bir insanin anne baba olup bir bebege can vermeye araci olmasi kadar mukemmeldirorgan bagisi.
dinimizde ''kiyametin kopacagini bilseniz bile topraga bir fidan dikin'' diyerek can vermeye aracilik etmenin onemine vurgu yapilmisken, bazi yobaz cahiller ''organini veren diger tarafta ayni organdan mahrum canlanacak'' diyerek insanlarin aklini celmislerdir, yazik gercekten.
izmirin cesitli hastanelerinde trombosit dahil olmak uzere 20den fazla kan vermis birisi olarak kan vermenin de bir cesit organ bagisi oldugunu unutmayin, kan da verin organlarinizi da bagislayin.
vucudumuzda bulunan tum organlar ve kanimiz bizde emanettir, bunu bilin. ne mutlu organlarini bagislayarak baskalarinin mutluluk gozyasi dokmesini saglayanlara.
Ölüm çareleri tüketir, hayat çareleri doğurur. Ama bazen ölümün kendisi, yeşeren hayatlara sebep olur. Ölürsem organlarım ihtiyacı olanlara bağışlıyorum. il sağlık müdürlüğüne başvurarak kartını da aldım.
kimi arkadaşlarda gözlemlediğim, ulan organ bagışı yapayim tamamda sırf bunun için biri beni öldürüp organlarımı katekulliye getirip alırsa diye korkup organ bağışına mesafeli durduğunu görmüşlüğümüz vardır.
bir gün hastaneye uğrandığında en fazla 15 dk sürecek bir işlemdir. ancak aile bilgisi daha önemli.
edit: yapılan araştırmalarda bağış sayısının azlığının nedeni dini inançlardan ziyade korku (ölmeden organ alımı, canının yanacağını düşünme vs.) ve ölümü düşünmek istememe olarak bulunmuştur.
organ bağışı için akli dengenin yerinde olmasi ve on sekiz yaşını geçmiş olma şartları aranır.
genellikle hastanelerin organ bağış birimlerinden, ilgili vakıf ve derneklerden, ehliyet alırken emniyet müdürlüklerinden bağış yapılabilir.
organ bağışı yapmış kişinin organlarının tekrar kullanılabilmesi için hastane ortamında beyin ölümünün gerçekleşmesi gerekir. beyin ölümü sıklıkla koma ve bitkisel hayat gibi geri dönüşü olabilen durumlarla karıştırılır ancak günümüzde beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın hayata dönüşü mümkün değildir.
kişi organlarını bağışlamış dahi olsa, anne baba ya da evliyse eş izni gereklidir. aksi halde organ alımı yasal değildir.
bağış yaptığınızda size üzerinde kişisel bilgileriniz, kan grubunuz ve bağışladığınız organların yazıldığı bir kart verilir. kartı yanınızda taşımanız kazalar gibi ani durumlarda bağışçı olduğunuzun anlaşılması için yararlı olacaktır.
bağış yapıp daha sonra kararınızdan vazgeçtiğiniz takdirde bağış kartınızı yırtıp ailenize ya da eşinize - ölümünüz halinde haber verilecek kişilere- bağış yapmak istemediğinizi belirtmeniz yeterli olacaktır. herhangi bir yasal işleme gerek yoktur.
her geçen gün aşama kaydeden tıp, nakletmek için organ bulamadığında aciz kalmaktadır. ve her sene yüzlerce hasta uygun organ bulunamadığı için hayatını kaybetmektedir.
edit: organ bağışı yapılmaması yalnız türkiye' de değil tüm dünyada gözlenen bir sorundur. ve yapılmama nedenleri din vs. den çok korkuya dayanmaktadır.
edit 2: bu gün gerçekleşen beyin ölümü, aile izin ve bağış sayısı vs. için
beni küçüklüğüme götüren başlıktır. ortaokulda bu konunun önemini vurgulayan hocama sınıfın en sessiz anını kollayıp sinsice ses tonumu yükselterek "Peki siz bağışladınız mı organlarınızı hocam?" diye sormuştum, şaşkınlıkla hayır demişti. Ben öldükten sonra tabii ki işe yarayan tüm organlarım kullanılsın, ölene kadarsa bu sinsiliği yapmaya devam edeceğim.
Buraya yazılan resmi bir belge niteliği değil. Hastanenin "organ bağış" birimine git, orda form doldur. Bir de kart verecekler sana. Sürekli üzerinde bulunacak o. Öldüğün zaman o kart üzerindeyse dikkate alınırsın ancak. Bir de hastanede ölmek gerekiyor. evde, kazada vs. Ölünce olmuyormuş o iş. Bilin yani.
kişisel vasiyetim olarak buralara ulaşılırsa eğer,öldüğümde organlarımı bağışladığımı duyuruyorum şimdiden.
ama mesaj atmayın şu lazım diye,daha ölmedik.ha bir de, sigara kullanmıyorum.alkol kırk yılda bir ortam olursa.nargile çok içerim,25 yaşında aklı başında taliplerimi bekliyorum.
Kişilerin*, beyin ölümleri gerçekleştikten sonra kullanılmak üzere doku ve uzuvlarını ihtiyaç sahiplerine vermeleri durumudur.
2008 yılı olsa gerek, ailemden uzakta üniversite okuduğum zamanlarda, Babamın hasta olduğu haberini aldım.
Şeker hastalığı sebebiyle kullandığı ilaçların yan etkisi olarak karaciğerinin iflas ettiğini ve çözümün organ nakli olduğunu söylüyorlardı doktorlar.
kısacası, ülkede birçok kişinin içinde bulunduğu çözümsüz sürece bizde dahil oluvermiştik.
bu süreçte ailemi yalnız bırakamazdım ve aksi yöndeki tüm ısrarlarına rağmen üniversiteyi bıraktım.
Fakat durumun bu denli kötü olabileceğini biliyordum desem yalan olur. Öylesine zorlu bir süreçti ki, akşam sohbet ederken, sabahına komaya girip uyanmayabiliyordu. Ya da bizi tanımayıp, şuursuz çok başka bir insan olabiliyordu. Hastaneye taşınıyorduk her seferinde fakat öğrenmiştik artık müdahalelerin çözüm üretmeyeceğini. Ömür biçildi o gidişlerden bir tanesinde, şu an hatırlamadığım bir kaç aylardan bahsedildi. o zamanlara dair unutmadığım tek şey ise çok yalnız olduğumdur. Hem de ne yalnızlık. Koca bir hiçlik. Babanın gölgesindeyken, ne de kolay gözüküyor hayat telaşesi ama iş başa düşünce hiç de öyle olmadığını anlıyor insan. Paylaşmam gereken asıl şey şu ki, benim hikayemde ne ölen var, ne de sistemin mağduru bir aile. Sağ olsun, sevdiğimiz insanlarında desteğiyle, dünyada parmakla gösterilen hem de türk bir ekibin başarılı ameliyatıyla babam nakil oldu ve sağlığına kavuştu. Şu an 3 aylık torunuyla bir oynaması var ki koskoca adamı bu şekillere bir tek torunu sokabilir sanırım.
işin özü şu ki, Cennete gitmek için dünyayı cehenneme çeviren insanların düzeninde, organ bağışının çok günah(!) olduğu su götürmez bir gerçek.
Öyleyse günahkar olmayı göze alabilenlere gelsin:
Gözlerimi; gün ışığını, bir bebeğin yüzünü, bir kadının gözlerindeki sevgiyi görmemiş bir adama verin...
Kalbimi; kendi kalbi ona acı vermekten başka bir şeye yaramayan birine verin...
Kanımı; bir otomobilin enkazı altından çıkarılmış olan gence verin. Verin ki torunlarının oynadığını görene dek yaşayabilsin...
Böbreklerimi; haftadan haftaya yaşaması makineye bağlı olan birine verin...
Kemiklerimi; alın ve sakat bir çocuğun yürümesinin yolunu bulun...
Eğer bir şeyleri gömmeniz gerekiyorsa, hatalarımı, kusurlarımı, insanlara olan ön yargılarımı gömün. Günahlarımı şeytana, ruhumu Allah'a verin. Eğer yeri gelir de beni hatırlamak isterseniz, bunu, size ihtiyacı olan birisine yardım ederek yapın.
Eğer tüm bu istediklerimi yaparsanız, ben sonsuza dek yaşayacağım...
Robert N. Test
will smith'in seven pounds* filmini izleyin fırsatını bulduğunuzda. Bir de organlarınızı bağışlayıverin. korkmayın, ölmezsiniz.
mutlaka yapılması gerekir. senin değil ki muhtaç olandan esirgiyorsun, hele öldükten sonra hiç değil. hem şöyle iliğine kadar bağışlayınca insan bir hafifliyor. iç huzuru artıyor yani. kan bağışlamak da bu bakımdan çok etkili.
bu yüzden dört ayda bir kere kızılay a, hak geçmesin diye senede bir ünite de kızılhaç a kan bağışlarım.
kibarlık olsun diye yeşilay a da teklifte bulunurum, onlar almazlar pek.