öncelikle radyoloji ne demektir onu açıklamakla başlayalım.
Radyoloji sözcüğünün kökeni eski yunancadır. Işın anlamındaki radius ve söz anlamındaki logos sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. Türkçe'ye ışın bilimi olarak çevrilebilir.
Radyoloji tıpta bir uzmanlık dalıdır. Bu uzmanlık dalında birçok ileri teknoloji ürünü modern makine araç-gereç bulunur. Bu makinelerin görevi vücudun organ ve dokularının fotoğrafını çekmektir. Vücut içerisindeki organ ve dokuları görüntüleyen bu makinelerin çalışma prensipleri aynı değildir. Her biri değişik enerji türleri ve değişik fizik prensiplerle çalışır.
Radyolojik görüntülerin iki işlevi vardır:
1.Organ ve dokuların hasta olup olmadığını belirlemek; yani hastalıkları saptamak ve tanı koymak (teşhis etmek)
2.Bu görüntülerin klavuzluğunda hastalıklı bölgeden iğne ile parça almak ya da tedavi amacıyla o bölgeye müdahale etmek
Bu tanımlamalardan radyoloji uzmanlığı içerisinde farklı iki alanın var olduğu anlaşılıyor. Biz bunlardan hastalıkların tanısı yani teşhis ile uğraşan kısmına radyodiagnostik veya diyagnostik radyoloji diyoruz. Türkçe karşılığı olarak radyolojik tanı ya da tanısal radyoloji de diyebiliriz. Diğeri ise tedavi ile ilgilidir ve girişimsel (interventional) radyoloji adını alır. Girişimsel radyolojide diyagnostik radyoloji yöntemlerininin kılavuzluğunda hastalıklı bölgeye tedavi amacıyla dışarıdan müdahale edilir.
Radyoloji uzmanlık eğitiminin süresi 5 yıldır. Ayrıca eğitim süreleri ikişer yıl olan nöroradyoloji, girişimsel radyoloji ve pediyatrik radyoloji isimli üç üst uzmanlık dalı vardır
Radyografi:
Wilhelm Conrad Röntgen in buldugu x ışınları ile yapılan görüntülme yöntemidir.
münih üniversitesinde öğretim üyesi olan Wilhelm Conrad Röntgen Öğretim üyeliği görevinin yanı sıra araştırmalar da yapmaktaydı. 1885 yılında kutuplanmış bir yalıtkan hareketinin, bir akımla aynı manyetik etkileri gösterdiğini açıkladı. 1890'lı yılların ortalarında çoğu araştırmacı gibi o da katot ışın tüplerinde oluşan lüminesans olayını incelemekteydi. Crookes tüpü adı verilen içi boş bir cam tüpün içine yerleştirilen iki elekroddan (anot ve katot) oluşan bir deney düzeneği ile çalışıyordu. Katottan kopan elektronlar anoda ulaşamadan cama çarparak, floresan adı verilen ışık parlamaları meydana getirmekteydi. 8 Kasım 1895 günü deneyi biraz değiştirip tüpü siyah bir karton ile kapladı ve ışık geçirgenliğini anlayabilmek için odayı karartıp deneyi tekrarladı. Deney tüpünden 2 metre uzaklıkta baryum platinocyanite sarılı olan kağıtta bir parlama farketti. Deneyi tekrarladı ve her defasında aynı olayı gözlemledi. Bunu mat yüzeyden geçebilen yeni bir ışın olarak tanımladı ve cebirde bilinmeyeni simgeleyen x harfini kullanarak x ışını ismini verdi.
X ışınları aracılığı ile ve röntgen aletinde resim alma işi. Bir cisim X ışınları ile aydınlatıldığı vakit, X ışınlarını en çok soğuran kısımlar gölge meydana getirirler. Bu gölgeler ya flüorışıl bir ekran üzerinde görülürler (radyoskopi) ya da bir fotoğraf plağı üzerine alınabilirler. Bu durum, radyografiyi meydana getirir. Gerek radyoskopi, gerekse radyografi, kemik kırıklarını (kemik X ışınları için saydamsız gibidir), çeşitli organ afetlerini (ciğer, mide, böbrek) göstermek için tıpta kullanılır.