Bir ilhami Çiçek oyunundan çıkarılmamak için susuyorum.
OYUN
'Bu son olsun'; diyor kumral olanı. Saçlarını bir kere daha (alışkanlık işte) önden avuçlayarak, bir iyice gerip alnının derisini yineliyor. 'Bu son olsun!'
'Ne yani' diyor esmer olan, 'bundan böyle hiç mi oynamayacaksın?' Ses yok. Öbürü kendini oyuna iyice kaptırmış gibi yaparak, inandırıcı olmadığını bile bile yanıtlamıyor esmeri. Şimdi her iki eliyle oyun tahtasının köşelerini tutmuş. Gözleri taşlarda. Herhangi bir hesap yapmadan rasgele tarıyor tahtanın yüzeyini. Ve işte unuttu saçlarını avuçlamayı, birden içinde oyunun. Önce at. Sonra piyon ve fil. iyi bir oyuncunun yüzde yüz düşeceği bir tuzak bu. iyi bir oyuncunun, çünkü rastlantıya yer vermez iyi oyuncu, kaçınılmazlıkla tanıştır. Hani sıradan bir oyuncu bu sırayı altüst edebilirdi. Atın gerçek karşılığını oynamaz da, ilgisiz bir taş kımıldatırdı. Böylece önce at, sonra piyon ve fil tasarısının sonu olurdu bu. Doğrusu sonuç değişmezdi ama bunun ne önemi var. Şu matematiksel kesinlikteki şiiri darmadağın ettikten sonra. işte bu yüzden sıradan oyuncularla oynamıyor Kumral. Matlar ya da patlar ilgilendirmiyor onu. Yeni düzenler yakalamak tüm tutkusu.
- Konuşsana!
- Efendim.
- Ne demek 'bu son olsun'
- Ha! Evet. Seninle bir ilgisi yok.
- Ne yani kendi kendine mi konuşuyorsun?
- Olamaz mı? Belki kafamda bir karşılığı vardır.
- Bilmem. Tuhafsın da. istersen bırakalım.
- Neyi?
- Oyunu.
- Ha! Evet.
kurgusal gerçekliktir. bir çocuğun hayal gücüdür. bir kadının ya da bir adamın bir ilişkiye iliştirdiği gereksiz durumdur.
çocuğuz.
hayal ürünüm sen
hayal ürünün ben
şimdi varım
yarından emin değilim
kalman için hiç bir şeye gerçeklik kazandırmak istemiyorum zorla.
ben burdayım
sen karşımda
çok bi mesafe yok zaten ruhlarımız arasında
hani sadece sessiz sinemada kalsa oyunumuz
sessizken de anlayabilsek birbirimizi
saklambaca hiç geçmesek
sonra; kelime oyunları, el kızartmaca..
veya yerden yüksek oynarken birimiz yücelirken
diğerimiz yerilmesek
boşver oyunsuz olsun
boşver, körebe olmayalım boşu boşuna
elim sende demek için uzakta durmayalım biz.
yine de bir adım olsun
senin hayatınla benim ki arasında.
bırak, oyunsuz olsun.
sen, sen ol
ben, kendim kalayım
zaten bu yüzden burdayım.
elimizde, x gezegeninde bize vaadedilmiş topraklardan bir parça vardır. bu parçada yaşayan insanlar, "devletlerine" çok düşkündür. bağımsızlık nedir bilmeyen bu insanları kızdırmamak için, devletlerini değil, yavaş yavaş, bağımsızlıklarını alırız.
elimizdeki y ülkesi askeri kuvvetleri, ülkesini bize peşkeş çeker. ülkenin yönetimini alırlar. ülkenin bağımsızlığını düşünen kesim susturulur, yok edilir. bunun karşılığında askeri kuvvetlere, ülkeyi yönetme gücü bir süreliğine verilir. (bkz: yap işlet devret). artık elimizde, bağımsızlık nedir bilmeyen y ülkesi vatandaşları vardır.
örneğin, bu ülkenin genç nüfusunu öldürmek istiyoruz. onların dini inanışında bulunan, "vatan uğrunda ölmek" kavramını kullanırız. daha çocukluklarından itibaren, "silah", "öldürmek", "savaş" gibi şeyleri gözlerinde meşrulaştırırız. televizyonlar, bilgisayarlarla cinayeti över, eli silahlı vatan kurtaran kahramanlar yaratırız. "milliyetçilik" adı verdiğimiz ırkçılığı pohpohlar, onlara "vatan sevgisi" yerleştiririz. onların sahip olduğu vatan sevgisine karşı, onlara sahte tehditler yaratırız.
bu tehditler asla yok olmazlar. onları yok etmek görevi, 20 yaşında gencecik çocuklara verilir. silahla, "vatan kurtarma" senaryolarıyla büyümüş bu genç, kendini cepheye atar. asla isteksiz değildir, çünkü "vatan" ve "vatan uğrunda ölmek" kavramları hazırlanmıştır onun için. bizim hazırladığımız tehditleri, 20 yaşında 3-5 genç yok edemez. bu "tehdit" ile onları öldürürüz.
onların ölmesi, asla y ülkesi çocuklarını etkilemez. artık bizim emrimizde çalışan y ülkesi yöneticileri, yine 20 yaşında eline silah tutturduğu gençleri sürer tehdidin önüne. bu gençler, kendileri için hazırlanan kavramlara hala bağlıdır. "militan" olarak hareket etmektedirler.
bu ve bu gibi birçok yolla oynanır oyun. asla tek kulvarı yoktur ve oyunculara sanal hedefler, sanal tehditler yaratarak sürer.
not: entry'de bahsi geçen tüm kurumlar hayalidir. bu entry hazırlanırken domuz bağı kullanılmamıştır.
bütün vega şarkıları gibi açık, tertemiz.
gizlenmemiş cümleler. şarkı, yerinde dürüstlüğünün farkında. zorlamaya gelmez ki. gelmesin.
"bak, bunun bir anlamı yoktu.
susamıştım. evet, hepsi bu."
açık dediysem o kadar değil. şarkı gürültülü, nerdeyse bağır çağır. o seslerden bu cümleleri seçmek gerekiyor. bunları duyabilen hakediyor. kimseye anlayamayacağı cümle kurulmaz ki. kurulmasın.
ezginin günlüğü'nün içinde yer aldığı albümle aynı ismi taşıyan şarkısıdır. sözleri ve müziği hüsnü arkan'a aittir.
yundun yıkandın suyumda, yangınımdan ziyansız çıktın
bulutuma dokundun, güneşimi tuttun, dağlarımı, denizimi, göğümü aştın
dize geldi zaman, eğildi önünde
ah efendim bırak beni, bir başım var alıp gideyim
ah efendim bırak gideyim, oyun bu, sen kazandın ben kaybettim
küçücüktüm, neler neler gelirdi aklıma hâlâ gelir
sarhoş olurdum geceden, yıldızlara böceklere hesap verirdim sade
ah efendim, bir başım var alıp gideyim, ben kaybettim
geldin oturdun soframa, yaktın beni, canımı küle çevirdin
ateşim suyum gülüm vardı, yedin beni her şeyimi tükettin
dize geldi zaman, eğildi önünde
ah efendim bırak beni, bir başım var alıp gideyim
ah efendim hiç anlamadın, sen kazandın ama ben haklıydım.
rüyalar olmasın diye gözlerim açık her gece
şimdi gerçek değilsin bana, kurumuş dudaklarıma
bak,bunun bir anlamı yoktu
susamıştım. evet, hepsi bu
oyunun bir anlamı yoktu
susamıştım. evet,hepsi bu
içimde yanıp duran,ruhumu tutuşturan bir oyun
bir oyun. evet, hepsi bu
hayeller olmasın diye sözlerim açık her hece
geçek değilim sana, kurumuş dudaklarına
bak,bunun bir anlamı yoktu
susamıştın. evet,hepsi bu
oyunun bir anlamı yoktu
susamıştın. evet,hepsi bu
içinde yanıp duran,ruhunu tutuşturan bir oyun
bir oyun. evet, hepsi bu
...