farklı bir uslupla internet aleminde kendisinden söz ettirmiş kişi.
ünlü olmak iyi birşey midir dersek internet mahir örneğine göz atabiliriz aslında.
internette tanınayım da sonu şebeklik olsa da fark etmez demiştir zira kendisi.
yazdığı yazılar başlarda gülümsetse de saçmaladıkça gelen söhret ve daima daha fazla tanınma, kendinden söz ettirme isteği zamanla kabak tadı veren yazılar yazmasına yol açmıştır.
eleştriden uzak, onun yazdıklarının 10 da 1 ini yazamadığı halde sırf boklamak için başlığına yazan, yeni yetmelerin yazdıklarını okudukça "uuu beybi iyi ki varsın" dedirten, yazdığı zaman 10 numara yazan yazar.
kendisini eleştirebilmek için 10 fırın entry yazmak gerekir. yoksa sizin de "bim de eski sevgiliyle karsilasmak" gibi eserleriniz internet sathında yayıldı da ben bilmiyorum?
bimde eski sevgiliye rastlamak adlı entrysiyle okuyanları yarmış gülmekten yerlere yatırmış ekşi yazarı. yazdığı entryleriyle çoğu yazarı kıskandıran* o entryi o değil ben yazmalıydım dedirten komik bünye. eleştirenlere allah akıl fikir versin.
eleştirilmesi ya da çok fazla pohpohlanmasını anlamadığım bir yazar. reşat çalışlar'ı eleştirmek mantıklı, zaten öven çok fazla çıkmaz, ama peder çok daha farklı, çok daha mizahi.
artı ve eksileriyle ele alınabilecek bir yazar değil, kendi ekolünü yaratmış gibi. depeyi desen değil-olamaz da- bruker desen hiç değil, olmasın da..
peki bu adam ne yapıyor? gerçek ya da hayal, doğru ya da yanlış; bir takım gözlemlerde bulunuyor, abartıyor, abartıyor, abartıyor ve sözlüğün önüne sunuyor.. yemek ya da yanında yatmak, karşısında bulunmak pek tabi ki okuyucunun elinde, ona amenna. ama dedik ya; ciddiye alınacak bir adam değil. espri anlayışı kendisi ile eşleşenler okur, eğlenir. beğenmeyenler okumaz, başkalarına yönelir. ama göz ardı edilmemesi gereken bir konu var; adamın kalemi son derece kuvvetli. en alakasız adamları bile okuttuğuna göre buna kimsenin höt diyeceğini zannetmiyorum.
hele guru'ya verdiği ayarla nazarımda değerini katlamıştır, helal olsun.
günbegün inancımı yitirdiğim bir şey. belki ben yozlaşıyorum. hani derler ya özünde iyi bir insan ama çevresi kötü. belki de öyle bir şey ama bolan inancımın yittiğini günbegün hissediyorum. öyle bir şey galiba benim için gerçek aşk. yaşanılanlar, bir erkeğin bittiği anlardan birisini yaşamak...
vapura biniyorum. kendine yakınlaşabildiğin muazzam bir yer vapur. ama yalnız bineceksin, açığa çıkacaksın, denizi izleyeceksin. kendini göreceksin suda, kendini dinleyeceksin. öyle bir yer. kapılar açılınca hücüm ediyorum ben de, üstte iyi ber yer kapmak için. ama önümde iki çift var, tin tin tin yürüyorlar, yerde vermiyorlar.
"hadi yürüsenize, kapacaklar kenarları" diye düşünüyorum, sinirleniyorum. zaten ben olur olmaz hemen sinirlenirim. ama bunlar halen tin tin tin yürüyorlar, yer de vermiyorlar. en sonunda yandan ufak bir aralıktan solluyorum onları, sinirimi de belli etmek için elimi yana doğru açıyorum, görsünler diye. görüyorlar belki de ama tepki vermiyorlar. hemen geçiyorum kapıdan dış kısma ve vapurun gidiş istikametinde bir kenar buluyorum ve oturuyorum. güneş gözlüklerimi takıyorum. güzel güzel manzaranın keyfini çıkarıyorum.
az önce önümde tin tin tin yürüyen çift de geliyor karşıma oturuyor. "tersine oturdular, zevki çıkmaz ki öyle vapurun" diye düşünüyorum. yan yana oturuyorlar, birbirlerine iyice yanaşıyorlar.
garson arsızı geliyor "çay, kola, fanta, gazoz" diye bağırıyor. kız susamış belli "bir tane su alsana" diyor çocuğa. çocuk hemen garsona dönmeden "bir su" diye bağırıyor. eliyle de koltuğa vurarak. anlam veremiyorum yaptığına. sonra su geliyor.
çocukla kız elele tutuşuyorlar. ben onları izliyorum, ama gözümde güneş gözlüğü var, nasıl olsa görmezler diye düşünüyorum. kız sürekli yere bakıyor, gözleri de sürekli bir oraya bir buraya gidiyor. çocuk da sürekli çok yakından kıza bakmaya çalışıyor. bir şeyler söylüyor. onun da gözleri kıpır kıpır, bir oraya bir buraya gidiyor.
sonra kucağındaki çantaya bakıyorum. gesf yazıyor. gesf. görme engelliler spor federasyonu. görmüyorlarmış birbirlerini. manzarayı da görmüyorlarmış. benim onları izlediğimi de zaten gözlük takmasam bile görmeyeceklermiş meğersem.
kız bir mutlu bir mutlu. çocuk sürekli bir şeyler söylüyor kız sürekli gülüyor, sonra kız bir şeyler söylüyor, ikisi de çocuk gibi gülüyorlar. o kadar mutlular ki. birbirlerinin ellerinden tutuyorlar sıkı sıkı. çocuk kızın saçlarını okşuyor, bilmiyor belki de hangi renk olduğunu ama o kadar seviyor ki onu.
kız o kadar mutlu ki, gülüşü beni bile ısıtıyor. "bu sevgi" diyorum kendi kendime, "aşk bu. birbirlerini görmeden seven iki insan. birbirlerine bağlanmış iki insan."
bir birlerinin gözünün içine bakamıyorlar. gözlerim doluyor azicik ama eminin ki birbirlerini herkesten daha iyi görüyorlar. ruhlarıyla görüyorlar birbirlerini. sevginin bir şey ifade etmediği, aşkın basit bir et parçasına dönüştüğü, kötülüklerle çepeçevre bir dünyada birbirlerinin içindeki o güzelliği görebilip aşık oluyorlar birbirlerine. ne yüce bir şey. gerçek aşk bu işte.
farkettim de ben o çocuk kadar içten gülmemişim şimdiye kadar, kahkaha atmışım bol bol ama sevgiyle gülmemişim. ama gerçek aşk o kadar uzakta.
son zamanlarda nedenini pek anlayamadığım bir şekilde islamiyetle ilgili konularda saçma sapan yorumlar yaparak nezdimdeki tüm sempatisini kaybederek sıradan bir ekşi sözlük yazarı olmuş kişi. tamam dine bakışını her insan gibi paylaşabilir fakat bunu kutsal şeylerle taşak geçerek yapması şahsen de tanıdığım kendisinin ne inancına ne de karakterine hiç yakışmıyor, ya da ben yakıştıramıyorum. biz, en azından ben onu böyle biri olarak tanımamıştım. vallahi üzülüyorum bu değişimine çok samimiyim.