binlerce yılın bilgeliğini besleyen, ağaç ruhlarının gerçekleri fısıldadığı ve doğanın tüm gizemini sakladığı yer.
huzuru bulmanın, ruhu beslemenin başka bir adı.
ormandayken zaman durur, maneviyat konuşur sadece.
ceyl'an ertem'in ütopyalar güzeldir albümünün 6. şarkısı. sözleri:
saçlarım vardı siyah
saçlarım vardı kırmızı
saçlarım sarıydı ya görmüştün orda
ellerim nereye çiçekler oraya
sardunya kadar arsızdım ya görmüştün kuytuda
çingenenin rock gırnatası
beyoğlu'nun gece vardiyası
omzum, dudağım cazdı
otellere bakarken yiyorduk tokatları
inanmazdık anahtarlara
çıkamazdık balkonlara, çamaşır ipi olmayanlara
aylar yıllar baktın ya, yürüyorduk yıldızlarda
yorgun düşüp beyoğlu'nda
uyuyorduk mezarlarda
hala saçlarımda çiçekler
ama görmüyorsun
hala mevsim ve nevresimler
artık görmüyorsun
şimdi görmüyorsun
envai çeşit mahlukatın yaşam sürdüğü ağaçlık alan. ayrıca dünyamızın oksijen kaynağıdırlar. yani hem bünyesindeki canlıların yaşamasına olanak tanırken, hem de orman dışındaki -mesela kentler- canlıların yaşamlarını devam ettirmelerini sağlarlar.
özellikle yaz aylarında çıkan orman yangınlarının doğamıza ve hayata büyük zararlar verdiği açık bir gerçektir.
velhasıl-ı kelam; ormanlarımızı ve doğamızı koruyalım.
evet.... biraz eskileri kurcalıyorum, malum sonbahar geldi. sadece ''kreasyonuma'' uygun. ha bide nefis ağaçların gölgesinde, ruhu dinlendiren sessizligin içinde, domatesleri ve taze soğanlari toplaya toplaya yaşanacak, bir mekan istiyorum. hani şöyle hafif kafanı eğerek o iğrenç ''stabilize' yolda yaşadığın kulübe ve bahçenin yollarını katederken...... ve yürürken merakla beklenen bir geleceğin şahidi olacak. toparlamam gerekirse, biraz biberiye kokusu, bir tutam baharat, kozalaklar, göğü delen yeşiller ve aklı aşan tatlı bir gizem. ben ve bahçem.
ağaçlarla kaplı geniş alanlardır. içinde bilim dünyasının bile henüz birçoğunu keşfedemediği milyonlarca canlı barındırmaktadır ve ayrıca işine geldi mi eşref-i mahlûkat madalyasını şerefle(!) göğsünde taşıyan insanoğlu tarafından doğal dengeler hiçe sayılarak yok edilendir. ne de olsa onlar için bir dünya daha vardır.
bu son derece tehlikelidir. eğer yok oluş bu hızla devam ederse 2070 yılında dünyada hiç orman kaynağının kalmayacağını tanrılar değil, bilim söylemektedir. konu hakkında gerekli bilince erişmiş ülkeler, yok olduğu kadar ağaç yetiştirip, dengesizliği en aza indirgeme çabasındadırlar. ülkemizde ise manzara oldukça farklıdır. şöyle ki:
- madencilik sektörünün orman alanlarında faaliyet göstermesinin önündeki engel siyasîler eliyle kaldırılır. böylece ormanlar madencilerin talanına açılır. maden çıkarma sürecinde de denetim yapılmaz. zira o süreçte doğanın kirletilip kirletilmediğini denetleyecek bir makam yoktur.
- 2b yasası adı altında "orman vasfını yitirmiş" araziler küçük bir meblağ karşılığında işgâl edenlere satılır. bu da "orman mafyası"nı yüreklendirir; yeni kıyımlara yol açar. buna ses edenler tu kaka edilir.
- maden arama çalışmalarından ve orman yangınlarından arta kalan yerlere -özellikle ege ve akdeniz'de- yeni ağaçlar dikilmez, turistik tesisler kondurulur.
- ihtiyaç olmadığı hâlde komik bahanelerle milyar dolarlara füze savunma sistemleri, savaş uçakları falan alınır ama 1937'den beri 2 milyon hektara yakın ormanlık alanını yangınlara kurban vermiş aynı ülke, adam akıllı yangın söndürme uçaklarına sahip değildir. falanca ülkeden kiraladığı kıçı kırık 3-5 uçakla yangınlara yetişmeye çalışmaktadır.
işte böyle vahimdir yurdumdaki tablo. "vatan, din elden gidiyor" dendiğinde aslan kesilir de, aynı vatanın ciğerleri sökülüyor dendiğinde ses etmez eşref-i mahlûkat. aklıma gelmişken:
insanoğlu tuhaftır
her bir lâfı kaldırmaz
ibne dersin kızar da
sikersin aldırmaz.
kimi bilim adamlarının canlı bir organizma olarak nitelendirdiği, canlı ve cansız varlıkların bir arada bulunduran, kendine ait iklimi ve sınırları olan bir ekolojik sistem.