birde bunun şehirler arası yolculığu vardır ki en zoruda budur.öndeki yolcu koltuğu bir yatırırsa tamam hayatın bitti gibi birşey,sıkış-pıkış okadar yolu geçirmeye mecbursun bir bakıma.
yapılması gereken ama bi türlü yapılmayan irili ufaklı işler gelir akla. geçmiş olsun diye aranacak bi akraba. muhtarlığa götürülmesi gereken bi belge. kuru temizlemeye gitcek mont. vs vs. o an hiç birini yapma imkanınız olmadığı için de çok beter can sıkar. bi döniyim hepsini halletcem falan. yalan.
işten çıkmış eve dönüyorum. otobüs boş ve oturacak bir yer seçiyorum kendime. sonra takıyorum kulaklığımı. müzik başlayınca herşey değişiveriyor nedense.
önümde oturan adam daha bi donuk bakıyor. yanımdaki bayan ağladı ağlayacak. çeviriyorum kafamı camdan dışarısını izlemek için, ya mendil satan bir çocuk görüyorum ya da kucağındaçocuğuyla dilenen bir adam. sonra kafamı cama dayıyorum dışarıyı seyrederken. tamamen istemdışı.
alışmışım böyle görmeye herşeyi. sanki herkes hüzünlü herkeste ağır bir keder var. saçmalıyorum ben mutsuzum diye herkes mutsuz olacak değil ya.
ama bak şuradaki kıza mesaj yazıp duruyor sürekli. ba bak gördün mü nasıl asıldı yüzü.
ya şu adam ne var elindeki torba da acaba. çocuğuna aldığı bir oyuncak mı acaba? iyisinden alamamış ama yine de cebindeki son parayı verip almış ama ay sonunu düşünüyor.şoför bile sabırsızlanıyor son seferini yapıp eve dönmek için. eve dönünce ne olacak ki? karı dırdırından kaçmak için doğru kahveye. ya şu yaşlı teyzeye ne demeli? evine gidiyor gözyaşları içinde belli ki hayat arkadaşını kaybetmiş, buğulu gözlerle onu arıyor dışarılarda?
şimdi tekrar soruyorum, sen mi çok acımazsızsın hayat ben mi çok karamsarım???