Ay yağmurlarıyla iniyordu akşam körfeze
zamanın terkisinde seyre daldık suları
gölgelerin dilini anlamaya uğraştık
yol haritalarını merak ettik kuşların,
gelip geçen yolcuların hüzünle konakladığı
ufalanan dağların masalıydı kumsallar
bu nakışın kenarına bir ilmek de biz attık
Kimi bas bir sesle söyledi türküsünü
çığlığın rengini kendisi sandı kimi
sarıldığımız ipler koptukça telaşlandık
ustalığa soyunanlar yalan mı söylüyordu ne?
Karıncayla filin kardeşliği geçerken aklımızdan
elimize tutuşturdukları kırılgan anahtarlar
açmadı kapılarını huzur bahçelerinin
en çoğul anımızda bile yalnızdık ,yalnızdık
Yüreğimizi yol eyliyor bize sormadan
seline çekiyor ömrümüzün narin gülünü
eğilerek geçirtiyor bizi dönemeçlerinden
kayalardan sekerek su gibi akıyor zaman.
Şimdi,perdeleri kanlı bir kavşağındayız
yeni göç yolları aranıyor göçmen kuşlar
eteğinden kan damlıyor uygar havarilerin !
Ay yağmuru altında Orhan Bey nasılsınız? **