kitaplarından bir çoğunu okuduğum ve yaşadığım yerden olacak kendime en yakın hissettiğim yazardır. çok doğal bir dil kullanır. en iyi kitaplarından birisi (bkz: bereketli topraklar üzerinde) dir.
adana'lı ve olağanüstü bir yazardır. orhan kemal'i özel kılan, doğduğu ve yaşadığı toprakları hiçbir abartıya kaçmadan olduğu gibi anlatmasıdır. onun romanlarını okurken kendinizi 1940'ların, 50'lerin adana'sında hissedersiniz.
bursa ceza evinde nazım hikmet ile birlikte kalması onu sanata yöneltmiş ve nazım hikmet in tavsiyesi üzerine roman ve öykü yazmış olan yazarımızın, 27 roman, 19'u öykü kitabı ile anı, inceleme, oyun, röportaj türünde kitaplar bırakmıştır.
en küçük çocuğu ışık öğütçü, 2000 yılında babasının anısını yaşatmak amacıyla, akarsu caddesi no:30 cihangir’deki binanın 1. katında orhan kemal müzesi’ni oluşturdu. orhan kemal’in kitaplarının yanı sıra eşi ve kendisine ait özel eşyalar da sergilenmektir.
"insanlara kızmamaya alışın. insanlar kızılmaya değil, acınmaya ve sevilmeye muhtaçtır. hastasına kızmayan bir doktor olmaya çalışın. ekmeğinizi alnınızın teriyle kazanın, kitaplar satın alın, bol bol okuyun. benim kim olduğumu öğrenip de ne yapacaksınız? bir insan işte. "
türk edebiyatının çınar ağaçlarından biridir. eserlerinde kendi zamanının gerçeklerini usta bir şekilde kaleme almıştır. edebiyatımızın en önemli isimlerinden biridir.
türk edebiyatının en usta yazarlarından birisi. diyalog ustası diye anılan orhan kemal bu övgüyü fazlasıyla hak eder zira okuduğum kitaplar arasında onun kadar doğal diyalog kurduran görmedim. 7 yaşında ki çocuğu da 70 yaşında ki adamı da son derece doğal bir şekilde konuşturur.
başarılı roman ve öyküleriyle tanınmış fakat şair olamamak içinde ukte kalmış türk yazardır. kendisi nazım hikmet'in mapus arkadaşıdır ve aynı zamanda nazım hikmet ile üç buçuk yıl isimli bir kitabı vardır. orhan kemal mapus yıllarında hevesle yazdığı şiirleri nazım'a gösterir, onlar hakkında yorum yapmasını istermiş. nazım'ın bir gün "sen şiir yazma orhan, sen öykü yaz" demesiyle de orhan kemal iyiden iyiye öyküye yönelmiş, günümüzün başarılı öykücülerinden olmuş. fakat bugün orhan kemal'in nicelik olarak kısıtlı olan şiirlerinden birini bulup okuduğumuzda -burada biraz öznel olacağım- gayet başarılı olduğunu görürüz. nazım hikmet orhan kemal'in cevherini görememiş midir, yoksa orhan kemal nazım'ın tavsiyesi üzerine öyküde ustalaşınca mı bu denli kuvvetli tasvirleri olan şiirler yazmıştır şahsım adına hala merak konusudur.
orhan kemal'in söz konusu şiir denemelerinden biri:
Bu yüzleri salyalı, kirli, iğrenç çehreler
Korkunç bakışlarıyla beni çıldırtacaklar
Kim bilir belki bir gün içeriye girenler
Yerde cansız uzanmış, bir ceset bulacaklar
Bir hayata el atan, bu imansız duvarlar
Arasında bunalan, deliren bir insan var
20. yüzyılın hakettiği değeri bir türlü görememiş yazarlarımızdan bir tanesi.
Zor bir çocukluk geçirdi.Çocukluğunda beyrut'ta yaşadı bir süre.Bundan dolayı bazı eserlerinde beyrut'tan bolca bahseder.
Gençlik yıllarında maksim gorki ve nazım hikmet okumasından dolayı 5 yıl hapis yattı.Hapis yıllarında şiir yazıyordu aslında.Nazım hikmet'le tanışmasından sonra yazarın hayatı değişti.Öykü ve roman yazmaya başladı.
Akımına bakacaksak toplumcu gerçekçilik diyebiliriz.Kısacası oplumcu gerçeklik, sanatçıyı toplumsal bir varlık olarak görür. Toplum için sanat anlayışıdır kısacası.Birçok eğitici ve önemli eseri vardır diyebiliriz.
27 roman, 19'u öykü kitabı yazmıştır.insan-toplum ilişkilerini en iyi anlayıp anlatan yazarlarımızdan.
Baba evi, dünya evi gibi sevdiğim eserleri vardır.Kesinlikle okunması gereken yazarlarımızdan birisi.
“... her şey yalan, her şey rüya. onun için, birbirinize sahip olun, birbirinizin kalbini kırmayın, acı söz söylemeyin, sevin birbirinizi.” (cemile- sayfa : 63)
Soyadı öğütçü'dür. Eşiyle fabrikada çalışırken tanışmışlar ve evlenmişlerdir. Kendisiyle yapılan bir röportajda zor ve sıkıntılı günlerde intihar etmeyi düşündünüz mü sorusuna: "evet, işsiz kaldığı, maddi açıdan zor günler geçirdiği dönemde kendini yaraladığını anlatıyor."
Eşiyle birlikte Malatya'ya iş aramaya gittiğini, paralarının kalmadığını, ekmek alabilmek için eşinin yüzüğünü sattıklarını, Adana'da kalacak yerleri olmadığı için otogarda kaldıklarını ve buradan da çıkartıldıklarını kendisiyle yapılan bir röportajda anlatmıştır. (bkz: eşlerine göre ediplerimiz)