platonik aşkın itirafı

entry2 galeri0
    1.
  1. Mustafa hayatında hiç tatmadığı bir duyguyu tatmak üzere uyanmıştı güne. Ama ne o bunun farkındaydı ne de başkası. Bilmiyordu, bilemezdi o günün hayatının dönüm noktası olacağını..

    Gayet sade, hatta yaşıtlarına nazaran daha saf bir görünümü olan Mustafa'nın ne bir aşkı, ne bir aşk bulma düşüncesi, ne de bir kızı etkileyebilecek hareket ya da cümleleri kurabilecek karakteri vardı.. Yalnızlık göbek adıydı, dahası yalnız kalmaya mahkûm bir yapısı vardı..

    O gün, diğer günlerden farksız olarak işyerinde çalışmaya başlaması gayet normaldi fakat biraz sonra kapıdan giren kişi Mustafa'nın değil günlük yaşamı, rüyaları için bile normal sayılamayacak güzellikte birisiydi..

    "Merhaba, ben Gül!" diyerek elini Mustafa'ya uzatan kızın söyledikleri o anda Mustafa için sadece bir meleğe ait ses tonu gibiydi. Ne söylediği değil, hoş tınısı kaldı kulaklarında. Uzattığı pamuk elini tutup "Merhaba.." diyebildi sadece, aklı bir karış havada. Bilinçli olarak söylemedi bunu, sadece bir refleksti. Kız "Stajımı yapmak için geldim.." dediğinde Mustafa hala aynı rüya âleminde, kendinden geçmiş bir şekilde yine aynı tınıyı duyuyor sadece. Ve içindeki sözlerin anlamını merak etmiyordu. "Hoş geldin.." diyebildi yine sadece refleks olarak. Kızın Mustafa'nın elini bırakıp diğer masalarda oturan çalışanlara yönelmesi Mustafa'nın odak noktasını değiştiremedi. Gözlerini alamıyor, daha önce hissetmediği bir duygu eşliğinde kalp atışlarının hızlandığını fark edebiliyordu sadece..

    Daha önce hissetmediği duygularla karşılaşıp onlarla tanışmaya çalışan Mustafa, kızın adını ancak üç gün sonra öğrenebildi. Böylece o zamana kadar aklının başından nasıl alınacağına dair en ufak bir fikri olmayan Mustafa bunun nasıl olabileceğini yaşayarak öğrenmişti.

    Kızın geldiği gün Mustafa için gerçekten bir dönüm noktasıydı. Sadece ilk defa hissettiği bir duyguyu hissetmek değil, kızın gözüne hoş görünebilmek için kendinde yaptığı imaj değişikliği de hatırı sayılır bir değişmeydi. O gün berbere gidip daha önce uygulamadığı bir modelde saç tıraşı olmuş, ertesi gün işe giderken klasik elbiseler yerine daha çok yaşıtlarının tercih ettiği spor kıyafetleri tercih etmişti. Dünkü Mustafa'dan eser yoktu adeta. Bundan sonra da birçok kişinin beğeneceği bu imajı sahiplendi..

    Beraber çalıştıkları zaman içinde gözleri durmadan Gül'ü arıyor, fark ettirmeden onu seyretmeye çalışıyordu. Gül'ün yaptığı her hareket Mustafa'ya bir meleğin figürü gibi görünüyor, söylediği her söz sanki bir periden geliyormuş gibi hissediyordu. Fazla sürmedi bunun daha önce tatmadığı hangi duygu olduğunu öğrenmesi. Düpedüz âşık olmuştu, aşktı içindeki duygu..

    Gül'ün çalışmaya başlamasından bir hafta sonra bir telefon konuşmasına istemeyerek şahit olan Mustafa yine daha önce tatmadığı bir duyguyu tatma şerefine erişmiş, âşık olduğu kızın sevgilisiyle konuştuğunu fark etmişti.. Başından aşağı dökülen şeyin yanında kaynar sular bile zararsız kalırdı. Yıkıntı mı? Bitmek mi? bir rüyanın sonu mu? Ne olduğuna bile karar veremeyecek kadar çaresiz hissediyordu kendisini Mustafa. Zaten herhangi bir kıza bile sevgili olma teklifi yapamayacak kadar cesur olamayan Mustafa, hayallerinde bile karşılaşamayacağı peri kızına aşkını nasıl söyleyeceğini düşünmeye bile fırsat bulamadan yıkılan umutlarının altında eziliyordu..

    Mustafa her ne kadar aşk meşk konusunda pısırık olsa da iş arkadaşlığa geldiği zaman kim olsa çekinmeyecek biriydi. Gül'ün stajı bitene kadar gayet iyi anlaştılar. Birbirlerine yardım edip, birbirlerine espri yapan, günlük hayatlarını birbirlerine anlatan iki arkadaştılar artık. Mustafa onun kalbini kazanamayacak olsa da her gün onu karşısında görüyor olmaktan, onunla birlikte olmaktan bile mutlu oluyordu. Ta ki Gül'ün stajı bitip "elveda" diyeceği gün gelip çatana kadar. Mustafa için ailesinin bir ferdini kaybetmekten daha acı veren bir gündü bu. "neyse ki.." dediği durum artık yerini "keşke.." demeye bırakıyordu.

    Her nasıl olduysa ayrılmadan önce birbirlerinin telefon numaralarını alan Mustafa ile Gül artık aynı ortamda değil, hatta aynı şehirde bile değillerdi. Mustafa durumun mecburiyeti içerisinde Gül'ü aklından çıkarmaya çalışıyor, onunla ilgili anılarını aklına getirmemeye çalışıyordu. Bu çalışmalarının sil baştan olmasına neden olan mesajın gelmesi beklemediği bir şeydi. Gül'den mesaj gelmiş, hal hatır soran bir mesajdı bu. Mustafa tıpkı ilk günde olduğu gibi heyecanlanıp mesajı onlarca defa okumuş, ve mesaja uygun bir cevap yazmıştı. Aralarındaki bağın kopmamış olmasının sevinci bir taraftan, unutmaya çalıştığı kızın yeniden aklına geliyor olması bir taraftan Mustafa'yı sıkıştırıyordu. Gel zaman git zaman mesajlaşmalar devam etmiş, kızın canının sıkkın olduğu zamanlarda ya da muhabbet etmek istediği zamanlarda saatlerce süren telefon konuşmaları olmuştu. Onu yine yanındaymış gibi hissetmeye başlayan Mustafa, kararsızlık denen şeyin sadece kendisine özgü olmadığını, aynı zamanda kendi kaderinin de en az kendisi kadar kararsız olduğunu düşünüyordu. iki seçenek geliyordu aklına bu durumla ilgili. Durmadan görüşmeleri yüzünden onu unutamaması Allah'ın Mustafa'ya layık gördüğü bir eziyet şekli miydi? Yoksa aynı durum onu kaybetmemiş, ondan uzaklaşmamış olması ile Allah'ın Mustafa'ya verdiği bir ödül müydü? Ve bunun cevabını bulması belki hiç sonu gelmeyecek bir süreçti..

    Kız tatillerinde geri geldiğinde dışarıda buluşuyorlar, oturup sohbet ediyorlardı. Sevgilisiyle olan problemlerin konusu açıldığında dahi Mustafa o kadar iyi niyetliydi ki artık kendi aşkını düşünmüyor, onun mutlu olmasını sağlayacak çıkış yollarını bulmasında yardımcı oluyordu. içindeki aşk ateşi asla sönmedi ama bunu ona söylemeye de asla cesaret edemedi. Bir süre sonra kızın sevgilisinden ayrılmış olması da Mustafa'da farklı bir etki yaratmadı. Pısırıklığı hep daha ön plandaydı. Aslında aradan geçen onca zamandan sonra bu nasıl söylenebilirdi ki? Artık can-ciğer arkadaş olmuşlardı. Zaten aklına da hiç getirmiyordu kızın kendisinden hoşlanabileceği fikrini. Söyleme cesaretini kendinde bulabilecek olsa dahi kız'ın kendisini reddetmesi halinde kendisini içerisinde bulacağı durumu düşünüyor, eğer hala görüşüyor olmaları Allah'ın bir ödülü ise bu ödülden mahrum kalacağını hissediyordu. Geçen zaman işleri zorlaştırmakla kalmıyor, asli görevi olan unutturmayı da beceremiyordu. Mustafa'nın içindeki his her geçen gün daha da büyüyor, kendi içine sığmıyordu. Sürekli görüştüğü arkadaşlarıyla duygularını paylaşıyor, onlardan asla uygulamayacağı, gözüne kestirse bile uygulamaya cesaret edemeyeceği tavsiyeler alıyordu. Duygularını ve birbirleriyle olan ilişkisini paylaştığı arkadaşlarının hepsinin aynı fikirde olması Mustafa'ya biraz daha cesaret verse de asla onu harekete geçirebilecek seviyeye getiremiyordu. Sadece içindeki "acaba.." diyen umudu biraz güçleniyordu her seferinde.

    Kendine olan güveninin artması fakat buna rağmen ondan gelecek ters bir cevaba karşı duyduğu korkunun azalmaması Mustafa'yı başka kızlara yönlendiriyordu. Ne de olsa çevreden duyduğu şey bir aşk acısının ancak başka bir aşkla unutulabileceğiydi. Ama diğer kızlar asla o değildi ve asla o gibi değillerdi. Her seferinde karşısındakinde onu arıyor, ama hiçbirinde onu bulamıyordu. Ne güzelliği, ne zerafeti, hepsinden öte ona karşı hissettiği sıcaklığı... Her seferinde eli boş dönüyordu hayal dünyasına..

    Artık dört bir koldan harekete geçmesini tavsiye eden arkadaşlarının fikirlerine daha sıcak bakmaya başlıyor, onu kaybetmek pahasına da olsa ona içinden geçenleri anlatmak istiyordu. Ama nasıl yapacaktı?

    Bir gece aklına bir fikir geldi. Kendi hikayesini yazacak, karakterlere farklı isimler verip ona gönderecek, hislerini öğrenmesini sağlayacaktı. Saatin 01.30 olmasına ve ertesi gün işe gidecek olmasına aldırmadan yazmaya başladı. Ve yaşadıklarını, hislerini aynen yazdı Gül'e göndermek üzere.. Ve hikayenin sonuna ekledi:

    - Ben bu hikayede kendime Mustafa rolünü seçtim.. benim Gül'üm olur musun?..
    8 ...
  2. 2.
© 2025 uludağ sözlük