Prensesim? Pişt oradasın değil mi? Mercimeğim? Heh tamam. Herkes yerini aldığına göre başlayabiliriz...
Bizim yaş günlerimizin ard arda olmasının bana verdiği keyifi kesinlikle anlatamam sana. Gerçekten kardeş gibi hissediyorum ben, bütün sevgimi sunuyorum. Bana yazdığın her şeye ayrı ayrı sevgim var. Sana bugün de dediğim gibi; her harf için ayrı ayrı ölebilirim. Mercimeğin bahsettiği papatyalar bizim saçlarımızda. Biz ve bizim gibi herkesin. Bunu diğerleri göremez. Bu, sadece güzelliklerin ve cevherlerin farkında olabilen insanlar tarafından görülebilir. Saçlarımızdaki papatyaların sahipleri var biliyorsun değil mi? Bizi gerçekten görüp sevgi besleyen herkes o papatyaların sahibi. Mesela seni bundan yıllar evvel dünyaya getiren annen, en çok hak iddiası ona ait olsa gerek. Lütfen benim için anneni de kutlar mısın? Seni dünyaya getirmiş olması benim uçurumun en ucundaki bedenimi geriye sürükledi. Kelebek etkisi gibi işte. Mercimek de buna dahil...
Ben sevgiden bahsetmek istiyorum hep. Canını ya da canımı sıkan her şeyi fırlat bir köşeye. Hepsi bizim eylülümüzün yağmuruna karışsın. Sen sadece iyi olmakla meşgul ol. Çizdiğin her resim, tuvale vurduğun her fırça senin mutluluğun. Sen sadece tuvali boyamıyorsun, sen; yeryüzündeki her şeyi kendi rengine boyuyorsun. Senin rengin çok güzel, umut mavisi ve toz pembesi arasında. Sen hayatını boyuyorsun. Tıpkı bu yaşına kadar yaptığın gibi. Her şekilde her konumda hayatını sen ve sadece sen renklendirmeye devam et. Aksini asla düşünme. Senin rengini senden daha iyi hiçkimse bilemeyecek, yaratıcı hariç. Çünkü depo onda eheh.
Sana kocaman bir eminem pastası yapmak istiyorum ben. Her seferinde aklıma hep bu geliyor. Yemeye kıyamayıp mutluluktan da gözlerinin içinin güldüğünü düşlüyorum. Bir gün gerçek olacak ama, biliyorum. Benim hiçbir becerim yok biliyorsun. Tek becerim hayatta kalabilmek. Senin çizimlerin ve özellikle bana çizdiğin her şey benim için büyük bir armağan. Yaş günüm için çizdiklerin var ya, onları çizerken gözlerini kaç kez kapatıp açtıysan ve kaç kez kalemi kağıtta dolandırdıysan o kadar öpüyorum saçlarını.
Hayatın şu en karmaşık dönemleri var ya gençlik dedikleri. Hani her şeyin en büyütüldüğü ve en çok harab edilen ruhların bulunduğu. Sana yalvarırım orada incinme. Gençlik denen yerde hiçbir şey için saçlarındaki papatyaları soldurma. O papatyaları kopartmaya çalışanlar olacak, kıskanacaklar. Senin istediğin her an dünyayı istediğin bir renge boyamanı hazmedemeyecekler. Sakın onlara fırsat verme olur mu melek yüzlü prensesim? Girdiğin her yeni sene birer nimettir. Bunu asla unutma. Yaş günleri güzeldir aslında, yaş günlerinden sakın nefret etme. Kimsenin seni o eşiğe getirmesine müsade etmeyeceksin değil mi? Teşekkür ederim hak verdiğin için...
(günler sonra)
bunları sana yazarken uyuyakalmıştım. Oysa ki çok güzel hayallerim vardı yaş gününle ilgili. Hayat işte melek yüzlü kızım, biliyorsun bir şeyler olur, bambaşka şeyleri tetikler ve olaylar gelişir. Yazamadım yaş gününü kutlayamadım bile doğru düzgün. ızdırap bu resmen ama mızıkçılık yapmıyorum. Geç de olsa kutlamıyorum. Geç de olsa lafını sevmiyorum. Bu yüzden bütün hayallerimi seneye devrediyorum. Sen sadece beni affetmekle meşgul ol, olur mu?
Sevgiyi anlatacaktım. Kendi anladığım kadarıyla sevgiyi... Sevgi nasıl bir şey biliyosun mu, sevgi kendi hariç tüm duyguları linç eden bir şey. Kin, nefret, öfke gibi şeyleri linç edebilir fakat duyduğun sevgi yüzünden yine aynı kapılara yani kin öfke vs gibi duygulara çıkabilirsin. Zaaflar ve hassasiyet de bunlarla doğru orantılıdır. Fedakâr olursun bir kere, yeri gelir en kötüsü bile olursun sevdiklerinin gözünde. Ama senin kendince kurduğun teorilerin sonunda sen kötüyken onların iyiliği olur. Kötü olmayı tercih edersin, öyle bilinmeyi. Bir insanın yapabileceği en büyük fedakârlık budur benim için. Onlar seni kötü bilirken sadece ufacık bir tebessüm edebilirsin. içinden bağırıp haykırırsın aslında neyi niçin yaptığını. Ama dilinden çıkmaz. Dilinden çıkarsa iyilik olmaz, iyilik sadece sana kalır, onlar nasibini almaz. Garip şey sevgi. Sevgi hakkında sadece güce inan olur mu? Boşver bunları. Sevginin gücüne inanç taşı sadece. Ve tüm yeryüzünü kendi rengine boyamaktan asla vazgeçme. Her yer senin renginle çok güzel. Prenses rengiyle.
Bu arada blue jean'in bu ayki sayısında eminem posteri var. Geçen gün migros denen şirret yerde dergilerin olduğu kısımda 14-15 yaşımı yaad ederken gördüm ve kocaman gülümsedim. Tabiî ki de beni gülümseten marshall değildi, beni gülümseden marshall'ın bana anımsattığıydı, yani sendin.
Sakın bizi bırakma olur mu? Emre ve beni. Biz senin gülüşlerinde yaşıyoruz. Seni bir ağacın köklerinden çok ama çok daha yerleşik bir sevgiyle seviyoruz. Eğer sen gülümsemezsen yüzünde bizim barındığımız sığınaklar yıkılır ve biz o yığıntının altında eziliriz. Bunu asla unutma ve kendin için bile gülümsemezsen bizim için gülümse. Ki yine asla kendin için gülümsemeyecek hale gelme melek yüzlüm.
Marshall ve bizim her zaman dediğimiz gibi "asla hiçkimsenin güzel olmadığımızı söylemesine izin verme" biz güzeliz. Bizim sevgimiz güzel. Gerçek olan bu. Şimdi gülünce minicik olan gözlerinin ışıltı verdiği sahneden iniyorum, tüm sevgimi aynı ışıltının huzuruna bırakarak...
1 ocak - sabah evden çıktığımda akşamdan kalma olduğu her halinden belli olan bir noel baba'yla karşılaştım. herif vaveyla modundaydı. içkiyi fazla kaçırınca bir grup sokak serserisiyle semt parkında ateş yakıp ren geyiklerinden döner yapmışlardı. yıl sonu ekipman sorunu yaşayabileceğini söyleyince şişeyi üzerime fırlattı.
23 ocak - bundan üç ay önce tıraş olmuştum. tıraş olmak isterken bundan vazgeçip elime en iri taşlı tesbihimi alıp bir karış sakalla ortalık yerlerde göze batacak şekilde zikir çekerek dolaştım. soranlara devrimciyim dedim.
3 şubat - o kadar soğuk bir gündü ki, kasiyere para vermek için eldivenden çıkarmak istediğim sol elim bana direnç gösterdi ve eldivenden çıkmak istemedi. yaklaşık bir saat onu ikna etmeye çalıştım. sonunda öfkeden kudurmuş bir halde sol elime saldırdım, ama eldiven aramıza girip bizi ayırdı.
11 şubat - öğle yemeğini bir restoranda yedim. içtiğim çorbanın içinden nokia ince uçlu şarj cihazı çıktı. bu ne, siz kuzey kore'ye çanak mı tutuyorsunuz yoksa dedim. yaptığım espriyi anlamadıkları için üzülerek ayrıldım ordan.
8 mart - bugün işportadan çin malı bir portatif kır çadırı aldım. eve gidip denemek istedim. paketi açınca çadırın içinden 6 çocuklu çinli bir aile çıktı.
17 mart - aman allahım, çince çok zor bir dil!
4 nisan - sabah kapının zili seri bir şekilde çalındı. gidip açtım, karşımda bir palyaço sırıtıyordu. yoksa parti burda değil mi? dedi. hayır dedim, en yakın parti iki sokak aşağıda. döndü ve gitti. umarım sosyal demokratlardan hoşlanan biridir.
19 nisan - alt komşum bize gelerek çamaşır makinesinin birdenbire lig tv'yi çekmeye başladığını söyledi. söylediğine göre çamaşırları içine doldurup makinenin başlat düğmesine bastığında bir gooolll sesi duymuş. bakmış ortadaki dönen kısımda kayserispor - ankaraspor maçı oynanıyor. ilginç komşularım var.
1 haziran - bugün bir börekçide su böreği yedim. suyun ve böreğin parasını ayrı ayrı aldılar. ağız tadıyla bir tulumba tatlısı bile yiyemediğim için üzüldüm ve kendimi bit pazarına attım. ordan kendime yedinci el bir keman aldım ve eve geldim. meğer telleri yokmuş.
7 haziran - bugün kare bulmacada sağdan sola yazan her yere kamer genç yazdım ama yanlış çıktı. oysa kamer genç dyp'den chp'ye geçmişti. sıcaklar başıma vurmuş olmalı.
5 temmuz - hava o kadar sıcak ki çalıştığı ortamda klima bulunan bütün arkadaşlarımı ziyaret ettim. iyi oldu, çoğunu yıllardır görmüyordum zaten. hatta ziyaret ettiklerimden ikisini hayatım boyunca hiç görmemiştim. tanıştık işte, fena mı oldu.
20 temmuz - bugün yine mein kampf okurken sinirimden aklıma marx'ın sakallarını yolmak geldi. sırf bunun için kapitalizme hizmet olsun diye iddaa oynadım. hitler babanın yüzü suyu hürmetine dua ettim ve dualarım kabul oldu. neticede almanya ingiltere'ye iç kanama geçirtti. heil führer!
4 ağustos - shaggy'nin ölüm haberi geldi bugün. ne yazık ki irmik helvasına yetiştirecek param kalmadı. iddaa'dan gelen paralar da suyunu çekince sefil gibi kaldım ortada. ben de üstün zekamla "chok sıqıldhım yha" yazan liselilerin türkçe sınavında çektiği çileyi konu alan film yaparak oscar aldım ve oscar'ı kapalıçarşı'da bir kuyumcuya satıp yolumu buldum.
22 ağustos - bugün adı izzet olan bir arkadaşımın yanında what the fuck is that dediğim için üzerine alındı ve ortamı terk etti.
21 eylül - bugün kız kardeşim doğdu. yani kapının önüne bırakılan notta öyle yazıyordu. tabi bu arada kendisi lays paketinin içindeydi. natalia lays reklamında oynadığı için, sırf natalia hatrına anne içeriye alalım dedim .ci işte bana olan borcu ta o günden başlıyor. tabi o sene susurluk kazasından mütevellit türk kamuoyu sütaş ayran gibi çalkalanıyordu. o arabadan sağ çıkan tek adam sedat bucak, dolayısıyla sedat bucak'ın o ballot gözleri beni altıma sıçtırırken (o zamanlar götümü annem yıkıyordu) sırf bu kızcağız o gözlerden etkilenmesin diye gece gündüz tansu çiller taklidi yapıyordum. tabi ben üstün zekamdan dolayı meşgul bir insandım o dönemler. kendi odamda birtakım deneyler, çalışmalar yapıyordum. bir gün yine şarkı söyleyen fotoğraf makinesi, çamaşır kurutan kamera, evi süpüren düdüklü tencere ve tıkanan lavaboyu açan dijital saat üzerinde çalışırken bu gitmiş haberleri izlemiş. içeri geçtiğimde hipnotize olduğunu gördüm. bu sefer reha muhtar gibi bakıyordu bana. o an donumda yine tatlı bir sıcaklık hissettim. hemen annemi çağırdım. annem beni sakinleştirmek için yatağıma götürdü. meğer raptiye koymuş oraya. ama ben yılmadım! ben yılmam! gittim dedim ki, haha seni küçük cadı, beni yıkabileceğini mi sandın? bak işte senin sayende annemin bir türlü yetişip alamadığı örümcek ağını tavandan indirdim. hem de saniyesinde! ya gördün mü ben böyle becerikli bir insanım. ben 3 yaşından beri 2pac dinleyen bir insandım. bu cadı bize geldiği sene 2pac vuruldu! inanamıyorum. ben üç sene kadar bunalımda kaldım. bunalımdan dolayı üstün zekalıların gittiği okulda derslere girmedim ve bir süre sonra okulu bıraktım. kendimi alkole uyuşturucuya verdim. sonrasında tedavi gördüm düzeldim. hastaneden çıktıktan sonra kendimi dine imana verdim. zamanla yükseldim ve yanına müridlerini toplayan bir tarikat lideri durumuna geçtim. ben 9 yaşındayken binlerce kişi elimi öpüyordu, bu kıskanç cadı hariç. pac suikastinden sonra yeni arayışlar içine girmiştim. 99 yılında hi my name is slim shady diyen sarı civciv birini gördüm tv'de. bu deli de kim dedim kendi kendime. sözleri dinledikçe gülüyordum. ingilizce, ispanyolca, moğolca, sümerce, sanskritçe gibi basit dilleri bildiğim için sözleri anlayabiliyordum tabi ki. kardeşim o gün bana dedi ki, abi ne diyo ne diyo. dedim ki, ama evlisiiiğn benim değilsiiiiğn, yıllar önce nerdeydiiiğn çok geciktik sevgiliiiğm diyor. sırf bana inat olsun diye ben bu adamla evlenicem dedi. laaaaaan dedim saçlarımı yoldum bir an. daha pac'ın hatırası tazeyken yeni bulduğum bu adamı da mı elimden alacaksın, bırak da adam gibi şarkı dinleyelim dedim. gözleri bana sedat bucak'ı anımsatıyor dedi. o an tekbir getirerek tekrar irkildim. emrerika birleşik devletleri olarak artık bu kıza bir darbe yapmanın zamanı gelmişti. küçükken cüneyt arkın filmleri izleyip halının üstünde taklalar attığım için bu konularda tecrübeliydim. yani böyle yapınca beynim gelişiyordu, o yüzden çok sinsi planlar kurabiliyordum. evet planım şuydu; yarım kilo tuzlu çekirdek yedim ve dudaklarım rihanna gibi oldu. ben de çıktım masanın üzerine rude boy parçasını söyledim. tabi o dönemler bu şarkının patenti bana aitti. lanet olası federaller onu benden çalıp illuminati deposuna attılar yıllar sonra kullanmak için. neyse işte, ben böyle yapınca sarı civcivi kıskandı hanım kızımız. baktım ağlamaya başladı. o an ne oldu tahmin edin sevgili dostlar. duvarda bir gölge belirdi. aman allahım o neydi öyle. kızımı kim ağlattı!! dedi biri çok sert şekilde. abi yapmayın abi, bokunuzu yiyim korkutmayın beni, annem daha yeni temizledi buraları dedim. höst abi değilim, ablayım ben abla dedi. bi daha bu kızı üzersen pc'nin ekranına kafa atarım ve ikinci dünya savaşından kalma enkaz monitörle idare etmek zorunda kalırsın dedi. ben dehşet dolu gözlerle olan biteni izlerken kızı alıp götürdü bu. tabi asıl meseleye gelmedim ben. bu olaydan bir hafta sonra bu kadar çok korkudan dolayı ishal olup her yeri berbat ettiğim için annem beni evden kovdu. ben arka sokaklarda berduş gibi dolaşırken bunları bir kafede kakara kikiri yaparken gördüm. ooo bakıyorum da keyifler yerinde, bugün devriyeniz yok muydu sizin dedim. biz de şimdi kalkıyorduk rıza baba demediler tabi ki. gel otur bakalım diyerek beni davet ettiler masaya. olanı biteni anlattım. onlar da anlattı. istersen bizimle takılabilirsin dediler. teşekkür ettim ve hüngür hüngür ağladım orda. o günden beri de beraberiz. işte bizim hikayemiz de böyleydi müge anlı hanım.
- - - - -
doğum günün kutlu mutlu istanbul menkul kıymetler borsası gibi umutlu olsun. pac'ın dediği gibi; gülümse.
biz burdayız, anlaştık mı könka. infinite'ten mmlp2'ya kadar.
doğum günü hediyene gelince, sana bir litre benzin ve bir kilo limon aldım. valla bu zamanda bundan iyi hediye olmaz ehehehe.
kaptım kısırımı geldim ben. immortal nerelerde yahu?! mercimek köftesiynen geleceğidi o da. laf aramızda beceremiyor ama o pek bu işleri. ay şekerim geçen gün eeeltimlerden dönüşte uğradım ona sohbet muhabbet falan fistan. dedi abla mercimek köftesine soğanı kavurup koyarken bi şey daha koyuyoduk ona tadını versin diye neydi o. söyledim verdim tarifi ki bak görümcemgil o kadar istedi vermedim tarifi. efendiciğime söyleyeyim sen tut kimyon koy bi de üstüne. bununkiler hep doğu tarafı ya düşkünler tabii. ama bacım mercimek köftesine kimyon katılır mı allasen? a aa görmedim duymadım ben... yapmış getirmiş ayy o mercimekler haşlanmamış aaazına aazına geliyo böyle. soğanlar doğru düzgün kavrulmamış malzeme salçada yüzüyo. bi ara safi salça mı yiyorum diye kontrol etme gereği duydum. yok anaaam bu işler ona göre değil. yapmasın ayol mercimekler intihar etmişler resmen haşlanmak yerine. bi de o haliyle bana ''abla kıaaz bi çiğköfte yoğur da yiyelim'' diyo. e tabii şekerim sen yapama edeme gel bana dert yan sonra da arsız arsız böyle de. olacak iş değil hemşire... ama onun evde de huzur yok ki en baştan anacım. hak vermiyo değilim bu hallerine ama yine de kıçını kırıp accık öğrenmesi lazım. eltisi kayınvalidesi geliyo çat bana telefon ''ablacım misafir ağırlıcam pilava tereyağıyla et suyu koydum yarım saattir ocakta pişmek bilmedi bi akıl danışayım dedim'' haydaa! verdiğimiz akılları da beğenmiyo haspam. ay neyse sevmiyorum hiç dedikodu yapmayı ben valdahi demiyorum bi şey. ama bu sefer de güne altınsız gelirse bak o zaman karışmam! durumu olmaz anlarım ama sıra ona gelince çilçil almasını biliyo haspam. ay neyse neyse sevmiyorum dedikoduyu. aysel ablalar da cemillerin kuaförde balyaj attırmışlar indirim varmış kıaz. bizim herif laf konuşmasın diye ben yaptırmıyorum ama sen bi bak seversin sen zilli. songül'ün büyük kız da nişan yapıyo ay sonu. keklerle kandırdı dalyan gibi çocuğu anasından göre göre. kim alır bu safinazı der dururduk ah anam ah alıyolar vallahi hemşire. şükran'ın oğlana da tahsilli bi kız bulduk geçen. auraları çakışmışmış. sen tut güzelim çocuğu reddet bu yüzden! bu devirde böylesi ayrı dert öylesi ayrı dert... oha lan harbiden kaptırdım saçlarım kısaldı rengi bal köpüü rengine döndü kollarımda altınlar yer etti bi an. dehşete kapıldım vöeh. fakat ölümsüz saçlarıma uhu dökmese iyi eheh.
https://galeri.uludagsozluk.com/r/370128/+şimdi anacım bunun hamuruna iki silleme kaşık yoğurt koyduğun zaman o bööyle fırınlara sığmaz taşar üzerine de accık çörek otu serpişt... şaka şaka tamam yok öyle bi şey hala anne yemeği yiyoruz yaşasın. ama ara ara girerim şimdi ben bu moda yandık 'valdahi' prenses. sana kahvaltıya geliciim ama. ohh sen de oku kıskan mercimek köftesi suratlı gerilla. cimcimem bana dün sabah chokellalı ekmek, çay, yumurta yaptı. hem de sen gittikten 10 dakika sonra. kaçırdın ne var ne yok. düşündüm de... kıyamam ulen ablasının mercimek köftesi suratlı gerillasına. cimcimem bi dahaki sefere bi bardak da ona koyalım masaya. ama yetişsin bu sefer. baktık gelmiyo yumurtasını paylaşırız aramızda. sonra da sigara içerim ben ama camda içerim. ayrıca aranızda bütünleşip benim sigarama savaş açmayı da bırakın birinizin saçına patates kızartması yağı döker diğerinizin de sakallarının çıkmasını bekleyip sakız yapıştırırım. düşündüm; evet yaparım. hiç yapacak gibi değilim di mi? evet biliyorum ehemehe. yaa bi de akşam yoktum ben ne yaptınız siiiz. en son bir aradayken iki dakika gittim de ortadan anında komplo teorileri yapıp işkence planlamaları yapmışsınız. gelince de konuyu çevirdiniz, kaçar mı? kaçmaaaz. cimcimem sana toka alcam ben. hı efendim ölümsüz? tamam sana da mavi siyah kareli gömlek alalım cimcimeyle. anlaştık. bi de bak ne dicem bunun saçlarını örelim mi biz? bak böyle büssürü örelim sonra açınca palmiye ağacı gibi kabarsın eheh. ben çok seviyorum öyle saçı. yani kıvırcık kabarık saçı. ama olmayınca böyle alternatif yollar uygulamak gerekiyor işte. itirazınız var mı sayın prenses? bu şerefe nail olabilir miyiz? oluruz oluruz. daldım yine ama çıktım. ya o bu değil de sen nasıl bi varlıksın ya? evet sana diyorum cimcime. o yaptığın afişle beni her zamankinden daha değişik bi uçurumun kenarından aldın sabah sabah. ciddi anlamda of kelimeler uçtu... heh ciddi anlamda büyük bi şey yaptın. hem emek vermiş olmanla girdiğim duygu çok güzeldi. ve ve ve hepsini geçtim cidden harikulade olmuş o ya. minik minnak ellerine sağlık prensesim. şahsıma verenden de ötürü olmak üzre verilmiş en güzel şeyler listesine 2. numaradan giriş yaptın eheh. itiraf ediyorum öyle bi liste yok. yani var ama liste olacak kadar bi şey değil. 2 tane işte. birincisi ömürlük bir albüm, ikincisi senin afiş. minnettarım efem *.* şu immortal'ın da interneti bi düzeleydi iyiydi. yalnız ardından ürettiğimiz komplo teorilerini anlatma sakın. bilmesin. oh biz yılbaşına cimcimemle girdik canımıza değsin eheh. ölümsüz ben buna bıyıklı halimi fotoğrafladım biliyosun mu. geri sayım yaptı prenses bana. gerçi az biraz geç kaldım ben yeni yıla birkaç dakika kadar ama olsun. sen neredeydin o esnalarda merak konusu tabii. nerede girdin yeni yıla sen çocuğum hı? neyse ben cimcimeme geri dönüyorum öhm. yalnız ilk defa yılbaşını umursadım senin sayende cimcimem eheh.
bak ben uyumadım yine. kızma ama. sen uyu hep tamam mı? ne demiştik hatırlıyorsun değil mi? söz vermiştin. uykuya herhangi birini/bi şeyi almak yok. uykun seni! bak mt ne diyordu;
''hayalin olmalı gözlerine gün doğmalı
huzurla yatmalı güneşlerle kalkmalı
uyu prenses, uyu prenses
dönüş yollarında bir ayağı kapana sıkışmış aslanım!'
o aslan ben oluyorum evet. immortal da o aslanlardan olabilir. sen olma ama. ne aslan ol ne de ayağın kapana sıkışsın e mi. yolarım saçını bak. yolamam da işte chokella sürerim. bak işte bunu vallaha yaparım. bi keresinde bi arkadaşım zorla uyandırmıştı haberim yok gelmiş. öyleydi bi dönem haberim olmadan gelir giderlerdi ben uyuyorum takılıyorum onlar ayrı takılıyor falan. öyle arkadaşlar da edinme. yani edin de işte çıkarcı olmasınlar. neyse işte bu arkadaş ben gündüz uyurken (evet uyku sorunum yıllardır var) bi an sarsarak uyandırdı. kelimeler uçtu hof... heh geldiler. sonra işte uyurken seslere/hareketlere çok duyarlı olduğumdan dolayı daha ilk dürtmede fırladım yerimden dur burası biraz şiddet içerikli geçiyorum... sonra bi şeyler tıkınsın diye validem buna sofra hazırlamış. reçel vardı. sinirimi alamayıp kafasına geçirmek suretiyle saçını başını reçel yapmıştım. hatta ve hatta birinin de suratına olduğu gibi kolayı yapıştırmıştım. o potansiyel var anlayacağın. o yüzden ne yapıyoruz? uykuları bölmüyoruz. bak ölümsüz şahit olsun yaparım acımam. yıkamayla da çıkmıyor söyleyeyim. oha ne tehdit ettim be. deli yapar mıyım öyle şey ben? düşündüm de. yok yok yapmam. ama sen yine de sözünü tut, hiçbi şey yapmasam bile kalbim kırılır. sana kalbim var benim evet. kırma tamam mı? bi şey dicem; bana resim çizmeyi öğretir misin? ben eskiden çizerdim teee ortaokul liseden falan da bi altyapı olması lazım unutmadıysam eğer. temeli kaparsam devamı da kolay olur. bu arada bob marley sever misin? severim dediğini duyar gibi oldum. öyle değilse bile dinle arada iyidir çok bak. ''red red wine'' aklında bulunsun. şeyi sorcam, yazıyor musun sen? lirik? illa vardır bi şeyler bence. bi de şey yapsana sen bence bi enstrüman falan edinsene kendine. çok güzel yarenlik eder bak. hem biz kahvaltıya gelcez sana. o zaman çalarsın bize. projeler yapıyorum şu an üzerinde gibi oldu biraz eheh. yok benimkiler mini minnak tavsiyeler sadece. ölümsüz biz bu kıza taç alalım mı? taçlandıralım... kelimeler nerede? burada tamam. çok sevdim ben bu kızı bak. kızım oldu o benim eheh. yok yok senden almadım kızını. benim de kızım oldu sadece. oldun di mi cimcime? o değil de; geçenlerde bi konu üzerinden benim tarafımı tutmuştu hatırlatırım ama yine de .ci tehlikenin farkında mısın? yok yok valla şaka tamam gülücük. bakın size ne dicem ben... naber? evet unuttum. aa babama uyandık yakalandım. kahvaltıyı hazırlamak da bana düşer... gelirim ben birazdan. anlık yazıyormuşum gibi yani karşımda varmışsınız gibi yazmayı seviyorum yahu ehemehe. heh geldim. yahu uykusuzluk uzun zaman sonra alkol etkisi yaptı bende. sabah sabah melis olmadığım mı kaldı, sultan sülüman olmadığım mı kaldı, marliyn moore olmadığım mı kaldı... aaaa şeyi dinle baaak dur neydi o... heh! cyndi lauper - girls just want to have fun. klibini de izle ama. açhayım bunu ben sabah sabah güzel gider bu. sabah sabah diyorum da saat kaç? insanlığa göre saat şu an tam 09:35 imiş. tarih bende 04 ocak 2013 saat 18:54. seviyorum tarihlerle saatlerle oynamayı yahu. o denli işsiz güçsüzüm yani. yok ama bunlarla uğraştığım için değil. yani saatle tarihle o denli işim yok. ama varken de böyle yapardım ben. saate bakardım 3se demek ki saat 8 derdim. eğlenceli gibi. dur yine atayım tarihi zamanın gerisine ötesine bi yerlere. ne olsun ki tarih bu sefer. aklıma bi tane geldi ama söylersem ölümsüz kapşonumda boğar beni. pringles'da kaç harf var? 8. immortal da? onda da 8 imiş. sigara da? 6. dışlanmış hissettim fakat. 8+8 eşittir 16. saat 16:06 olsun. tarihh... o da 23.21.1878 olsun madem. aa olmuyor. 1980'e kadar gidiyor en fazla piiy.
allah da belamı verse mi şu an acaba kolbastı buldum oha. cimcime bana bir haller geldi. step up'ın soundtracklerini buldum uu bu güzel. break dans iyidir güzeldir ama şu saçma salak dans eden tipleri sevmiyorum ama yine de takdir ediyorum onları. adamlar uğraşıyor en azından. arabesk rap yapanlara bile saygım var. ama uzaktan uzağa. g-unit'a geçtim bile. vazgeçtim 2pac akarım buradan ben. o değil de uzun zaman olmuştu rap dinlemeyeli hiphop kültürüne uzak kalalı. iyi oldu bunlar böyle bak. ama durun siiiz. kendi şarkılarımdan da bulaştırıciim size. yani hepsini değil. ya sizi çok sevdim ben şimdi ne etcez. tam bu noktada düşündüğüm şeyi ölümsüz anladı eminim ve kızdı bana. off ekmek almaya gönderiliyorum... ve geldim. ve yine kısa çöpü çektim. mahalle baggalıyla olan muhabbetimi ölümsüz'e yazdığımda biliyorsun az buçuk. çektim kapşonumu insanlığa pis pis bakışlar atarken baggala gelince her zaman olduğu gibi ekstrem bir giriş yapmak adına hiç tezgah kısmına bakmadan direk içeri girip ekmeklere yönelerek ''gidenlerin ardından kalanların üzülmesindeki inanılmaz mantık hatası hakkında ne düşünüyorsun murat abi?'' dedim... demez olaydım. yeğenlerinden birini oturtmuş tezgaha. 17-18li yaşlarında bir adet allah'a bakan şapkalı apaçi. şapkası allah'a bakarken o da anlamsızca ''höa?'' tepkisiyle bana bakıyordu. ha pardon murat abi sandım ben kusura bakma dedim sert sert bi daha da göz kontağı kurmadan çıktım. fakat o sinir harbinden ne aldığımı şaşırmışım normalde saatlerce çikolata cips reyonları arasında gider gelirim ama bu sefer ne bulduysam aldım. hiç de sevmediğim şeylerden almışım. üstüne bi de para üstü artmış yuh. ben ve bakkala ekmek almaya gidip para üstü getirebilmek... kıyamet bugünlere kopabilir dikkat edin. tek giderim baggal eşyaları zaten. başka para harcayamıyorum o da para artarsa. ama çikolatalar çok güzel duruyor. yalnız cimcimem galiba ben de pringlesa geçiş yapıciim. cipslerin fiyatlar uçmuş paketler küçülmüş. sabah sabah kahvaltı masasında tartışacak yeni bir konum daha oldu. bu nedir arkadaş ya. neyse bu düşüncelerimi buraya dökmeyeyim. bu ara bakırköy'e gidersem sana eminem rozetleri bakıcam. gerçi nasıl ulaştırırım bilemiyorum ama olsun. buldun mu almak lazım. the beatles rozetleri bakmıştım en son bulamamıştım gerçi. normal bakırköy mekanları değil ama böyle ara sokaklarında oluyor hala doğru düzgün şeyler satan yerler. ama oralarda bile justin biebir mıdır nedir o yavöhm. o salağın eşyalarını gördüm. çok üzücü bu. neyse bunu geçiyorum oldukça asabımı bozuyor...
bu arada ben bikaç bi şey aldım. şu bi kaç'ı da bi bikaç bi bi kaç diye yazıyorum ya. heyşeyde de öyle mesela. herşey, her şey. niye yapıyorsam bunu manyak mıyım acaba merak konusu. neyse işte bikaç şey aldım ölümsüz'e gösterdim de sana gösteremedim. dedim şimdi hiç araya girmeyeyim arkadaşıyla eheh. ama hala bakırköy'e gidemedim. toka baktım bi de hiç güzel toka yoktu onca aptal avmde. ben her zaman olduğu gibi içinde emek bulunan ve işportamsı tezgahlara bakayım. hem daha hoş şeyler oluyor onlarda. toka var mıdır ki? saçlarımı senelerdir toplamadım. yani ev haricinde. o yüzden bilemiyorum. tokam da yok zaten doğru düzgün. aşadığan kendi saçımla 2şer tane rastamsı bi şeyler yapıyorum toplamak isteyince de onları arkadan bağlıyorum. çok pratik. ama sen toka kullan. bu arada yazıya bir gün arayla devam ediyorum. bugün tam senden sonra bi şeyler oldu. zaten görürsün sen de. bi kez daha dünyanın ne kadar yaöhm. kötü insanlarla dolu olduğunu gördüm. canım sıkıldı buna müdahale lazım. bi de bi şeylere daha sıkıldı. ama geçiyorum oraları. şu eminem'in şarkılarından esti kafama gece. biliyor musun bu adamı ilk dinlediğim zaman stan şarkısı falan yeni yeni çıkmıştı. şey vardı bi de klibi vardı hatta direk albüm olarak vardı o. the eminem show. bir yandan queenler the cureler remler metallicalar, diğer yandan eminemler lucadrisler mode xller. barış manço cem karaca gibi sanatçılar da cabası*. bazen bu halime sebep aramama üzülüyorum. harmana bakar mısın. hayır ama bu ''kulağa ne hoş geliyorsa dinlerim'' kategorisine girmiyor. ama anlatmak da şimdi öyle bir uzun sürer ki. gözlerine acıyorum senin de cimcimem. hem deli misin yahu sen? ölümsüz'e yazdıklarımı bile okuyor şuna bak ya. bu değer göstergesi. hiçbir çıkarın yokken bunu yapıyorsun. belki çoğu yerine anlam bile veremiyorsun ama okuyorsun. bu gerçekten çok ama çok güzel. di mi mercimek köftesi suratlı militan? ahaha ya bunu sevdim çok ben. mercimek köftesi suratlı militan evet. sen buradasın hala di mi? evet evet kal burada. oku sen de. zaten bi mercimek köftesi bile yapamıyorsun. yok şaka şaka oraya girmiyorum. bu arada şunu çok sevdim eminem - classic shit. girişten itibaren yakalayan yeni bir şarkı ımm yüzümde sinsi ifadeler oluşuyor. ''yeah! heyyo hey homie!'' bu tezahürat bitirdi zaten olayı bende. ama ya ben yanlış indirdim yahut şarkı çok kısa. şey de güzelmiş çok bakın ''going through changes'' beati çok güzel. beatiful da iyiymiş fakat introda çalan başka şarkı, başka ve eski. yani öyle hissettim. ve onu acilen bulmam gerekiyor. demin yine bakkala gönderildim. ammaaa bu sefer yanılmadım. tükana girer girmez murat abiyi gördüm. ve murat abinin hayatımdaki yeri ve önemini o an anladım. yüksek sesle halay havası çalıyordu. durur muyum? başladım oynamaya. fakat mendil niyetine anahtarları sallamayaydım iyiydim. dağıldı... bu arada bak sana ne yaptım been;
tamamiyle elceğizlerimle yapmış olup (iki adet fotoğraf hariç) (nitekim onları da ben birleştirdim hah!) (sanki çok bi şey yapmış gibi söylüyorum utanmadan bunu bi de) eminem'in sanırım en çok sevdiğim şarkısının sözlerinden bir kuple sana ithafen yazdım. ve bunları photoshop olmadan yaptım. yani photoshop derken program olanı. yoksa photoshop yani. bunu niye söylüyorum? sevmesen bile emek verildiği için sev diye. sevdin mi ki? arşivine bi tane de benden katkı olsun istedim. durumu göre duvar kağıdı da olur bundan. hani yaparsan. yapsana? anaa ölümsüz kıskandııı. mercimek köftesi suratlı militanım sana da yaparım. off bu uyku durumum iyicene azıttı benim. bi keresinde de 4 gün uyumamıştım. şimdi ara ara uyuyorum ama normalde 24 saatte 6 7 saat uyurken şimdi 48 saatte o kadar uyuyorum. hesaplamayı doğru yaptım sanırım. yanlış da olabilir. bu arada; mercimek köftesi suratlı militan seni çok seviyor. ben de seni çok seviyorum. biz seni çok seviyoruz. sen de onu ve beni sev. bizi sev. sonra mercimek köftesi suratlı militan da seni beni bizi sevsin. ben de onu seni seveyim. ben seni seveyim sen beni say ki bozulmasın ağzımızın tadı sözü geldi aklıma bi şarkıdan barış manço'nun ayı şarkısıydı sanırım eheh. ama ben seni seveyim sen de beni sev sadece. sayma. yani say da baktın olmuyor uğraşma saymak için. ağzımızın tadı da bozulmaz hiç zaten bizim di mi? mercimek köftesi suratlı militan'ın da dediği gibi ''biz çok güzeliz lan, valla'' evet biz çok güzeliz. bunu ben söylüyorsam illa ki öyledir. saat olmuş insanlığa sabah 11. uyumaya çabalayayım ben biraz. sizi çok seviyorum. gerçekten sevince şu cümleyi durmadan kurmak geliyor içeriden içeriden. bunu ikinci yaşayışım. bu kadar kısa sürede ne kadar şey oldu yahu. kısa süre di mi? son bir sene mi desem ya da. evet evet takriben son bir senede. uzun süre mi oluyor ki bu. amaan sabah sabah saçmalamaya başladım. içerde dedikodum yapılıyor yahu. kızdırmaya gelmiyormuşum telime değilmemesi gerekiyormuş. düzeliyormuşum bazen ama. yuh neyim var sanki?! a aa şu an resmen gıyabımda konuşulanları dinleyip ''yani evet bence de bi tuhaf bu'' dedim kendim için içeriye doğru. gıyabımda konuştum resmen yahu. bu arada kar geliyor haberin var di mi? elbette var. kaçar mı? kaçmaaz. ama mercimek köftesi suratlı militan için bi hal çare düşünelim. kargoyla kar gider mi ki yahu? he ölümsüz gelir mi? o değil de; hiiiç mi görmedin ki? dokunmadın falan? yok arkadaş gönderirim ben ciddi ciddi kargoyla. ama bunun için önce para bulmam gerekebilir.
sonuç olarak kısır güzeldir. sana anlattı mı ölümsüz var ya ben rüyasında kısır yapmışım. çok uhrevi bir mesaj bence bu. ayinlerimizin kutsal yemeği olmalı bence. baksana resmen malum olmuş ahah. oldu bana müsade ziyade olsun saçmalamaya başladım nitekim ucu nerelere gider bilemediğimden mütevellit en iyi eylem bu gibi gözükmekte. ama dur dur sakız aldım baggaldan bi dene. falına bakmazsam ölürüm kıaağz. allllaaaahını seven yok mu ya şuna bakar mısın;
''1946(bu rakamlar da ne işe yarıyor hala çözebilmiş değilim)
hastaymış ne zamandır
göstermiş büyük sabır
aslan gibi bulacak seni
artık içi kıpır kıpır''
sabah sabah sever de ölür müsün sabaha mı bırakırsın. yok pardon akşama mı bırakırsın. hangisi olsun cimcimem? he mercimek köftem? cevap yazalım bunu yazan kötü adamlara dur hele öhm;
''0000
vakitsiz paranoyak uykusuz adama
gelir de dersin ki ne zamandır hasta
aslan diyerek yaptın bir kere yanlışı
kurttur benim ölü yüreğimin kanlısı''
evet artık içim rahat gidebilirim. görüşmek üzere prensesim...
sen deli misin? bütün yazıları okudum. bana bu saatte 40 derece ateş ve şiddetli taşikardiyle bilgisayarımı açtırdın. telefondan yazılacak türden değil ellerim titriyor.
neler yazmışsın öyle. ben seni unutmadım ya da çocuksu bulmadım asla. prenses olman çocuk olman anlamına gelmiyor. ben senin hâlâ hayatındayım. bak yazıyorum buradayım. sen asla bir kusur işlemedin. sen dünyada tanıdığım en güzel kadınsın. biri daha var, o da sude'm. ama konu bu değil. konu sensin. neler düşünmüşsün öyle yokluğumla ilgili. hiçbiri doğru değil. son 3 ay öncesine kadar her paylaşımını takipteydim sosyal medya üzerinden. benim de çok zor günlerim oldu ve hâlâ oluyor. o yüzden boşluk bırakmış olabilirim mektuplarımıza. ama asla nokta koymadım. ben kendi hayatımda koyacağım noktayı bile bulamadım!
sana da bana yaptıklarını yapmışlar. bocalamışsın. sen de benim gibisin. tıpkı ben gibi. her şeyi ince düşünen ve insanları incitmeyen bir kadın. analiz seven ve analizlerinde boğulan bir kadın. bunlar kötü özellikler değiller ama getirileri zor biliyorum. sana olan bitenleri anlatsam ''senin bu senaryolarda ne işin vardı buşra???!!!'' dersin bana. tıpkı benim de şu an seninkilere istemsizce şaşırdığım gibi. ama bir üstteki yazımda da söylediklerim geçerli. asla izin verme onlara. yalvarırım izin verme.
ben hâlâ ablanım. abine yani emre'ye gelecek olursak.. biliyorum güzel bir aileydik. belki o da bizi anımsıyordur? kim bilir. hayat onu da farklı yerlere sürükledi. ama ben buralara, bize hâlâ baktığına eminim. o bizim mercimeğimiz. metropol gerillamız. seçtiği meslek vs hiçbir şey bunu değiştiremez. üçümüz sonsuza dek güzel kalacağız. biz güzel insanlarız.
bu arada; hâlâ eminem'i yitirmeden seviyor olman çocukça değil. ben de hâlâ arada bir billie abine bakıyorum * . çocukluk mu şimdi bu? yoksa çocukluğumuza ve hayatımızın her anına ihanet etmeden bize eşlik edebilmiş kişilere karşı bir sadakât mi. bu sadakât. çocukluk asla değil. sana bunu söyleyenlere neden hâlâ siktirip gitmeleri gerektiğini söylemiyorsun? hangisi sana bir şarkı kadar güzel hissettirebildi? bunu bir daha o amiplerle belirleme. hayattaki hiçbir şeyini amiplere göre belirleme.
''kimse okumayacak biliyorum'' yazmışsın entrylerinin başlarında. şimdi sen koca genç bir kadınsın. o yüzden abla profilinden sıyrılarak tüm samimiyetimle ''göt oldun mu! :D'' diyorum. tamam ablalık bâki. ama artık seninle daha salt arkadaş gibi konuşabilirim. prenseslik müessesesi ayrı, bu ayrı. çarkına sıçtırmadan kendine gel. biliyorsun öfkelendiğimde iyi olmuyorum.
sen kendi kendinin elinden tutmazsan hiçbir psikolog sana fayda sağlamaz. hiçkimse sağlayamaz. psikoloğundan fayda görmek istiyorsan ona yardımcı ol. kendi elinden tutmalısın. bunu yapmak zorundasın.
ha ayrıca; eminem'e little stan gibi yazmaların şizofrence değil. ne kadar isterdim içimi dökebilmeyi eskisi gibi bilemezsin. şimdiyse iki cümle biraraya zor geliyor. bu bir nimet. şizofrence değil. ama galiba ben biraz eminem oldum. mektuplarını okudum. ve stan klibindeki eminem'in endişesi var içimde. acaba geç mi okudum? geç kalmadım değil mi? buradayım işte. ''ben de onları aksattım'' demişsin. hayır aksatmadın. hayata atıldın. ben hatta emre adına da konuşacağım; biz bunlara takılacak andaval sürüleri miyiz? elbette ki değiliz. boşluklar olur. önemli olan nokta olmasın. noktalar bazen güzel bazen üzücü oluyorlar. hayatımıza bir nokta lazım. bu biri olabilir belki. belki bir ideal. ama muhabbetlere nokta gelmesi üzücü biliyorum.
geçirdiğin süreci o kadar iyi anlıyorum ki. kendine teşhisler koymanı bile. anksiyete bozukluğu işte bana da geldi çattı. beyin buluyor bir şeyler düşünecek. ama hiçbiri kalıcı değiller. güçsüz de hissetsen, yerinden kalkamasan dahi kendine ''istersem kalkarım!'' demelisin. kalkmasan bile oturduğun duvarın dibinde burnun dik bu cümleyi kurmanı istiyorum. istersek istediğimiz her şeyi yapabiliriz! şu anda güçsüz hissetmek bu konuda bizi haksız çıkartamaz.
ve evet ben de arada açıp emre ile bana yazdıklarınızı okuyorum * aynı şeyleri hissediyoruz seninle. senin ve onun yazılarıyla toparlayabilmiştim o zamanlar ben de. tıpkı senin gibi. çok dara düştüğümde biraz uyuşturucu alır gibi ağlayarak çok okumuşumdur bana yazdıklarınızı. güzelliklerimizi. ve kendinle girdiğin, yazdığın tüm karmaşaları ben de yaşadım aradan geçen zamanda. hâlâ daha varlar. yalnız değilsin prensesim. hâlâ çok güzel ve çok özelsin. hâlâ fotoğrafımız duruyor. sen, ben ve galata kulemiz * nasıl güzeliz bilemezsin.
Léon ile ilgili yaptığın çalışmayı bana at en kısa sürede. 3 aydır açmaya tenezzül etmediğim telefonum var. buradan da atabilirsin. hiç fark etmez. izleyip izlemediğimi anımsamıyorum sosyal medya üzerinden. kullanamıyorum adam akıllı işte sosyal medya özürlüsüyüm. telefon bile kullanmazdım ben bilirsin.
belki okurlar demişsin. bir hata mı yaptım demişsin. ya yine sinirleniyorum bak. ne hatası yapabilirsin sen deli? bak geç kalmış da olsam buradayım. senden soğumak ne demek?! ve hiç büyümemekle ilgili fikirlerimi biliyorsun. aşk olsun nasıl böyle düşünebilirsin. büyümemek çok güzel.
arkadaşların ya da psikologlarının ne dediği umrumda değil. gazlamak olarak görmeye başlamışsın her güzel lafı ama onu fark ettim. hatırlıyorsun değil mi nasıl da sevmezdim iltifatları. ama inan bana benden duydukların doğru. sana iyi hisset diye yalan söylemedim asla. neyse odur her şey. her kalbin kırıldığında sona gelmiş gibi hissetmen kadar normal bir şey yok. güzel olan herkes bunu hisseder. bunu hissetmediğinde sorun arardım sende. şu ana kadar okuduğum tüm yazıların o kadar normaller ki aslında. hani biz toplum normlarına göre karar vermiyorduk bir şeylere? sözünü çiğnemişsin sana kızdım bu konuda. yaşadıkların yahut yazdıklarının hiçbirinde insanlık dışı bir şey yok.
ama sana çok kızdım. ruh güzelliğini yitirdiğini sanman normal bunca asalak arasında kala kala. fakat dış güzelliğinle ilgili aptal saptal konuşma. bunu gazlamak için falan söylediğimi sanmayacağını biliyorum. en son 3 ay evvel spordan attığın hikâyelerine bakıyordum. takibimdesin yani köfte. bir ara kilo almıştın. ah deli kız dedim içimden, çıldırırdın kilo almak için * biliyordum sonrasında da vermeye çalışacağını. neyse ki kilo vs gibi şeyler bizim elimizde. ister alırız ister veririz. ben mesela 56 kilodan 47 kiloya düştüm 1-2 haftada. aklıma hep senin eti cici bebelerin geliyor son 3 aydır. yesem mi acaba yoksa eriyerek yok mu olsam diyorum bazen Allah affetsin. ama sonra diyorum ki ben yaşamaya değerim. sen de yaşamaya değersin. ve inan Allah'a (inanmıyorum demişsin ama) güzelsin. saçların, yüz hatların, kaş göz yapın özellikle. o iri iri gözlerin. bana inan hepsi çok güzel. kıymetlerini bil. ben o kadar çöktüm ki görsen tanıyamazsın belki de. ama sen öyle olmayacaksın. güzelsin ve insanlara yorum yapma frısatı verme. ne güzel laflarına ne de eleştirilerine ihtiyacımız yok kimsenin.
bana gelecek olursak, ki gelmesek daha iyi ama, psikolojik çöküntüm fizyolojik çöküntüye yol açtı sonunda. bi tarafı bir gram düzelse öbürü bozuluyor. çıldırtan denge dedikleri işte. bu arada sana bir sır vereyim mi? bak ama bu gerçekten büyük bir sır. eheh. bulutları çok severdim ya ben. hiç uyumayıp cam kenarından seyreder, sonra da size birkaç yazı yazıp söken şafağa eşlik etmek için dışarı çıkardım. müzik, ben ve gökyüzü. ha bir de sigara tabii.. velhasıl son 3 senedir bakamaz olmuştum bulutlara. her ne kadar talihsiz bir zamanlama da olsa şimdi yeniden bakabiliyorum. çocukken bulutları insanlara benzetirdik, şimdiyse bazen bir insan buluta benzeyebiliyor. bazen ta kendisi olabiliyor. hayat ne tuhaf değil mi? şş çaktırma, hep diyorduk ya ''yazının burasına kadar kimse kalmamıştır zaten okuyan'' diye. o yüzden sona bıraktım. şu anda başbaşayız prensesim * ama yine de bu bir sır. detayını vs siktir et. sadece bu cümle bile bir sır. fakat üzülerek benim açımdan ciddi bir zamanlama hatası olan bir durum. yani sanma ki rasta anacığın bir buluta bindi gitti. yine her zamanki gibi el sallıyorum ardından her güzel şeyin. maalesef bunun da.. güzel şeylerin bizimle alıp veremedikleri nedir allasen? ya da biz mi beceremedik diyeceğim de imkânsız. güzeliz ta kendisi biziz zaten.
gitmem gerek artık. ben dönene kadar söylediklerimi unutma. olur da dönemezsem, arada bir benden bahset burada. arada bir yaz bana buradan nickaltı, mesaj vs fark etmez. dönüp bakabileceğim güzellikler bırak bana. güzelliğinden birkaç damla. buna çok ihtiyacım var. seni seviyorum.
en kısa sürede buraya tekrar yazacağımı umuyorum. belki yine geç olur ama döneceğim. ve hâlâ istanbul'daysan görüşelim. şu sözlüğün bana kattığı en özel isimlerdensin. çünkü sen; sen olarak özel ve güzelsin.