bu hastalıklar genel olarak iki ana grupta incelenir.
psikozlar ve nevrozlar.
psikotik hastalıkların nedeni esas olarak ( yani çok büyük oranda ) beynin kendi iç yapısından kaynaklanır.
nevrotik hastalıklar ise çevresel faktörler ( ruhsal travmalar, yaşam olayları, yoğun kaygı, stress, beslenme bozukluğu vs vs ) ve beynin kendi iç yapısının soruna değişik oranlarda etkide bulunduğu durumlardır.
gerçeklik duygusunu kaybetme ve rasyonellikten uzaklaşma. *
lan şimdi düşününce, senelerce önce biri bana böyle bir şey söylese söverdim amk. ama gerçekten de durum bundan ibaret. bir insanın psikolojisi bozuluyorsa bunun (bana göre) iki sebebi vardır.
1. gerçeklikten kopmuştur: yani olmayan şeylere kafayı fazla yormuştur. giderek farklı dünyalara girer ve sonu şizofreniye kadar gider. *
2. rasyonel davranamıyordur: yani duyguların üzerine çok eğilmiştir. ama daha sonra öğreneceği bir şey var ki, bu dünyada duygularla değil akılla hareket etmek zorundayız.
Yukarıda arkadaş çok güzel bir bakınız ile durumu açıklamış parasızlık.net * fakirin psikiyatrik rahatsızlığı olamaz olsa olsa parasızlıktan ötürü yaşadığı sefil hayatı olur. örnek olarak şimdi cebinde istediklerini yapman için yeterli miktarda para olsa her şey çok güzel olur öyle değil mi?
benim panik atağım var diyen fakirler gördüm halbuki parası olmadığı için kendini kötü hissediyordu ayrıca panik atak paralı adam hastalığıdır:) evet (bkz: paralı adam) cinsiyetçiliğin dibine vurarak çok net söylüyorum para, adama yakışır kadına yakışmaz (bkz: swh) konu nereden nereye geldi neyse parasızlıktandır o hisler ve parasız adam her zaman parasız adamdır geçmiş olsun.
Kendini gerçekleştirmekten çok uzak olmak, bu fırsatı yakalayamamak. Günün sonunda olmak istenen kişi ile dönüşülen kişi arasındaki büyük mesafe.
Vitamin eksikliği, hormonlar, stres, parasızlık, sevgisizlik...
Bazılarında genetik altyapı olsa da hemen hepsi bireyin yaşadığı toplum ve çevreyle ilgilidir. Buna beşikte olduğu ve bilinçli biçimde hatırlamadığı dönem de dahil.
Yine insulin gibi sacma bir ornek verilmis.. bu insulin mevzusunu ilk entrylerimde de paylastim, ama ozet geceyim; seker hastaligi fiziksel nedenlerinin ne oldugu bilinen bir rahatsizliktir. Ve insulin zaten vucutta bulunan bir hormondur. Psikiyatrik ilaclar ise bulunmaz. Akil, ruh vs hastaliklarinin fiziksel nedenlerininde ne olduğu henuz belli degildir, (eger yine konu zihnin isleyici bile olculemiyorken dopamin gibi sacma bi yere ve bu beyinde nasl isledigi bilinmeyen ilaclar ile hormona ayar cekilmesine gelicekse onceki entrylerime bakilabilir. Rahat bulursunuz daha cok insana ulassin diye kopyala yapistir yaptim kac tane basliga)
Tüm dünyaya psikiyatrinin bir tıp, bir bilim olmadığını göstermek için;
Psikiyatri tarihinin belki de en çarpıcı deneylerinden biri olan ve "Pat Deneyi" olarak da bilinen "Rosenhan Deneyi", David Rosenhan isimli, bu yola baş koymuş biri tarafından yapılıyor.
Psikiyatri Dünyasını 7.5 Şiddetinde Sallayan Sıra Dışı Bir Çalışma: Rosenhan Deneyi..
(Bu deneyi kimse hiçbir şekilde inkar edemez çünkü kesin kanıtlıdır, DSM bile inkar edemez)
Rosenhan'ın da dahil olduğu ve toplamda üç psikolog, bir psikiyatr, bir öğrenci, bir pedagog, bir ev kadını ve bir ressamdan oluşan sekiz kişi, ayrı ayrı, gaipten sesler işittiklerini söyleyerek bir kliniğe müracaat ederler. Pek tabii ki bu 8 kişinin aslında hiçbir rahatsızlıkları yoktur. Nitekim kliniğe kabul edildikten hemen sonra, bir rahatsızlıkları kalmadığını söylemeleri ve normal davranmaları konusunda anlaşmışlardır ve öyle de yaparlar.
Tam bu noktada çok ilginç bir şey olur ve klinik yönetimi hasta olduklarını düşünerek iddialarını kabul etmez. Israrlı şekilde iyi olduklarını söylemeye devam ederler, fakat en erken çıkan bile klinikte yedi gün kalmak zorunda kalır.
(Rosenham çalışmasını burada sonlandırmaz ve devam eder.)
Klinikten çıkanlar, aynı iddialarla ve bu sefer farklı isimlerle başka bir kliniğe başvururlar. Grup her seferinde çeşitli sesler duyduklarını iddia ederek başvuru yapar ve bu şekilde toplamda tam 12 tane kliniği ziyaret eder. Hastanelerin ve doktorların kalitesinin deney üzerinde etkili olmadığını göstermek için farklı türde kliniklere başvururlar. Bu klinikler arasında kırsal kesimlerdeki devlet klinikleri, büyük şehirlerdeki üniversite hastaneleri ve bir özel hastane vardır.
Yalancı hastalar da hastaneler gibi, eğitim, meslek, yaş gibi yönlerden birbirlerinden oldukça farklılardır ve tanınma ya da araştırılma riskine karşın takma isimler kullanırlar. Tüm bunlar, deneyin yanlı olmadığını kanıtlamak için yapılır.
ilginç olan şudur ki, bütün klinikler bu 8 kişilik grubun tamamına hastalık teşhisi koyar.
Gaipten sesler duyduklarını söyleyerek kliniklere başvuran 8 hastanın tümü, “boş”, “boşluk”, “nafile” gibi sözcüklerin kafalarında tekrarlandığını iddia ederler, ki bu sözcükler David Rosenhan ve ekibi tarafından, varoluşsal bir krizin sinyallerini verdikleri için özellikle seçilmiştir. Gruptan 7 kişiye şizofreni, 1 kişiye manik-depresif psikoz tanısı konduktan sonra tümü hastaneye yatırılır.
Hastaneye yattıkları andan itibaren tamamen “normal” ve uyumlu davranan, artık ses duymadıklarını söyleyen kişilerin hasta olmadıklarına hekimleri ikna etmeleri, ortalama olarak 19 gün sürmüş, bir keresinde kişilerden biri tam 52 gün hastanede tutulmuştur.
ilginçlikler burada da bitmiyor, çünkü klinik yönetimleri asla hastaların iyi olduğuna inanmıyor.
Hastaneden taburcu ederken bile "gerileme dönemindeki şizofreni" teşhisi koyarak yolluyorlar. Rosenhan’a göre bu tanı, akıl hastalıklarının iyileştirilebilir olarak görülmediğini gösteriyor; çünkü gerileme durumunda şizofreniye sahip olmak, aklı başında olduğunuz anlamına gelmiyor. Kimse iyileşmiş bir kanser hastasını kusurlu olarak görmezken, tek bir “çeşitli sesler duyma” şikayeti bile bir hastanın hayatı boyunca üzerine yapışacak bir etikete sahip olmasına sebep olabiliyor.
Rosenhan’ın ortaya koyduğu deneyin ilk sonuçları, psikiyatri camiasında büyük tartışmalara sebep oluyor.
Öyle ki, ülke genelindeki klinikler deneyin sonuçlarına ateş püskürüyor ve kendilerinin diğer hastaneler gibi bu tarz hataları asla yapmayacaklarını söylüyorlar. Hatta bir hastane yönetimi, David Rosenhan ile iletişime geçerek meydan okuyor ve hastanelerine önceden haber vermeksizin yalancı hastalar göndermesini istiyor.
iddiaları, ilk deneydeki durumun kendi hastanelerinde asla yaşanmayacağı, hastanenin doktor ekibinin bu yalancı hastaları gerçeklerinden ayıracağı yönünde.
Rosenhan, bu meydan okumayla karışık teklifi kabul ediyor.
Rosenhan’ın bu teklifi kabul etmesi üzerine, üç aylık süreç içinde hastane ekibi, hastaneye başvuran 193 hastanın 41’inin yalancı hasta olduğunu düşünüyor; ayrıca 42 kişiden de şüphe duyuyor. Hatta bu 41 hastanın 19’unun akıl sağlığının yerinde olduğu konusunda en az bir psikiyatrist ve bir hastane personeli daha görüş birliğine varıyorlar.
Sıkı durun, çünkü Rosenhan psikiyatri dünyasını bu ikinci çalışmayla iyice rezil rüsva ediyor. Şöyle ki, kendisi bu üç aylık süreçte aslında hastaneye bir tane bile yalancı hasta göndermiyor.
Bu ikinci araştırmadan sonra psikiyatri dünyası Rosenhan karşısında teslim bayrağını çeker.
Konuyla ilgili “Psikiyatri kliniklerinde, akıl sağlığı yerinde olanla olmayanı ayıramadığımız apaçık ortada” diyen Rosenhan, “ikiden fazla psikiyatri uzmanının normal zannedip sahte hasta olarak nitelendirdiği 19 kişi gerçekte normal miydi, yoksa akıl hastası mıydı? Bana kalırsa bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz” diye ekliyor.
Deneylerle ilgili bir çarpıcı durum daha var.
Öyle ki, ilk çalışmada hasta olduğu teşhisiyle hastaneye yatırılan 8 kişilik grubu, o an hastanede bulunan gerçek hastaların bir kısmı sahte hasta olarak görüyor.
Tam olarak detay vermek gerekirse, o sırada kliniklerde yatan 118 gerçek hastadan 35’i, bu 8 kişilik grubun bazı üyelerine "Sen deli olamazsın, herhalde hastaneyi teftişe gelen bir gazeteci ya da profesörsün" der, kalan hastalar da bu kişilerin önceden hasta olup şimdi düzeldiğine inanır.
Hastane görevlileri ise, onların birer "sahte hasta" olduğunu hiçbir zaman anlamaz.
Sonuç olarak bu muhteşem deney, psikiyatri dünyasında deprem etkisi yaratmayı başardı.
Rosenhan, ünlü makalesinde sorar "ikiden fazla psikiyatri uzmanının normal zannettiği, buna rağmen kliniğe yatırılan 19 kişi, gerçekte normal miydi, yoksa akıl hastası mı? Hiçbir zaman bilemeyeceğiz" ve "Şurası muhakkak ki" diye sürdürür, "Psikiyatri kliniklerinde, akıl sağlığı yerinde olanla, olmayanı ayıramadığımız apaçık ortada."
rosenhan makalesinin sonunda şöyle diyordu: "akıl hastanelerinde hastaları akıl sağlığı yerinde olan kişilerden ayırt edemediğimiz açık. hastanenin kendisi davranışın anlamının kolaylıkla yanlış anlaşılabileceği özel bir ortam dayatıyor. böyle bir ortamda bulunmanın hastalar üzerindeki sonuçları ise kesinlikle tedavi edici olmaktan uzak görünüyor."
Benzer deneyleri yıllar geçerken baskaları da yapmış ve çok benzer sonuçlar almıştır.