanı yardım vakfi yok cami minare inşaatı yok bilmem ne derken fitre ve zekatları iç edenleri tercih etmeye devam et. gözleri yaşlı evine sıcak bir aş isteyenleri, açıkta kartonlarla kaplı evlerde yaşayanları siktir et değil mi?

    tanrıya yakın olayım derken iyice uzaklaşıyoruz şu güzelim günlerde.

    sanki klasik bir ritüel gibi yaşayıp geçiriyoruz, olması gerekenden çok daha farklı olarak.

    ögrenciler yazın tatilde olsa da kış ayına rastlayan bir ramazan günü kaç defa sini içersindebir sıcak çorba dolu kase götürdün acaba?

    sonra da ben müslümanım.
    2 ...
  8. 122.
  9. cehennemde benim gibileri kurtaracak güzel ay. otuç tutuyorum olm ben ilkokul 5 den beri aralıksız. yırtarsak buradan yırtarız. olmadı çok zor.
    0 ...
  10. 121.
  11. ay dahilinde kurulan sofralar diğer her aydan daha zengin daha güzel olur. yemekler daha lezzetli daha kıymetlidir. kışın olsa daha bir hoştur.
    0 ...
  12. 120.
  13. geneli itibariyle et yiyemeyen bir Milletin öküz gibi yiyerek gösteriş yaptığı aydır...

    Yok böyle bir şey. Yeme alışkanlığı kuru ekmek de olsa 50 porsiyon yemek olan öküzler haricinde vatandaş adam gibi beslenememektedir. bu sadece fakirler, yoksullar için geçerli değil. bir kilo et kaç para? bitti.. sen o eti rahat rahat yiyebilmek için şimdinin çok çok üstünde maaş alman lazım. Türk Milletinin geneli yetersiz beslenmeye, ot kafalı olmaya, itilmektedir ki otun çöpün pazardaki fiyatı bile dünyanın parası.

    Hal böyle olunca ramazanda çıkıp "azla yetinin, milletin açlığından anlayın" falan filan ajitasyonu zaten yetersiz beslenen insanlar yetersiz beslendiklerinin farkına varmasınlar diye ortaya atılmış bir fikirden öteye gitmez. Masaya otururken Allah'a şükredin elbette, aç kalınmadığı için ama neden daha iyisini yiyemiyorum, yaşayamıyorum diye de sorgulamamazlık etmeyin. Birilerinin birileri tarafından aç bırakılması sizin daha iyilerini isteyemeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Bir çorba bir kuru ekmekle de doyarım yok, emeğin neyi hakediyorsa onunla doyman lazım, istemen lazım. istemezsen asıl emeğinin karşılığını acıdığın somalililere dönersin!
    0 ...
  14. 119.
  15. müslümanlık gösterişi yapılan ay, zaman dilimi.

    insan olan ramazandan sonra 3-5 kilo alır mı? iftar ayrı, sahur ayrı sayısız yemekler, tatlılar.

    amaç açlığın ne olduğunu anlamaktı ama 1300 yıldır şölen halinde kutlanır. peygamber öldü yeni yaşam başladı, öküz öldü ortaklık bitti.
    1 ...
  16. 118.
  17. 117.
  18. yine buyur, bizden senden memnunduk sen de bizden memnun ol. azımızı çoğa say. hoşa gel. hoşayende gel. yine gel.
    gelişin güle güle gidişin güle güle, her işimiz güle güle ola.
    bir hatamız oldu ise affola. yapılanlar makbul ola. tevbeler kabul ola. zenbimiz mağfur ola. sa'yimiz meşkur ola.
    0 ...
  19. 116.
  20. dünyanın en gereksiz şeyi. insanlar kendini aç bırakır otobüselerde leş gibi ağızları kokar ve açlıktan orda burda bayılırlar.
    0 ...
  21. 115.
  22. bizim evin sofrası bugüne kadar 3 çeşitten aşağı düşmedi.
    çok uzaklara gitmeye bile gerek yok belki 200 metre uzağımdaki aile ekmek bulamıyor orucunu açmak için.
    ramazanı hala geniş aile toplantıları, ziyafetler ve aç kalmak olarak nitelendiriyoruz.
    sofraya her oturduğumda artık midem bulanıyor, iştahım kaçıyor.
    yer yüzünde hala açlıktan ölen bebekler ve çocuklar varken bizler alışkanlıklarımızdan ve lükslerimizden vazgeçemiyoruz.
    soframızda sadece basit bir çorba ve ekmek olsa bile doyabileceğiz. ama ısrarla çeşit çeşit yemekler istiyoruz.
    bence pek çok kişi mesaj atmakdan daha fazlasını yapmalı. sofralarımızdaki yemek sayısını azaltıp artan parayı bir yerlere, ihtiyaç sahiplerine(fakirler, afrika somali neresi olursa) göndermeliyiz.

    yoksa bakıyorum. bir ineği yiyeceği bir şey olmayan bir yere bağlasam sabah ezanıyla, akşamda çözsem. oda oruç tutmuş oluyor. bende. bir farkımız yok.

    herkese hayırlı iftarlar.
    0 ...
  23. 114.
  24. 113.
  25. bugün içinde bulunduğumuzu unutup, sokaklarda sigara içerken aklıma gelen kutsal ay. ben de neden bu insanlar bana böyle dik dik bakıyor diyorum.
    0 ...
  26. 112.
  27. bir erkek ismidir. islam dininde kutsal sayılan bir aydır, hicri takvimin 9. ayıdır. "çok sıcak" anlamına gelen arapça bir sözcük olan "ramiza" kökünden türemiş bir sözcüktür.
    0 ...
  28. 111.
  29. güzel bir turnusol kağıdıdır.

    neden derseniz. diyelim ki müslüman değilsiniz veya çeşitli sebeplerden dolayı oruç tutmuyorsunuz.

    bana ne derler, başıma bir iş gelir mi, delinin biri gelip bıçağı takarsa gibi çekinceleriniz yüzünden ramazan ayında dışarıda yemek veya içmekten sakınca duyuyorsanız eğer, bu tam da son zamanların moda tabiri mahalle baskısıdır. çevreniz sizi olmadığınız biri gibi gözükmeye zorluyordur.

    aynı şekilde eğer ki siz çevrenizi olmadığı biri gibi gözükmeye zorluyorsanız, ya da ramazanda oruç tutmadığı anlaşılan birini görünce rahatsızlık duyuyorsanız veya hakkında kötü düşünceler içine giriyorsanız, bunun adı kültürsüzlüktür. zorlamaya, baskı kurmaya kadar da gidebilir bu kültürsüzlük hali.

    peki kültür nedir? oruç tutmayan bir kişi (korku ve çekincelerinden bağımsız olarak) dışarıda yemek yememeyi seçmişse bu şehir kültürüdür. ya da bir oruçlu, oruç tutmayan birinin dışarıda yemek yiyebileceğine inanıyorsa, kendisi oruç tutuyor diye kimsenin hayatına ipotek koymak gibi bir hakkı olmadığını biliyorsa bu da şehir kültürüdür işte. inadına yemek veya yedirmemek ise kültürsüzlüktür. nasıl ki oruç tutan birinin canını çektirmek için karşısına geçip yemek yemek zalimlikse (yalnız burada eylem amacının canını çektirmek olduğunu belirtelim. kimse karşı tarafın oruçlu olduğunu düşünmek zorunda değildir. düşünse incelik olur; ama değildir. burada kastedilen eylem karşı tarafa nispet yapmak amaçlı yemek yemek.) aynı şekilde oruç tutmayan birine yemek yedirtmemek veya buna sebep olmak da zalimliktir.

    dinde bunun örnekleri çoğaltılabilir. kimse ezanı dinlemek zorunda değildir, kimse ramazan davuluyla uyanmak zorunda da değildir. nasıl ki belirli bir desibel'in üstünde müzik açmak insanları rahatsız ediyorsa günde on beş yirmi dakika da olsa bütün şehre bir şeyi dinletmek de sorgulanabilmelidir. burada ezanı ya da davulu örnek olarak verdim. kilise çanı ya da herhangi başka bir ses de buna dahildir. bunu söylediğiniz zaman insanlar hemen "dinime saygı duy" demeye başlıyorlar. ama mesele şu ki kimse kimsenin dinine, inanışlarına saygı duymak zorunda değil. ona karşı herhangi bir sempati beslemek zorunda da değil. ki din hiçbir zaman kendisinden başkasına saygı duymazken... ülkemizde kaç müslüman günde beş vakit adamın birinin çıkıp da "allah yoktur ve muhammed yalan söylüyor" diye bağırmasına ve bunun tüm şehre dinletilmesine tahammül edecek? o kişiler hemen linç edilmeyecek mi? bu durumda dinime saygı duy görüşü ne kadar samimidir sorgulamak gerekmez mi? ezan kaldırılsın diye bir şey demiyorum yanlış anlaşılmasın. ancak din karşı tarafa saygı duymaz bunu demeye çalışıyorum.

    şimdi bir ramazan daha başlıyor ve ramazan ayı turnusollük görevini layıkıyla yerine getirecek. bütün hoşgörüsüzler tek tek ayıklanacak. kendi tutuyor diye başkalarına azap çektiren insanların orucu ne kadar geçerli olur merak etmekteyim. illa yedirmemelerine gerek yok. trafikte diğer sürücülere bağıracaklar. en ufak şeyden kavga çıkacak. insanlar sinirli ve agresif olacaklar. şimdi bütün bunlara sebep olan bir ibadet, hayırlı ve geçerli midir? müslümanların bunu sorgulaması lazım. yani bir anlamda ramazan müslümanları da ayıklayacak. oruç tutanlarla tutmayanlar arasında değil; yanlış tutanla doğru tutan arasında bir ayıklama olacak bu. tutmayan adam zaten tutamayacağını ve kaş yapayım derken göz çıkaracağını bildiği için tutmuyordur. ama bir de zorla tutanlar var, işte bu trafik canavarları, kavga çıkaranlar ya da diğer insanları kendi memleketinde gavur ilan eden adamlar gibileri... işte bunların orucunun geçerli olduğuna inanmıyorum ben. ha ben din alimi miyim, değilim. bir de işin ilginç tarafı bu son saydığım tipte adamlardır hep dinime saygı duy diyen. oysa başkalarına saygı duymayı öğrense bu lafı söylemesine gerek kalmayacaktır, bunu bilmez.
    2 ...
  30. 110.
  31. hicri takvimde yer alan aylardan on birincisidir.
    bu sürecin başlaması ile, otobüslerde, sokakta, koridorda, kantinde, hastane bahçesinde, yediğiniz her şeyin hesabı açları anlamak için oruç tutanlarca sorulacaktır.
    çünkü açlar, kalan on ayda siz ve oruç tutan müslümanlar otobüslerde, sokakta, koridorda, kantinde, hastane bahçesinde bir şeyler yerken baktılar.

    bir de bu zaman dilimiyle birlikte, mini etekti, şorttu, t-shirttü ne bileyim bu tarz şeyler giyinmek yemek yemek kadar kötü bakışlara sebep olmasa da , hoş karşılanmayacaktır.

    iftara yetişmek için herkesin çabaladığı akşam vakitlerinde oruçlu ağızlarıyla küfreden insanları görmek sıradanlaşacaktır çünkü kalan 11 ayda hayırlı olmayan kul 1 ayda mı düzelecek allasen?
    0 ...
  32. 109.
  33. geldi geliyor derken çok şükür bu sene de varmak nasip oldu. hayatımın en güzel ve en zor günlerini geçirdiğim için ayrı bir heyecanla beklediğim 11 ayın sultanı. içinde bulundurduğu kadir gecesiyle belki de kurtuluşumuza vesile olacak ay. rabbim daha nicesine ulaştırsın bizi. hayırlı ramazanlar.
    1 ...
  34. 108.
  35. bu ayın gelmesiyle birlikte pide hurma pastırma daha çok satılır. ama bu sene yaz rast gelmesiyle karpuz kavun gibi bilumum sulu meyvelerin daha çok gitmesi muhtemeldir. ayrıca midemiz bir rahatlasın arkadaş. makinemi bu.
    0 ...
  36. 107.
  37. ramazan ayı gelmesi dolayısıyla göz önünde içtiğim suyu artık gizlice içeceğim. tek fark bu olacak benim açımdan.
    0 ...
  38. 106.
  39. ramadzan gibi bir teleffuzu olan kelimedir fakat biz türkler kolaylık olsun diye tek z ile geçiştiriyoruz.

    arapça yazılırken o aradaki harf aslında "dat" harfidir ve arapçadaki en zor harflerden biridir.
    0 ...
  40. 105.
  41. gelmekte olan ay.
    sosyal açıdan önemlidir. o kadar insanın fakir halinden anlamak için, rab için, aç kalmaları.
    0 ...
  42. 104.
  43. doğulu bir arkadaşın ifadesi ve şivesiyle 'milletin müslümanlıgının tuttugu ay'
    1 ...
  44. 103.
  45. kalabalık toplu taşıma araçlarında, mide bulandırıcı iğrenç ağız kokularının başlıca sebebi olan orucun, yaygın olarak tutulduğu zaman dilimine verilen isim.
    2 ...
  46. 102.
  47. aramızdan ayrılırken bir çoklarının 'nasıl da geçip gitti' diyerek üzüldüğü aydır..

    kıymetini bilmek er kişi işidir..
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük