1966'da ilk defa bir müzik şirketiyle anlaşıp 1967 yılında arnold layne single parçaları ile müzik dünyasına girmişlerdir.daha sonra see emily play parçasını piyasaya sürüp bu parçanın başarısı ile "top of the pops" adlı ünlü programa çıktılar. ilk albümleri the piper at the gates of dawn ile büyük başarı yakaladıktan sonra çıktıkları turnelerde kendilerini iyice tanıtmışlardır.
dream tv'nin bu haftasonunu ayırdığı grup. yıllardır görmek istediğim bir yazıydı dream tv logosuun hemen altında geçen "pink floyd hafta sonu" yazısı. istisnasız her haftasonu sırf bu yazıyı görebilmek için açar oldum dream tv'yi. bu sabah da yine aynı sebepten ötürü açtığımda o sonunda yazıyı gördüm. anlatılmaz yaşanır.
grup adını iki önemli blues sanatçısı olan floyd council ve pink anderson'dan esinlenerek almıştır. yaptıkları müziğin esin kaynağına bakıldığında önemli bir ayrıntı bence.
çok bilinmeyen parçalardaki bilgisiyle parmak ısırtmış yazardır. meğerse balkan ve ege müziği ile ilgilenen ne kadar sanatçı varmış kendisinden öğrendim.
hele bir kanadalı kadından bahsetmiştir ki, ne kanadalısı ya, benim çocukluğumda köy düğünlerinde şarkı söyleyen abladır o. darbukası elinde, yanık ve içten, sevgilisine gönderme yapıyor gibidir, bu kanadalı sanatçı. adını bilmemekteyim sözlük e yazsın da unutmayalım. bu da göndermemdir. zaten besbelli *
1965 yılında Syd Barrett(gitar), Roger Waters(bas gitar), Nick Mason(Davul) ve Richard Wright(Keyboard) tarafından kurulmuştur. Syd Barrett grubun kurulduğunda Sigma 6 olan ismini iki blues ustası Pink Anderson ve Floyd Council’in isimlerini birleştirerek «The Pink Floyd Sound» olarak belirlemiştir. ilk zamanlar yerel bir kitleye sahip olsalar da kullandıkları görsel efektler ve sahne performansları ile kısa denilebilecek sürede ulusal kitleye sahip olmuşlardır. Kurulduğu zamanlar grupta Bob Klose adlı bir gitarist daha bulunmaktaydı
dünyanın en iyi gruplarından biri olmasının sebebini şarkılarını dinleyerek rahatça anlayabilirsiniz. ayrıca şarkılarının sözlerine ve çevirilerine iyice incelemek gerekir. comfortably numb, hey you gibi şarkıların aşk şarkıları olduğu yanılgısına düşünülmemesi şiddetle tavsiye edilir ve mutlaka ama mutlaka pulse konser kaydı izlenip ders alınması gerekir.
roger waters, david gilmour, richard wright ve nick mason'dan 1967'de ingiltere'de kurulmuş, üyelerinin dünyalılara kaliteli müziği öğretmek için özel olarak gönderildiklerini ve görevleri bitince de başka bir galaksideki başka bir müzik ilkeli toplumu ihya etmeye gideceklerini düşündürecek mükemmellikte müzik yapan grup.
10 yaşımda babamın almanya'dan getirmiş olduğu the wall plağını görüp dinlememe istinaden, piyano hocamın artık bana ders vermekten vazgeçmesini sağlayan grup.
mükemmel bir grup demeye dilim varmıyor, çünkü mükemmelin ötesinde bir grup. Pulse'deki canlı performansları kesinlikle izlenmeli. (aslında bütün canlı performansları izlenmeli!)
müziğin derinlerine inmekten, yeni şeyler denemekten korkmayan grup. deneysellik içeren art rock'ın öncülerindendir. konserlerinde saatler süren animasyonlar göstermişlerdir. en önemli performanslarından biriyse, konser boyunca kendileri ile seyirci arasına koskocaman bir duvar ördükleri the wall turnesidir. seyirci bundan pek memnun kalmasa da, ben orada olsam duvarın üzerinde duran ve comfortably numbın solosunu atan gilmour'a hayranlıkla bakacağımdan eminim. şarkılarını dinlerken tek saniyesinin bile kaçırılmaması gereken bir gruptur pink floyd, zira art rock'ın her önde gelen grubu gibi, onlar da müzikte mükemmeli aramaktaydılar ve hiç bir şarkıda kendilerini tekrar etmemeye çalışıyorlardı. şarkılarındaki her nota ayrı bir hikayeye sahiptir, time'ın başındaki saat sesleri, money'nin girişinde duyulan yazar kasa sesleri ve başlı başına bir hikaye olan echoes..
pink floyd, müziği ayın karanlık yüzüne taşıyan, efsanevi bir gruptur..
Anneannemle beraber KKTC'den istanbul'a geldiğimiz sırada uçak firmasının dergisinde haklarında okuduğum bir makale üzerine aramızdaki şu diyaloğa vesile olmuş gruptur kendileri.
Indy sayfayı değiştirir ve anneannemden beklenmeyen şu cevap gelir:
-Açsana şu floyd sayfasını yahu.
-Tamam, anneanne.
- Ver bir bakayım şunların resmine.
Tabi ki ben su sırada bu isteğe dumur olurum ama biraz katılmakla beraber şaşıracağım şu yorum anneannemden gelir.
-Sağdaki ikisi çirkinde, soldaki ikisi fena değil.*
işte ebeveynler böyledir sevgili dostlar...
geçmişe duyulan saygıdır, 70'lerde yaşama isteğidir pink floyd.
ilk defa tatdığımız duyguları ifade ederken zorlanırız ya... her dinleyişinizde ilk defadaki tadı alırsınız, her şarkıları ruhunuzun farklı bir yerini okşar.
Dünyanın en iyi müzik grubudur. syd barrett adında bir şizoid manyak ressam kurmuştur. Ancak syd şöhret nedeniyle biraz işi abartınca grup dan çıkarılmış ve duygusal ve gururlu olduğundan inzivaya çekilmeyi tercih etmiş, şizofren tedavisi görmüş, iyice delirtilmiş, saçları dökülmüş, kilo almış ve sektör tarafından mahvedilmiştir. Pink floyd onsuz da yoluna devam etmiş ve saund unu psychedelic rock dan senfonik rock a terfi ettirerek ekol haline gelmiştir. David gilmour un solo melodiler yaratmadaki ustalığı roger waters ın agresif ve anarşist kişiliği ile birleşince richard wright ın mülayim fakat usta armoni bilgisi ile birlikte mükemmel bir sentez oluşmuş, syd in görsel efekt ve fantazi merakı da unutulmayarak dünyanın en iyi sahne şovları ve müzik clipleri yaratılmıştır. Nick mason un kendini ön plana çıkarmak yerine davul u enstrüman olarak kullanan gruba ait imajı ve becerisini de unutmak olmaz.
Ancak yaşları kemale erip evlilik çoluk çocuğa karışında egoist çıkışlar kendini göstermiş,waters ile wright kavga etmiş,gilmour ara buluculuktan sıkılmış ve grup the wall albümünden sonra dağılmıştır. Yine de the wall a alınmamış parçalarla bir nevi waters ın solo albümü olan the final cut piyasaya çıkmıştır. gilmour grubu yine toplamış,waters artık bitmesi gerekir demiş ve yıllarca sevenleri waters lı pink floyd u tam kadro yeniden sahnede görmenin hayalini kurmuştur.
fakat hiç hesapta olmayan bir şekilde richard wright mülayim ve alçakgönüllü güşlüşüyle her zaman yaptığı gibi duruma son noktayı koyarak ölmüş ve bu hayal bir daha gerçekleşmemek üzere son bulmuştur. Zaten bir kaç yıl önce de grubun sessiz, etkisiz fakat gerçek ruhunu temsil eden gurusu syd barrett da ölmüş olduğundan pink floyd efsanesinin aktif yaşamı da sona ermiştir.
rock müziği şekillendiren, mihenk taşı grup. zamanında içinde bulundukları kültüre etki etme konusunda oldukça başarılı olmalarının yanında gelişen modernizme de gönderme yapmaktan çekinmemişlerdir.