Pembe MARMARA : 25 Aralık 1925te Lefkoşada doğdu. 31 Ocak 1984te yine Lefkoşada öldü. ilk şiirleri 1945 yılında yayınlanmaya başlandı. Özellikle o yıllarda Türkiyede çıkan YEDiGÜN dergisinde yayınlanan şiirleri ile tanındı. 1945-53 yılları arasında Kıbrıs’ta; Gülen Gaye, Nevin Nale, Lafazan, Meçhul, Fırtına ve Funda gibi takma adlarla ve gerçek ismi ile şiirler yayınladı.
ESERi :Pembe Marmaranın Şiirleri Mayıs 1985 Lefkoşa.
Onun hakkında yazılmış öyle güzel yazılar okudum ki... Ben ne yazabilirim? Bir kez karşılaştık sadece. Hayal meyal bir görüntü kafamda... Ankara'da yürüyoruz birlikte. Ne anlattığını tam anımsamıyorum ama dinlerken hayranlık duyduğum aklımda. Yine de çok derin, çok özel bir tanışıklığımız varmış , ailemden birini, uzaklardaki kardeşimi yitirmiş gibiyim nedense.
Bütün bunlar, Abdi Çavuş sokaktaki o evden dolayı olmalı. Anlatacak çok şeyi varmış ve birden dile gelip hepsini önüme serecekmiş gibi duran, o yıkık dökük, iç bahçesinde gizli kederler, kerpiç duvarlarında yitip gidenlerin dokunuşlarını ve nefeslerini, gizli odalarında aile sırlarını taşıyan o evden... Ulus Baker'in teyzesi Duygu'yu görmeye giderdim oraya. O da, bu dünyaya dayanamayıp erken gidenlerden... Amerika'daki kötü anılarının ardından, bira şişeleriyle hayata tahammül etmeye çalıştığı o sığmakta benimle paylaştığı her anıyla bu özel aileye dair merakımı daha da artırırdı. Ben, hiç soru sormazdım. Meraklı olmaktan utanırdım. Satır aralarında söyledikleriyle gözlerim parlardı; kulak kesilirdim hep.
Kuşkusuz beni o eve çağıran Ulus'un annesi şair Pembe Marmara'nın hayaleti olmalı. Dediğim gibi, Duygu'ya hiçbir soru soramazdım. Anıların onu incitmesinden, unutmak istediklerini anımsatmaktan, onu yaralamaktan korkardım. Aileye dair her anlatının onu daha fazla bira şişesine sürüklediğini, belleğinin yaralı olduğunu bilirdim...
"Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni düşümde,
Dua edip duruyordu mutluluğum için
Ta denizler ötesinde
Oysa ben yitirdim anacığım
Bütün özgürlüğümü
Sardı bütün zerrelerimi bu acı
Ta derinden derine
Yüreğimde bir sızı
Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni, düşümde"*
Annesinin bu şiirinde seslendiği Ulus'un anneannesinin adı Fatma'ydı yanlış anımsamıyorsam. Duygu, ondan söz ederken bir meleği anlatırdı sanki. Akça pakça, yumuşaklığının altında gizli bir güç taşıyan bir ninecik. Bahçedeki çiçeklerle konuşmasını, onlara çocukları gibi bakmasını anlatırdı. Bizim Kıbrıs'ta "ekşili" dediğimiz sarı çiçekli yabani bitkiler bahçeyi sardığında, "Fatma kadının çiçekleri geldi; bunları çok severdi" diye iç geçirirdi.
Bahçeyle uğraşmak annesiyle kurduğu bir iletişimdi onun için. O bahçeye dair bir film karesi var gözümün önünde. Ulus'un annesi Pembe Marmara o yılların moda giysileri içinde gencecik bir kadın... Adana'daki Ümit Yaşar Oğuzcan ile yazışmakta, birbirlerine şiirler göndermektedirler. Bu mektup arkadaşlığı bir aşka dönüşür ve birbirini henüz hiç görmeyen iki sevgili, nişanlanma kararı alırlar. Nişanlanacakları günü bile saptarlar. Ama bir sorun vardır. Ümit Yaşar Adana'da, Pembe Marmara Lefkoşa'dadır. O yıllarda bunun çok uzak bir mesafe olması bir yana zaten ailenin de bilgisi ve onayı yoktur. iki sevgili, mektuplarla belli bir günün belli bir saatinde birisi Adana'da, öteki Lefkoşa'da,
aynı anda parmaklarına yüzük takmayı kararlaştırırlar. Pembe Marmara, arkadaşlarını çağırır ve bahçede üzeri kekler, börekler, çiçeklerle bezeli bir masa kurarlar. Belirlenen saatte Pembe Marmara yüzüğü takar ve pastayı kesip arkadaşlarıyla birlikte bunu kutlarlar. Daha sonra aileden bir erkek bu garip nişanlıyı görmek için Adana'ya gider ve Ümit Yaşar'ı hiç beğenmez. Olay çıkar; nişan da böylelikle bozulur.
Babam anlatmıştı: Bayrak televizyonunda yaptığı bir edebiyat programına Kıbrıs'a gelen Ümit Yaşar Oğuzcan'ı ayağının tozuyla konuk etmiş ve "Rahmetli Pembe Marmara ile nişanlanmanız..." diye bir cümle kurunca Oğuzcan o an öğrendiği ölüm haberiyle şok olup yayında ağlamış.
Kıbrıs Üniversitesi'nde verdiğim "Çağdaş Kıbrıslıtürk Edebiyatı" derslerinde 1943 kuşağından söz ederken, öğrencilere bu romantik nişanlılık sahnesini anlatırım. Bu anlatıdan ve Pembe Marmara'nın siyah-beyaz fotoğrafındaki o duygulu, zeki bakışlarından olmalı, özellikle kız öğrenciler dönem projesi için konu seçerken hep Pembe Marmara'ya takılırlar. Fazla kaynak olmadığı için pek teşvik etmem bunu.
Pembe Marmara'nın daha sonra evlendiği Ulus'un babası Sedat Baker'in trajik ölümü ise bir başka "pembe dizi" gibidir. Güzeller güzeli evli bir kadınla yaşadığı aşk, bir otelde yemek yerken kadının kocasının silahından çıkan kurşunla noktalanır.
Ailenin yaşadığı trajediler öylesine çok ki üzerine romanlar yazılabilir. Bir tanesi zaten yazılmıştır. Alev Alatlı'nın "Yaseminler Tüter mi Hala?" romanı da Ulus'un dayısının evliliğini konu alır ve Abdi Çavuş mahallesindeki evde geçer.
Kanserden ölmek üzereyken başladığı ve yarım bıraktığı otobiyografisinde tıpkı şiirlerindeki gibi, nasıl da kederli, içli bir sesi vardır Pembe Marmara'nın.
Ben, onu hep Kıbrıs'ta bir kadın ve şair olmanın öyküsü gibi okurum. Sanki o da bir annem, şiir annemdir benim.
Toprağın kavrulduğu bu Kıbrıs Temmuz'unda, Ulus'u onun yanma mı gömdüler acaba?
Sosyolog Ulus Baker’in annesidir. Kıbrıs Türk şiirinde öne çıkan bir isimdir. Orhan Veli Kanık etkisiyle Garip hareketi doğrultusunda serbest şiirler kaleme aldı. (1925-1984)