ismi birçok cinayete karışan ve geçtiğimiz günlerde intihar! eden albay kırcı için "medya yargısız infaz yaptı" diyen genelkurmay'a, "ölen zaten yargısız infazcının ağababasıydı (adamı alıp direkt kafasına sıkmak henüz demokrasiyle ilişkilendirilmediyse yargısız infazdır)" şeklinde laflar hazırlamıştır.
takip ettiğim diğer yazarlar gibi okuduğum bir yazardır ancak her eleştirdiği konuyu kendi üzerinde yöneltmesiyle inandırıcılıktan ve gerçeklikten sapmaktadır. konu hakkında efendim bana da böyle yaptılar sonra şu oldu, dava açıldı falan filan ve kendisi de kendisine dava açıldığına sevinmektedir yoksa bu kadar çok mesele de bana dava açıldı diyerek malzeme olamazdı.
büyük puntolarla yazdığı ve 'bir' yerine rakam kullandığı için kendisini okuduğumda 17-18 yaşında bir liseliyi okuyormuşum gibi hissediyorum. yazdıklarının içeriği elbetteki önemli fakat dili koruması gereken mevkiideki biri için son derece talihsiz bu yaptığı.
gözünü budaktan sakınmayan, yeri geldiğinde nalına vuran, yeri geldiğinde mıhına vuran, 'radikal', marjinal, entelektüel kimliğini her dem yazılarıyla hissettirme kaygısındaki, özgürlükçü, cesur yazar.
öyle ki bazen bu uğurda 'sap yiyip saman sıçmaları' da görülmemiş şey değildir.
kaleme alınacak bir dünya konu varken, sürekli temcit pilavı gibi gündeme gelen, bir çok yazar çizerin üzerinden prim yapmayı alışkanlık ettiği bir konuyu, bir başlık altında yorumlamak, yorumlamaklamayla da kalmayıp, başlık altında sabuklamak populist bir yaklaşım değildir de nedir ? http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=249524
yazılarını fazla okumadığım açıkçası hakkında pek bilgi sahibi olmadığım ama tesadüfen internette bir yazısına denk geldiğim ve beğendiğim (o yazısı için) yazar.
"New York'ta Çin Mahallesi'nde dadandığım bir dükkân vardı. Gider ulong çayı, yasemin çayı, yarasa desenli fincan, kelebek desenli tabak, desen desenli kâse: onu ve bunu alırdım.
New York'ta hemen hemen tüm kafelerde yasemin çayı bulunur. Çikolatalı pastayla pek iyi gider. Yani pek severim yasemin çayını. Orda kaldığımız evde de habire yapar, sabahlara kadar okuma seanslarımız esnasında, içerdik Fulya'yla.
Derken baktım hayatımdan yasemin çayı çıkmış. Geçen yaz ingiltere'den bir kutu almıştım. Öyle kutu kutu dokunulmadan duruyor. Geçen hafta bir çaydanlık dolusu yasemin çayı yaptım kendime.
Kendimden bu kadar sevdiğim bir şeyi neden esirgediğime şaşarak. Bach ve Vivaldi dışında, bir şeyler dinleyeyim istedim.
Bir zamanlar sabah akşam dinlediğim bir CD koydum: Böyle yıllardır göremediğim, içimi coşkuyla dolduran bir arkadaşım, çat kapı gelmiş gibi oldum.
Sevdiğim müziklerden, sevdiğim çaylardan uzakta, bir harala gürele içinde, bunca koşturmaca ve debelenmeyle, ne halt ettiğimi düşündüm.
Düşündüm ki, yapmayı hiç ama hiç ama hiç istemediğim bir dolu meşgaleyle, yutulup gidiyor zamanlarım. 'Keyif' zamanları nerdeyse sürgün edilmiş hayatımdan. Düşündüm ki, bir bahar temizliğine girişmeliyim."
çankaya köşkünde katıldığı bir resepsiyonda alkol komasına girip korıdorlarda kusmuk gölü oluşturmuş ablamız. hayır anlamadığım abdullah gül içkiden anlayan biride değilki sana ihtilal yıllarından kalma asırlık fransız şarabı ikram etsin. diasada satılan kavaklıdere vermiştir muhtemelen ne diye abanıp içiyorsun derdin ne bacım. yoksa yazılarının milletin beyninde yeterince afyon etkisi yaratmamasına mı içerledin.
kendince ayar verdiğini sanan, değersiz yazarımsı. ha bunun şakşakçıları da var haliyle. sözlükte de görüyoruz bunları. "tskya ayar verdi helal olsun! alsın başını gitsin , bi tanesin!" tarzı yağlamalar var kendisine. hayır, kadın çok mühim bir iş yapıyor olsa tamam diyeceğim de çok mühim bir iş yapmıyor. günümüzün modası olan "ordu düşmanlığı" yaparak, bu modanın yaratıcıları olan dinci-liboş kesimin takdirini topluyor o kadar. takdir de değil aslında, onların kemik yalayıcılığını yapıyor. yazar diyenler utansın buna. bu kadın apo'nun hapishane koşlullarını yazdığı kadar şehit ailelerinin maddi durumuyla ilgili bir yazı yazmış mı? gazilerimizin durumu hakkında bir yazı yazmış mı? küçük yaşta babasız kalan emniyet personeli çocuklarının ne durumda olduğu ile ilgili yazı yazmış mı? yazamaz. neden yazamaz onu da söylemek lazım . çünkü bulunduğu çevrede bunlar yok. bulunduğu çevrede milli değerlere saldırmayı marifet bilenler ve bu ülkenin kuyusunu kazanlar var. e haliyle onların dertlerini anlatıyor. yoksa kim sallar şehit çocuklarını .
sadece onun yazılarını okumak için aldığım radikal gazetesinin güzide köşebaşçıcısı. en arka sayfada yazdığı için arka kapak güzeli benzetmelerine ve dahi bir yığın hakarete maruz kalmış bir demokrasi neferi. demokrasi mahallemizin perihan ablası derdim ona. evet, çok sivri bir dili vardı fakat bu ülkede birilerini sokup zehri vermeden, yanılışın acısı ona tattırılmadan birşey olmuyor, anlaşılmıyor.
perihan mağden in gazeteden ayrılacağına dair yyaınladığı son yazısını sabah işe giderken saat 20 civarında dolmuşta okumuştum ve gözlerim dolmuştu. hatta tüm günüm haftam berbat geçmişti. alışkanlıklardan zoraki kopmak insanın zoruna gidiyor. halen radikal okumaya devam ediyorum, nuray mert iyi yazar, perihan ablanın taşlamalarından sık sık nasibini almasına rağmen vaktiyle muhafazakar kimliğini seviyorum.
ama perihan mağden demokrasi anlayışının zirvesidir diyebilirim. bu ülke okurlarına ağır gelmesi, fazla gelmesi gelişmemiş demokrasi anlayışımızdan kaynaklanıyor.
çok ama çok özlediğim bir köşebaşıcı idi. yerini almaya meyillenen kimse o boşluğu doldurabilmiş değil. ayrıca can yayınları tarafından kendisine açılmış blog ta sadece bir yeni yazı yayımlandı. sanırım bir gazetede yazmak gibi anlamlı değil blogda yazmak ama kendisi bilmeli ki vefakar ve iyi bir okuyucusu var. o yazsın yeter ki biz onu nerde olsa okuruz.
az önce televizyonda izlediğim şey. gerek beden dili gerekse de üslubu* ile sağlıksız biri olduğu aşikardır. bundan önce yazılarını falan okumuşluğum vardı ancak bu sağlıksız bünyeden sağlıklı bir fikir çıkmasını beklemek fazla iyimserlik olur.
ne ilginçtir ki hala nobel'e aday gösterilmemiştir. bu milleti aşağılamak, ermenicileri ve kürtçüleri yalamak gibi her türlü faaliyette de bulunuyor halbuki.
hani demiştim ya bilmem kaçıncı entry'mde, alkolün olmamasını söyleyen düz mantıklardan, boş beyinlerden farkı olmayan bir şahıs. mantıksızlığı diz boyu desem çok fazla ileri gitmiş olmam.
yazılarına ve kendisine son derece irrite olduğum Mağden, taraf gazetesine geçmekle sonunda kendine en uygun mekanı bulmuş, dürüstçe tarafını belli etmiştir en azından...