400 sayfayı öğlen başalayıp akşama bitirdiğim kitap. sıla yada asmalı konak dizilerinin senaryolarından pek farklı olmadığını düşünüyorum.
--spoiler--
sürekli şiir okuyan, nazım hikmet hayranı diş hekimliği yerine tiyatrocu olmak hayalindeki genç bir kızın, bir ağa ile evlenip diyarbakıra gelin giden ve kaynanasına nispet çocuk doğurmaya çalışan bir kadına dönüşmesini anlatıyor. kurgusu çok zayıf tek bir doktorun senin birdaha çocuğun olmaz demesiyle kendini kısır sanıp bu herkese söylemesi, kitap boyunca hiç düşmanlardan falan bahsedilmezken kocasının düşmanlarınca öldürülmesi, kocasının kitabın başlarında pirayeye aşık olan ömere çok sevecence davranması anlayış göstermesi ama karısının bir erkek hastanın dişini çekmesinden deliye dönüp onu dövmesi...vb daha bir sürü konuda tutarsızlık var kitapta.
--spoiler--
nazımın terk ettiği,benim hayran olduğum kadın... aşkı onlar gerçekten yaşadı sanmıştım, verayı öğrendim,yıkıldım çok önceleri. nazıma küsmüştüm bir aralar vera yüzünden. ama nazım kadınlara değil aşka aşktı değil mi? onu suçlamamam lazım. sonra adına küsüyorum adını verdiğin kitaba, ama ısrarlara dayanamıyorum,okuyorum... iyiki okumuşum, o da senin gibi tekediliyor piraye, onu okurken seni ve nazımı düşünüyorum; sen piraye ,o haşim,devlet ise haşimin ailesi... bir türlü kavuşturmuyorlar sizi. nazım ise haşim gibi aşkı için ölüyor...
yazarın iyi yazması, kötü yazması birçok kitabında tartışılabilir. yazdığı konular ve olayların akışı konusundaysa tartışmaya yer vermeyecek şekilde etkileyici yazıyor.
etkileyici bir kitap. tavsiye edilirken çekinilmeyecek türden.
canan tan'ın mükemmel kitabı. kitap okurken sinirlenince okuyamayan biri olduğumdan ötürü ilk başlarda çok zorlandım. ama sonraları bayağı bir sardı ve kitabın sonunda tepkim aynen şu;
"nahaahıısıııl yaaıııhahı..??"
ve kesinlikle dizi olmaması gereken bir kitap. dizi olursa kitaba, canan tan'a, emeğine, emeği geçenlere yazık olur..
olacaksa sinema filmi olsun. en azından, olur ve biter. diziler gibi sünmez. bir de zaten dizileri uyarladıkları için, kitabın dışına çıkılacağından, aklımızdaki o güzel piraye kitabı yerini saçma sapan bir diziye bırakır. aman diyim...
Gece yarısı okumaya başlayıp uğruna sabahladığım kitap. Yer yer hüzünlendirmiş, yer yer ağlatmış, yer yer Haşim'e saydırmama vesile olmuştur. Gerçekten etkileyici ve okunması gerekenlerden.
Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin, yorulmuşsundur;
Nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
Ne gül suyum, ne gümüş leğenim var, susamışsındır;
Buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim, acıkmışsındır;
Beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam,
Memleket gibi yoksuldur odam.
Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin,
Ayağını basdın odama,
Kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi,
Güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde,
Ağladın, avuçlarıma döküldü inciler,
Gönlüm gibi zengin,
Hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
Akıcı bir dille yazılması tek olumlu yönü. Bu kitap dişi bir kitap. Erkek okurlara tavsiye etmem. Basit konu, basit anlatım, basit düşünceler... Karakter analizi kötü.
Ayrıca Piraye kadar kaprisli bir roman karakteri görmedim. Evlerden ırak...
bir romancık.
kürde veren, hapı yutar romanı.
kitap hakkındaki en güzel eleştirilerden biri:
"okuduğum tüm kitaplar içinde en nefret ettiğim karakterlerden biri olmuştur.
--- spoiler ---
üniversite dönemi boyunca kendisine yaklaşan her erkeğe kur yapıp ardından adamları kendine aşık edip sonra onları göt eden bir hatundur. üstüne bir de kendi çapında çok güçlüyüm ben, onlar erisin bitsin napiyim havalarında gezer, ama adamlara kuyruk sallamaktan da imtina etmez. sonra kro diye laf ettiği haşim ağa ile beraber olur. sorarım acaba haşim arkadaşımız ağa olmasaydı, zengin olmasaydı bu adam için diyarbakıra gider miydi? romanın yazarının da kadın olmasından anlaşılacağı üzere bariz belli ki klasik bir türk kızıdır. üzüne kuma getirilerek çok güzel göt olmuş, içimin yağları erimiştir. kendisini göt edenleri göt etcem derken bu sefer daha fena göt olmuştur ki, ölene kadar ayarı düzelmez.
günün birinde araştırmacılar, tarihin eski dönemlerinde kezban diye isimlendirilen bir türün varlığını keşfettiklerinde, bu türün karakteristik özelliklerini bu kitap sayesinde öğreneceklerdir. ve bu kitap, bilmem hangi ülkenin bilmem hangi müzesinde, paha biçilemeyen bir eser olarak sergilenecektir.
ilber ortaylı nın da toprak altında kemikleri sızlayacaktır.
diyarbakira gelin giden o ozgurlukcu istanbullu pirayenin yaşadıği olaylar, o gelenek gorenekler, toreler karsisindaki tutumunun anlatildigi sonlarina doğru aglatan bir canan tan romani.