ile-ilişki defteri 88.kısımdan
'her ilişkinin bir iç zamanı ve uzamı vardır;onların içinde oluşur.Bu yüzden hiçbir ilişki,bir başka ilşkiden önce yada sonra değildir.her biri ötekilerle hem içiçedir hemde onlardan apayrı'
"Haiku yazdığımı yani yazdıklarımın haiku olduğunu başlangıçta farketmedim" diyen ve özlemi şöyle tanımlayan yazar:
Özlem, özleyenin özlenen ile yeniden buluşma olasılığı arttıkça ya da zamanı
yaklaştıkça -garip ya işte- azalacağı yerde çoğalır.
Özlemi azaltabilecek tek şey, özlenenin kendisidir. Özleyenin
kollarında, kanlı canlı orada olması...
Özleme tek çare, özlemin artık olamamasıdır.
Yoksa özlem hep vardır...
Halvet, eskilerin tasarımlarında şu yüzden o kadar önemli bir yer tutar ki
özlemin temel koşulunu içerir: Hasret, içindeki özleyenin, özlenen ile
birarada olamazken Vuslat umarak, onunla birarada olmayı, Halveti
kurmasının koşulu...
Özlem, şimdi özlenen ile birarada olamamaktır. Kavuşma, şimdi özlenen ile yeniden biraraya gelmektir. Birleşme, şimdi özlenen ile birarada olmaktır.
Bu üçlünün oluşturduğu, aslında geçmişte tersinden işlemiş olan bir
süreçtir. şimdi özleyen ile özlenen olan iki kişi, geçmişte önce birarada
olmuş, sonra hep biraraya gelmiş, sonra da ayrılmışlardır. şimdi özleyen
süreci gerisin geriye yürür geleceğe doğru...
uzun süredir kendisinden haber alınamayan yazar kişi. bodrum, gümüşlük kendisine yaramış anlaşılan. asıl korkutucu olan ise bir daha ne zaman yeni bir metnini okurla buluşturacağının bilinmemesi.
aşk ve sevginin felsefesini yazmış, ve bunu sosyolojiye uyarlamış, özellikle 'ile' kitabıyla gönüllerde taht kurmuş, yurdumun değerli yazarlarındandır.
yaşama dair:
"yaşam hep, birlikte yapılabilceklerin hayallerinin, yalnız kalmalarının kıyılarında parçalanışının sürecidir-bazı kişiler için böyledir bu, en azından; belki de sen de onlardan birisin...
yaşam, hep, birliktelik umutları -vermeyecek- umduracak sana -sonra,onları alacak, yalnızlık kuyusuna atıp, boğacak. -o kuyudan nasıl çıkabilirsin- ya da, orada yaşamayı nasıl öğrenebilirsin-
-allah bilir!...
-ki, "yaşamakta olman bile bir önyargıdır belki"...
bitmek uzere olan bir ilişkiyi güzel bir mum tasviriyle soyle anlatmıstır:
'bir mum yaktığında,bir süreç başlatırsın-ama yürüyüşü senin elinde olmayan bir süreçtir bu;artık,kendi oluşma biçimini izleyecek,senin elinde olmadan da,zaman içinde,varması gereken noktaya varacaktır-
mum önce,bir noktaya kadar,kendi doluluğu içinde,güçlü güçlü yanar;ama yanışında belirli dengesizlikler olunca (ki,kaçınılmaz oluşur bunlar),çeperini delip,eriyik maddesini dışarı akıtıp,fitilini yakıp küçülterek,söne yazar- önlem düşünürsün:alır,kenarlarını düzeltir,bir madeni kutunun kabını ters çevirip,içine koyarsın-ama,boşunadır bu da:çünkü kendi süreci içinde oluşturduğu dengesizlikler sürmektedir- çeperleri tam düz değildir;içine koyduğun kabın belirli bir eğimi vardır-gene,akar dışarı,eriyik madde:kabın içinde yayılır;kap ısınır;dibine varmış fitil,artık,her türlü biçimi yitirmiş maddenin son kalıntıları içinde,ucu ucuna yanıyordur-sönmesi yakın ve kaçınılmazdır.
şimdi yapabileceğin tek şey,kap içinde kalmış eriyik maddeyi bir kenarında bir araya getirip,muma benzer bir biçime sokarak,dibine dayanmış fitile biraz daha süre tanımaktır-ama artık bilerek:mumun sönecektir.
elinden bir şey gelmez-hep müdahele edersin;dersin,şöyle,şuraya toplasam- şöyle,şu biçime soksam;şöyle,bir köşede,sürebileceği bir konum bulsam-şöyle...-boşunadır:madde tükenmeğe yüz tutmuş;güdük fitil de ,dibine dayanmıştır-
ama sönmez bir türlü:fitili yok denecek kadar kısa;maddesi de,dikkatle belirli bir açıda tuttuğun kabınbir köşesinde,ancak küçük bir oyuk olarak kalmış;oysa alevi,eski canlılığından-sanki- hiçbir şey yitirmemiştir.
sönemez bir türlü-sen de,sonunda,gücünü toplayabildiğin bir anda,kendin üfleyip söndürürsün onu.
"her ölüm dünyada bir çatlak açar-bir boşluk bırakıp öyle gider her kişi: öteki kişilerde ,şimdi o çatlağı kapatmakla,o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş hissederler kendilerini.
oysa zamanla çevre dokunun da çatlaması ve boşalmasıyla, o çatlak belirsiz-öteki çatlaklardan ayırdedilemez-hale gelecek;o boşluk da zaten yok olacaktır.Ama kişiler bunu düşünmezler uğraşıp dururlar o çatlakla,o boşlukla-ama faydasızdır bu çaba:çatlak kapanmaz boşluk dolmaz;uğraşıp durur kişiler,kendileri de birer çatlak ve birer boşluk olana dek-o zaman da görevi yeni kişler devralmış bulacaktır kendilerini...
oysa,önemli olan,çatlağı açıkça görebilmek,boşluğu olduğu gibi yüklenebilmekti.
Çünkü,ölüm onanmaz;yaşam onarılmazdır"
1948 doğumlu felsefeci ve yazardır. hacettepe üniversitesinde felsefe uzmanlığını aldıktan sonra orada ve değişik üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır.
şimdilerde serbest yazar olarak çalışmaktadır.
hacettepe üniversitesinde kendisinden bir dönem ders almış şanslı kişilerden biriyim.
oruç hoca tüm öğretim hayatım boyunca karşılaşmış olduğum en iyi hocadır. bir dönem boyunca aşk, dostluk ve sevgi kavramları üzerinde durulmuş, bunların ne kadar girift olabileceğini,tanımlarını yapmanın nekadar zor olduğunu, günlük hayatta çok sık kullandığımız, bildiğimizi zannettiğimiz birçok kavramı aslında bilmediğimizi göstermişti. sınavlarında sınıftan çıkar ve kağıtları toplayıp bana getirin derdi.
bir dersinde de bilgesu erenus'u konuk etmiş, büyük ustayı tanıma şansını bulmuştuk.
eserleri:
Tümceler, 1990
De ki işte, 1990
Yürüme, 1992
Hani, 1993
OL/AN, 1994
Kesik Esin-tiler, 1994
Geç Gelen Ağıtlar, 1994
Sayıklamalar, 1994
Uzak, 1995
Yakın, 1997
Ne Ki Hiç, 1997, haikular
ile", 1998
David Hume'un Bilgi Görüşünde Kesinlik, 1974 Nesnenin Bağlantısallığı (Hume-Kant-Wittgenstein), 1979
A Short Note on the Selby-Bigge Hume, Tebliğ, Edinburgh, 1976
The Hume Kant Read, Tebliğ, Marburg, 1988