iftara 15 dk kala cadde üstündeki kiracınız olan işlek fırının arka kapısından girip hızlıca alınca sırada bekleyen insanların sizi bakışlarıyla yemesine neden olan üstü susamlı, ekmeğimsi, yumuşacık ve peynirle iyi giden ramazan klasiği.
eski fırınları bilmezsiniz çoğunuz. hemen hepsi meşhur taş fırın. zemin taş, kütükler alev ve kor. çıtır çıtır sesler ara nağme sanki. eli yüzü un içinde beyaz adamlar. gramajı pek bilmesek de eminim fazlası var eksiği yoktur. eskiden çalma çırpma pek olmazdı. yapanlar barınamazdı ki.
ekmeği, pideyi ben alırdım kendimi bildim bileli. bendeniz evin küçük çocuğu. ramazanda çok severdim fırına gitmeyi. bir başka koku yayılırdı mahallemizin küçük odasından. ablam elime bir kaç yumurta tutuştururdu. amcalara ver üstüne sürsünler diye tembih ederdi. giderken sakın kırma hayı eksik etmezdi. tezgaha yaklaşırdım, sıra varsa sıramı beklerdim. beklerken küreklerin arka arkaya fırından içeriye giriş çıkışlarını seyrederdim korkulu gözlerle. ateşten korkardım. ekmek küreklerini öyle ahenkle hareket ettirirlerdi ki, kürek üstü dolu ekmek ve pide hamurlarını hafif bir yan hareketle kızgın taş zemine bırakır ve çekerlerdi, dans figürü gibi eksiksiz ve aynı ritimde.
sıra bana gelince hafifçe ayak parmaklarımın üstüne yükselir amca derdim üç pide, bunları da üstüne diye uzatırdım yumurtaları. hamurkar usta elleriyle önüne aldığı topak topak hamurlara önce un serper, sonra inanılmaz dairesel biçimler kazandırırdı hamura. parmak uçlarıyla dokunur gibi çukurlar oluştururdu. bir yanında verdiğim yumurtaları çırpmıştır. fırçaya benzer bir aletle yumurtaları üstüne yedire yedire sürer ardından minik siyah çörek otlarından serperdi üstüne. elleriyle en seri şekilde küreğe yerleştirdiği özel sipariş üç hamuru ateş kuyusuna bırakırdı.
beklemeye başlardım. beklerken seyre devam ederdim. insanlar bir aceleyle gelip, fırından taze çıkmış pidelerini ipten filelerine doldurup giderlerdi. arı kovanı gibidir fırınlar.
çocuk sesiyle uyanırdım hayallerimden, üç adet nar gibi kızarmış pidem hazırdı. öyle sıcak olurdu ki fileme koyana kadar sanki alev alırdı parmaklarım. çoğu zaman sırada bekleyen insanlar yardım ederdi fileme yerleştirmeme. eskiden ne çok yardımlaşırdık bilseniz.
kapısı her zaman açık olan yeşile boyalı kapıyı ayağımla iter ben geldiiimm.
şimdi ne garip. her şey al gülüm ver gülüm. gide gide makineleşti her şey. nazımın marifetmiş gibi dillendirdiği mısralar gerçek oldu. makinalaşmak istiyorum trum trak tiki tak. ne kadar yavan ve insansız bir hayat.