romanlarındaki mükemmel sözleri oraya buraya yazıldığını hepimiz görürüz. fakat sanırım buna en çok oğuz atay üzülürdü. onun yapmaya çalıştığı şeyde tam olarak bu yozlaşmış sanatseviciliğiydi. hatta kendisinin bu yazıları görünce tehlikeli oyunların sonundaki " aptal. o kadarini biz de anladik." tepkisini vereceğini düşünürüm. ayrıca her oğuz atay sözü gördüğümde çevrede, kapitalizmle savaş veren fakat sonra kendi resmide bizzat kapitalizm tarafından tshirtlere basılmış olan che gelir aklıma.
kendine has uslubunu en guclu sekilde ortaya koymus, en begendigim turk romancisidir. en onemli eseri ise cok bence cok bilinen tutunamayanlar degil tehlikeli oyunlardir.
"içimden geçenleri bilselerdi beni dünyanın bir numaralı vatandaşı sayarlardı. insanları dinlerken sıkıntılı bir görünüşüm vardı; sanki her zaman onların sözlerini ve konuşma sırasının bana gelmesini sabırsızlıkla beklerdim. Bana kalırsa bu görünüş çok aldatıcıydı. Bana kalırsa, bana kalırsa; ne yazık ki hiç kalmadı bana. Benden önce davranıp ne olduğumu ne kadar bencillik ettiğimi suratıma haykırdılar. Oysa hepsiyle tek tek ne kadar ilgiliydim. insanlar benim için soyut kavramlar değildi. Birlikte bulunduğum sırada onlar için ayrı ayrı bir şeyler yapmak isteği ve imkansızlığı beni sarıyordu. Hangi birine yetişecektim? Hemen ortaya çıkmaya korkuyordum. Her biri bir öncekinden o kadar farklı davranış gösteriyordu ki. Ben gene hepsine yetişmeye hazırdım. Fakat, birinin yardımına koşmak, onun düşüncelerini paylaşmak diğerine ihanet olacaktı. Bu nedenle çekingen davranıyordum"
modern türk romancılığında en iyi eseri vermiş ustadır. henüz üstüne çıkmış bir eser verilmemiştir.*
erken kaybettiğimiz için çok üzüldüğüm fakat verdiği eserler için de minnettar olduğum usta yazardır.
doğum günü kutlu olsundur! iyi ki doğmuştur! ve bugün doğum günü şerefine içilsindir!
Post-modern romancımız,"Tutunamayanlar","Tehlikeli Oyunlar","Bir Bilim Adamının romanı" romanlarının ve"Korkuyu beklerken" hikaye kitabının yazarı
Malesef onun kitabındaki hastalıklı karakterleri 2010 Türkiyesinde her yerde görebilirsiniz.
onu tanımlarken her zaman en doğru ifadeyi bulmak için uğraştığım yazar. şuan bile en az yirmi kere silip baştan yazdım ve şimdi daha iyi anladımki onu anlatmaya benim kelimlerim yetmiyor.
romanlarındaki monologlarda çokça 'ben'den bir şeylerin olduğunu hissettiren yazardır.
erken yaşta vefat etmesi türk edebiyatı adına büyük bir kayıptır.
onunla ilgili rastgeldiğim bir yazıda şu ifade kullanılmış :
''geleceği elinden alınan yazar'' hakikaten de öyle.
edebiyatımızın en farklı isimlerinden biri. özellikle biçim ve üslup açısından Türk edebiyatına katmak istediği yenilik yazarın yaşadığı döneme göre değerlendirmek gerekirse bir devrim mahiyetindedir ve o döneme göre henüz çok erken bulunabilecek zamansız bir eylemdir.
Tüm öyküleri çarpıcıdır ancak en çarpıcısı ve bundan da öte samimisi babama mektup adlı öyküsüdür. "Babama Mektup" yalnızca bir öykü değil , bir yeni neslin eski nesil ile ufak ve temsili bir hasbihalini okuyucuya sergileyen müthiş bir örnektir.
Ve Oğuz Atay'ın tüm bu güzellikleri dışında Yusuf Atılganı hatırlamamazlıktan gelmek de tabi ki olmaz...
70'li yıllarda verdiği eserleri, belirgin bir ideolojik kampın aktif üyesi olmadığından zamanında çok okunmadı. ancak o öldükten ve türkiye cumhuriyeti haşarı çocuklarını: gençliğin tercihlerini belirleyenlerin ve bu tercihlerle eylemlerde bulunanların hemen hemen hepsini toplayıp hapishanelere tıktıktan sonra keşfedilmiş bir yazar.
"insanlar! neden kaybolup gitmeme seyirci kalıyorsunuz? benden ne kötülük gördünüz? insanlar, duygusuz bir telaşla kaçışıyordu. çok zayıfladım insanlar! belki de kaçmak istediğim bir işe farkına varmadan sürüklüyorsunuz beni. oysa, ne kadar korkuyordum beni tutmanızdan. ne kadar tutucu görünüyordunuz. ne hileleriniz vardı. ne kadar zayıf bağlarla bir arada tutuyormuşsunuz toplumu. benim ayrılmama seyirci kalmanız ne kadar dehşet verici."
topkapı sakız ağacı mezarlığında sade ve sadece adının yazılı olduğu kabri bulunan oğuz atay.trt de yayınlanan belgeselin adında da anlaşılacağı gibi kurmaca dünyanın ipliğinde bir koza.
son dönem türk edebiyatının en büyük yazarlarından. kısacık ömrüne tutunamayanlar gibi bir abideyi sığdırabilmiş, postmodern romanın öncülerinden. daha ilk romanıyla kaliteyi yakalayabilmiş nadir insanlardan. hayata tutunamasa da türk edebiyatına öyle bir nüfuz etmiştir ki adeta aşılması gereken bir basamaktır oğuz atay. meydana getirdiği "selim ışık" karakteri, çoğu insanın aynasıdır; kendi hayatlarının yansımasıdır, hatta belki de anılarıdır. bizi bize en iyi anlatan yazardır belki de.
okuyanları onu her zaman ince bir mizah katmadan yazamadığını,dünyaya güzellik dolu bir bakışı olduğunu bilir. daha yazacak ve yapacak çok işleri varken malesef genç yaşında beynindeki tümörden dolayı hayatını kaybetmiştir. "türkiye`nin ruhu" adlı bir projesini tamamlayamamıştır.en meshur kitaplarından tutunamayanlar da 68 sayfa boyunca hiçbir noktalama işaretinin kullanılmamış olması ile bir çeşit rekora imza atmıştır. türkiyenin tolstoyu,dostoveyskisi diyebileğimiz gurur duyduğumuz deha yazarımız.
oğuz atay ve albert camus evin fevri delikanlıları, nietzsche ise despot babalarıdır. bu üçü birbirini en güzel tamamlayan trio işte. zaten üçü de erken terketmiştir insanlık alemini. böyle müşterek bir kadere de sahiptirlerdir ki birbirlerini daha kolay çağrıştırsınlar.
Ahh Oğuz' um Atay' ım. Bugünleri görebilseydi biz insanlığa çok mu üzülürdü. Halbuki ne kadar haykıramasa da değiştirmeyi ne de çok istemişti.
Kitaplarına gelirsek okuma sırası şöyle olmalıdır kanımca ;
- Tutunamayanlar
- Tehlikeli Oyunlar
- Korkuyu Beklerken
- Oyunlarla Yaşayanlar
- Eylembilim
- Bir Bilim Adamı' nın Romanı; Prof.Mustafa inan
- Günlük
Ve onu bulabileceğimiz adres ki tarafımdan onaylıdır. Edirnekapı Şehitliği Sakızağacı bölümü 5.Blok' ta ikamet etmektedir.
tutunamayanlar, tehlikeli oyunlar, korkuyu beklerken, bir bilimadamının romanı'nın yazarı, ilah. kitaplarını konsantre olmadan, kendini kaptırmadan okumak mümkün değil. tutunamayanları okuyunca selim işık, tehlikeli oyunlar'ı okuyunca da hikmet olup çıkıyor insan. kendine de gelemiyor. kendine gelinen evde olmuyor... aslında hiçbiri değiliz olamayız, hepimiz connectus erectus olmuşuz, disconnectus erectus'um ben diyen özentilere de selim ışık ikinci gelişinde gereken cevabı verecektir.
''kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyorlar.''tehlikeli oyunlar'dan.
''görünüşe aldanmamalıdır iş sahibi denilen cüce yaratık hademeler süpürüverir insanı.''tutunamayanlar'dan.
"ne yazık onlara ki çıkarlarına dokunulmadıkça doğru yolda gitmezler ve allahın kendilerine sunacagı nimetleri bilmezler.
ne yazık onlara ki kalpleri temiz olmadığı için herkesi kötü sanırlar ve günahsıza ve günahkara bir fark gözetmeden kötülük ederler.
ne yazık onlara ki duygulu çekingeliği korkaklık, samimiyeti yaltaklanma ve yardımı bir baskı sayarlar.
ne yazık onlara ki kendilerine açılan saf bir kalbi zaaflarından istifade edilecek, istismar edilecek bir akılsız sanarlar.
onların, geleceği yaratan insanlar arasında yeri yoktur.
unutulacaklardır."
sözleriyle akılda kalan, klişelerden bıkmış, realist olduğu için hayattan yeteri kadar zevk alamayan insanları, böcek sürüsünden farksız gören karakteri, tutunamayanlar romanıyla turgut özben olarak yaratmış yazar ki bir eserdeki yazılanların yazarın kimliği hakkında ipucu verdiğini düşünürsek, gerçek hayatta, dış dünyaya gösterdiği yüzünün turgut özben, kendi içinde yaşadığı karakterin de selim olduğunu varsayabiliriz.