-iyi misin
+iyi olmaktan siklerce metre uzaktayım
-peki şimdi ne olacak
+ne mi olacak. ne olacağını söyleyeyim. buraya en irisinden bir kaç pompacı zenci çağırıcam ve bu pisliği geberinceye kadar boru döşeyecekler. beni duyuyor musun ha.. kıçında orta çağı yaşatıcam.
--spoiler--
hatırladığım kadarıyla yazdım eksikler olabilir.
Her hatırladığımda, ''O ne saçma filmdi öyle, boş boş diyaloglar vardı'' dediğim, ama sonra filmi yine baştan sona hatırladığımda ve özellikle son sahnelerini hatırlayınca ''Yok be, gayet de sağlam bir şaheserdi.'' dediğim filmdir.
etkisinde uzun süre kaldığım bir tarantino filmi. en beğendiğim kısım ise dans bölümüdür özellikle john travolta abimizin o dans sahnesini 50 defa izlemişimdir.
bir film yapıtı olarak pulp fiction dan bahsedecek olursak, quantin tarantino nun çok boş ya da dolu sohbetlere sebebiyet veren bu filmi bana göre oldukça ilgi çekici ve içindeki diyaloglar olsun, kamera açıları olsun, oyunculuklar olsun ve elbette filmdeki müzikler olsun her şey üzerine konuşmak gerekir.
ilk olarak filmin konusundan bahsedecek olursak her ne kadar boş görünse de bunun sebebi bence film akışının karışık olmasıdır. filmi sonuna kadar ilk izlediğinizde çok az şey anlamanız gayet normal. ancak ikinci kez dikkatlice izlediğinizde taşlar tek tek oturmaya başlar. filmin ana konusu kim olursak olalım yaşadıklarımız yaptığımız tercihlere ve biraz da şansa bağlıdır, hayatımız buna göre şekillenir ve çevremizdeki insanlar yaptığımız tercihlere göre tepki verirler. buna örnek verecek olursak butch karakterinin kendisi için çok önemli olan dedesinden babasına ve ondan da kendisine kalan saatini sağa salim aldıktan sonra sevgilisine dönüş yolunda mafya babası marsellus a elinde öteberi ile rastlaması(bu da bana garip gelmiştir, bir mafya babası neden kendi bir kafeye gidip kahve alma ihtiyacı duyar bilmem hele de yanında tek bir adamı olmadan) ve bir takım hareketli sahnenin ardından gay olan dükkan sahibinin ve polis memurunun ellerine düşmeleri ve kurtuluş şekilleri yeterli olacaktır. yeterli olmazsa eğer filmin son sahnesinde iki tetikçi karakter olan jules winnfield ve Vincent vega biraderlerinin yaptıkları tercihler sonucunda birinin hayatına devam ediyor, diğerinin ise öldüğünü idrak etmiş olmamız da örnek verilebilir.
ana konun yanında birden çok var olan alt anlatılardan bir tanesine dikkat çekmek istiyorum bir de. örneğin Vincent ve mia nın gittikleri restoran sahnesinde yemek yedikleri sıradaki diyaloglarına bir göz atalım.
mia: nasıl buldun?
Vincent: bana sorarsan canlı mumya sergisi gibi bir yer.
...
Vincent: Marilyn Monroe masasının daha iyi olduğu kesin.
mia: hangisi? iki tane var.
Vincent: hayır iki tane değil. Marilyn Monroe o. bu mary van doren. jim westfield(bu isimden emin değilim) göremedim. bugün izinli herhalde.
mia: çok zekisin.
şimdi bu sahnenin geçtiği restoranda tüm çalışanlar insanların hayranlık duyduğu ünlüler, çizgi roman kahramanlarıyla dolu. bence burada senarist ve aynı zamanda yönetmen olan abimiz ünlülerin bu hayattaki yerlerine bir gönderme yapmış gibi. şimdi ünlüleri bir düşünelim. onlar bizlerden çok daha zengin ve tanınan kişilerdir. hayatları bizler gibi sıradan değildir- mi acaba? aslında onları bizler böyle düşünüyoruz hayal ediyoruz. onlarda tıpkı restorandaki garsonlardan farklı değiller. tamam bir takım yetenekleri olabilir amma ve lakin bizlerin isteği şarkıları söylemedikçe, bizlerin sevdiği filmleri yapmadıkça bir hiçler. yani onlar sadece bize hizmet ediyorlar. tıpkı "ne vereyim abime" diye yanımıza sokulan değerli kardeşlerimiz gibi(burada herhangi bir aşağılama yok garson kardeşlerimize karşı. bende pek çok garsonluk faaliyetinde bulunmuş bir bireyim).
son olarak filmdeki müziklerin yerleştirilmesinden bahsetmek istiyorum. dikkat ederseniz tüm müziklerin duyulduğu yerlerde radyo çalıyor, apartman boşluklarında dairelerden geliyor ve ya bar gibi işletmelerin kendi müzikleri duyuluyor. burada da yine hem senarist hem de yönetmen olan abimiz filmin yine hayatın içindenmiş gibi göstermeye çalışmış, tıpkı filmdeki diyaloglar gibi.
yukarda bahsettiklerim ve daha nice bir çok şey var bence filmde hatta sayfalar dolusu özel bir dosya oluşturulabilir bu film hakkında. belki bizdeki pek çok yönetmen ve senaristler bir şeyler öğrenebilsin diye.
Tipik efsane tarantino filmi yine cok basarili yine cok iyi sahneleri var sin cityden sonra boyle bir filmi hep arzulamistim iyi ki izlemisim cok keyif aldim kadrosu filmin zaten efsane harikaydi gercekten.
-Jambon ister misin?
+Yo yo yo ben domuz yemiyorum.
-Yahudi misin?
+Hayır yahudi değilim, sadece domuza takılmıyorum hepsi bu.
-Nedenmiş o?
+Domuz boklu bi hayvandır, pis hayvanları sevmem.
-Sosisine doyum olmaz, jambonu damağa hitab eder.
+Hey, lağım faresinin tadı da bal kabağı tatlısı gibi olabilir ama bunu bilemicem, çünkü o pis orospu çocuğunu yemem.
filmin konusunu ve kendisini çok çok farklı duyduğundan izlediğimde çok şaşırdığını film.
sanki arkadaşın anlattığı korku-gerilim filmi izliycem derken romantik-komediye girmisim gibi oldum. olmadı yani.
94 yapımı Tarantino filmi.samuel jackson,john travolta,bruce Willis,harvey keitel,uma thurman gibi yıldızları barındıran,olaydan olaya atlayan,marsellus isimli mafya babasının adamları etrafında dönen film.ben john travoltadan ziyada samuel jackson un performansını çok beğendim.özellikle bu ikili arasındaki argo konuşmalar çok içten olmuş.tarantino ise korkak jimy rolünde hayat bulmuş.en çok bruce Willis in saati kaybettiği anlara,travoltanın zenci çocuğu öldürdükten sonraki halleri ve samuel jackson un silahı dayarken söylediği sözler filmin en güzel sahneleriydi.aksiyon,kan,şiddet ve argo içeren bir film istiyorsanız oldukça ideal.
--spoiler--
-adın ne. -Butch -Anlamı nedir? -Amerikalıların isimlerinin anlamı yoktur.
--spoiler--