paris

    23.
  1. paris

    her seyiyle mukemmel bir kent kesinlikle degil. metro sebekesi oldukca iyi ama metrolar eski ve bakımsız, çiş kokuyor. ayrıca sehrin cogu yeri de çiş kokuyor. hepsi degil ama cogu park ve bahce çiş kokuyor. fransızların pisliginden bahsederlerdi, gormus olduk; ama paris artık fransızların egemenliginden cıkmıs; hatta arap ve uzakdogulu gormekten bu sehirde fransız yok mu diye dusunmeye baslamıstım. geceleri champ élysees*de zengin -kıro- araplar dolasıyor. cok da pahalı bir sehir.

    tamam cok kotuledim; insanları bosaltıp sehri gezerseniz cok guzel. tarihi mirası cok zengin, korumayı ve kazanca cevirmeyi de bilmişler, binalar cok guzel. yeni ile eskiyi kaynastırmayı da becermişler, pompeidou center -misal- uyumsuz gibi gorunse de yarattıgı sehir mekanı ve cesur deneyselligi ile hayran olunası bir bina. paris fransanın sansıdır diye dusunuyorum, boyle bi baskentle diger avrupa ulkelerine fark atıyorlar bence. gidilip gorulesi bi şehir, her tarafında bir guzellik bulmak mumkun.

    eiffel kulesi de kendi basına pek de guzel bir eser olmasa da pariste muhtesem bir sinerji yaratıyor. bu kadar etkili bir simge baska bir yerde var mı bilmiyorum. genel kanının tersine eiffel her yerden gorulebilen bir kule degil. illa yuksek bi yere cıkacaksanız karsısındaki montparnasse'a cıkın, hem eiffeli de gorursunuz; ama eiffelin ikinci katındaki manzara daha guzeldi (yukseklik her zaman guzel manzara saglamıyor, (bkz: atakule)). ucuncu katına cıkmaya cesaret edememiştim.

    louvre muzesi de butun gununu harcayıp yorgunluktan öldürüyor insanı, sanat delisi degilseniz sadece unlu eserleri inceleyin, katalogda ilginizi ceken bişe olursa onları gorun yeter, zaten onlara giderken her seyin onunden gecmiş oluyorsunuz. anadoluyla alakalı bir bolum de var baksanız iyi olur.

    montmarte mahallesine gidin. oraya parisin balkonları diyorlar. filmlerde gorulen paris orası. ben bulamadım ama amelie'nin cekildigi cafeyi gorebilirsiniz belki. meshur moulin rouge de orada. tepede de sacre coeur katedrali var o da guzel bir eser. montmarte'da ucuza alısveriş yapabilirsiniz. 30-35 euroya adidas puma ayakkabılar vardı, bi dolasın.

    turist informasyon burosunda verilen kitapcıkta parisin nispeten biraz daha gizli kalmıs koseleri de anlatılıyor, onlara da vaktiniz varsa gidin derim. bir mezarlıktan bahsediyordu park olarak duzenlemesi gayet guzel yapılmıs, ama gidemedik. bazı unlu sahsiyetlerin de mezarları oradaymıs.

    disneylande de gidemedim içimde uktedir. yalnız biraz pahalı ve sehirden uzakta. bir gununuzu ve butcenizin kucuk bir kısmını ona ayırmak suretiyle gidebilirsiniz, cok eglenceli oldugunu soyluyorlar. giris ucreti 40 euro civarındaydı yanlıs hatırlamıyorsam.

    interrailciler için ufak bir paris rehberi gibi oldu. gidecekseniz en az 3 gun ayırın derim. artı 1 gun de disneyland tabiki:)

    bir de notre dame de paris muzikali hala oralarda bi yerlerde oynuyorsa gidip izleyin derim. sanırım farklı bir oyuncu kadrosuyla sahne alıyorlarmıs. canlı izlemeyi en cok istedigim eserlerden kendisi.

    bu kadar doneklik olmaz diyerek tekrar basa donuyorum:
    her taraf çiş kokuyor..
    10 ...
  2. 107.
  3. 310.
  4. selden kaçmak için kendilerine yol oluşturan parisliler - 1924.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/1064933/+
    9 ...
  5. 365.
  6. Eskiden aşkların ve romantizmin şehriydi şimdi sarı yelekli adamların uzun eşek oynadığı yerdir. Marjinallik bu olsa gerek. Aha macron a sor.
    9 ...
  7. 5.
  8. bir gece seine nehri kıyısında notre damme katedralinin ışıklandırılmış dış cephesini sevgilinizle birlikte pembe şarap eşliğinde izleme hatasını yapabildiğiniz ve ardından da mecburen evlenme teklif etmek zorunda kalabileceğiniz şehir..
    10 ...
  9. 1.
  10. fransa'nin baskenti. romantikmis.
    7 ...
  11. 366.
  12. Sonunda haziran. Bu ay içerisinde bi hayalimi gerçekleştirip şereflendireceğim imparator napoleon bonaparte'ın şehri paris. Öhöm şey "pah ree!!"

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/1858810/+
    6 ...
  13. 319.
  14. bu kartı sana paris’ten atıyorum

    çok türkçe bir aşkın ortasında
    çok türkçe bir yağmurun mağarasında
    çift kâğıtlının son dumanına sinen erezyonda
    kelimelerden
    beni aşağılayan, bir hiç yerine koyan kelimelerden
    ve tehlikeli, korkunç hayvanlardan kurtulduğum,
    kendime doğru
    bir çıkış yolu bulduğum
    güzel bir zamanda..

    bu kartı sana paris’ten atıyorum:

    bugün mavinin ayrı bir havası
    bugün rüzgârın özel bir şıklığı var,
    bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim!
    bugün kuşlarla senden, senin
    o çok efkârlı ellerinden konuştuk uzun uzun
    bugün kuşlarla senin resmini çizdik
    bütün karakol duvarlarına
    biraz sandviç yedik, biraz su içtik seni düşünerek
    allahına kadar fırlamaydık senin anlayacağın
    bugün kuşların yaşgünü çünkü sevgilim
    bugün kuşlara senin ismini armağan ettim!

    gereksiz eklem ağrıları ve kriz değil midir
    ışıksız gözlerime bir nebze kan
    pul pul olmuş tenime enjektör kapanları kuran,
    duran
    sonra yürüyen
    sonra bir daha duran
    seyyah kalbime tüm ihtişamıyla boşalan
    hap niyetine sıcak elektriğin doludizgin sersemliğinde
    üşürken, açken
    kolları kısa ceketimin yakalarını kaldırırken
    sorgumda soruyorum bunları, hep soru kalanları:
    niye ayrıldık (cevabı kullanılmış, aids riski taşıyor)
    nasıl sustuk (cevabı, kalabalık getto masallarında)
    niçin birbirimize çarpa çarpa bir suça ortak olduk
    şimdi hangi dozda hangi ekolde zırvalıyorum
    sokaklarda mora mor çalan dönme bir gitaristken
    koşabiliyor muyum, nefes alabiliyor muyum, sıçabiliyor muyum
    dehşetli yerlerimden
    en karanlık gizlerimden çalakalem vurulmuşken
    otuz üçünde kahpe bir anarşist
    sırtında yetmiş yedi hançer yarası
    bir polisten tokatlanmış magnum ve ben
    gece camlarını, orospu.mlarını yumruklarken
    ya da

    çıplak ayaklarımla boş ilaç şişelerini ezerken
    her yer, herşey kırmızıya boyanırken duruluyorum
    ölmek üzere olan birin üstünde dönenen
    puşt akbabalar gibi yüzümün üstünde dolanıyor ruhum!
    bu kartı sana ben
    sanırım
    paris’ten atıyorum!

    mamafih,
    niye gelmişim, nerden gelmişim, neden burdayım
    sanki
    ekmeğe karışmışken toprağı özleyen buğdayım!
    sevgilim, ben ne soysuz bir adamım -ki
    kopan mi telinin yerine kurumuş bir gözyaşı takıyorum
    evet! evet!
    koşuyorum, yuvarlanıyorum, bağırıyorum, ağlıyorum
    faşizme yenilmişken
    avla avcının mesafesi daralmışken
    otuz üçünde bozguna uğramış bir devrimci
    kıçında yetmiş yedi.azrak yarası
    bu kartı sana ben
    büyük ihtimal
    paris’ten atıyorum!

    Küçük iskender.
    5 ...
  15. 313.
  16. 271.
© 2025 uludağ sözlük