yalnızlık diye tanımlanabilecek bir sessizlik vardı batı şeriada israil tarafından işgal edilen, her yanına örülen duvarlarla adeta bir labirent haline getirilen, gettolardan oluşan bir karanlıklar diyarına dönüştürülen batı şeria, kan kızılı bir acıyı, filistinlilerin elindeki son verimli toprak parçası olmaktan çıkarak dehşetin kol gezdiği apokaliptik bir cehenneme dönüşmenin acısını kusmak istiyordu sanki, medeni dünyanın duyarsız gözbebeklerine. güneş ışığıyla kızgın bir saca dönüşen utanç duvarlarına filistinli ressamların çizdiği özgürlük resimlerinden utanarak, bir umut ışığına dönüşüp israil'in pençesinde kıvranan masum çocukların rüyalarına giremeyişinin kıvranışını taşıyordu avuçlarında o kadar çok zulme, kana, cinayete, ölüme, umutsuzluğa, mutsuzluğa, acıya ve kedere şahit olmuştu ki! patlamak istiyordu, yok olup bütün izini silmek istiyordu yeryüzünden ancak yalnızlık şeklinde tanımlanabilecek bir sessizlik vardı batı şeriada toprak, insana özgü bir bitkinlik ve bıkkınlığın izlerini taşıyordu sanki üzerinde israilin gazzeye yardım götüren marmara gemisine baskın yaparak türk vatandaşlarını katletmesi ile patlak veren türkiye ile israil arasındaki krizin sonuçlarının nereye varacağını kimse önceden hesap edememişti. osmanlı halkları birliğinin kurulması ile uyandı dünya. türkiye israilden kudüsü boşaltmasını istediğinde ise çok geç olmuştu artık; abd, israili kendi haline bırakarak ortadoğudaki varlığını sürdürebilmenin yollarını aramaya başlamıştı.
genel olarak beğensem de israil'in çok hafife alındığı kanısındayım. diğer bir deyimle sonuca çok yalın gidilmiş. savaş kısmı uzalabilirdi. velhasıl fena bir kitap değildi.