bu vakitler, yazdığı bir yazı ile iktidarın ve iktidara yakın basın mensuplarının feci tepkisini almıştır.
bilhassa beyaz tv deki yayınlanan bir programda cehaleti bağırmasından belli rasim ozan kütahyalı nın yanlışı yanlışla düzeltmeye çalışma davranışından dolayı oktay ekşi ye feci üzüldüm. ne hata yaparsa yapsın, hüseyin üzmez e bile yapılmayanların, yaşı 80 olmuş, yıllardır yazarlık yapan, (beğenilir veya beğenilmez) çeşitli eserler bırakmış bir insana bunların yapılması yanlıştır. ve kesinlikle yanlış, yanlış ile düzeltilmiyor.
önce emin çölaşan ile birlikte başladı korkular. ardından diğerlerine geldi sıra. son olarak da oktay ekşiyi buldu iktidarın öfkeleri.
bir ülkenin özgür basınının olması önemli midir? gibi bir soru gelebilir insanın aklına. öncelikle buradan başlayalım isterseniz. bu sorunun cevabı, aslında basının önemiyle birebir bağlantılıdır. basın, özellikle günümüzde çok güçlü bir silahtır. eğer basın iktidarı eleştirmeye korkar bir hale gelirse, o ülkenin insanlarına muhalif partilerin ya da diğer muhalif kurumların bir şeyler anlatabiliyor olması neredeyse imkansız hale gelecektir. düşünün ki; basın özgürlüğü tamamen elinden alınmış bir ülkede, gerçekten çok başarılı, çok idealist bir lider ortaya çıkıyor; bu insanın, basın olmazsa, toplumla bir bağlantı kurması çok zor olacaktır. ya da basın özgürlüğünün iktidarın çıkarlarının altında ezildiği bir ülkede iktidarın gelişmesi için onu iğneleyecek hiçbir kurumun(geniş kitlelere ulaşabilcek) olmaması, ülkenin gelişimi açısındanda negatif bir etken olarak görülebilir.
türkiyeye geri döndüğümüzde hepimizin facebookta izlediği cüneyt özdemir- müjdat gezen konuşması aslında her şeyi anlatıyor gibi.
-siz bu programı rahatça, kimseye hesap vermeden yapabiliyor musunuz?
bu konuda olumlu ya da olumsuz birşeyler söyleyemem.
diğer işten atılmalar hakkında yeterince konuşuldu; fakat eğer isterseniz oktay ekşinin istifasının durumundan birkaç çıkarımda bulunalım. olayın aslında 3 aşaması var:
1. oktay ekşinin uygunsuz ifadelerde bulunduğu ve gayet terbiye sınırlarını zorlayan yazısı,
2. ne yaptığının farkına varan ekşinin özür dilemesi,
3. özür ve istifa sonrası durum.
1. evet, oktay ekşinin yazdığı şeyler gerçekten biraz ağır kaçıyordu. okuduğum anda da antipatik gelmişti o son cümle. olaya iki açıdan bakalım burada:
birinci durum, ne olursa olsun bu yazdığı şey özgürlüktü. bugün, diyarbakır belediye başkanının nasıl siktirin gidin cümlesini kullanma özgürlüğü varsa, oktay ekşinin de analarını bile satar bunlar deme özgürlüğü vardır. eğer olaya böyle bakılmış olsaydı, bence okuyucu zaten çok sevilmeyen yazar oktay ekşiyi okumayarak cezalandıracak, belki de benim yazıyı okumamla birlikte yaptığım gibi mekturplar yollayacaktı gazeteye.
ikinci durum ise, diyelim ki bu yazılanlar gerçekten ağır; o zaman ne yapılması gerekiyordu? bu durum da bizi ikinci aşamaya getiriyor.
not: oktay ekşinin yazdıklarının özgürlük olduğunu kabul etmeme rağmen, ben hala bu yazılanlar ağır diyenlerdenim.
2. oktay ekşinin ne yapması gerekiyordu? bence türkiye gibi bir ülkede oktay ekşinin yapması gereken, bunun bir özgürlük olduğunu savunmak yerine; adam gibi çıkıp özür dilemekti ve o da ondan bekleneni yaptı. bu sırada tayyip erdoğan ve bülent arınçtan öfke dolu sözler yağmaya başlamıştı hürriyet başyazarına karşı. sonunda beklenen oldu ve istifa etti oktay ekşi.
3. istifa kararına rağmen, özür dilenmesine rağmen rte ve arınç a hala bu yetmiyor. hala gazeteciler arasında aldığı görevi de bırakması isteniyor. hala oktay ekşi, ülkenin koskoca başbakanına ve onun bakanlarına ve onun partisine söyledikleri için affedilmiyor(ki buradaki affetmek kelimesinin ne kadar sama olduğuyla ilgili kısım şimdi başlıyor.)
şimdi bir ülke düşünün ki, o ülkenin gazetecileri; sırf başbakan onu hedef gösterdi diye yerinden ayrılması gerekiyor. bir ülke düşünün ki, en muhalif yazarlarından biri bugün yenimahallede çıkan yerel bir gazetede yazmak zorunda bırakılıyor. bir ülke düşünün ki, tüm bu muhalifler susturulurken kimse kılını kıpırdatamıyor. başbakan kıpırdatmaya çalışanları açıkça tehdit ediyor konuşurum diye.
peki sonuç: basının iktidara tatlı sert muhalefet yapmasından (o da yaparlarsa) başka bir şansı kalmıyor. eğer muhalif bir yazarsanız, her an işinizden kovulma tehlikeniz geçerliliğini koruyor. peki bu halk nereden okuyacak, nereden öğrenecek doğruyu yanlışı. sadece tek taraflı trt ya da tarafdan mı?
peki bu bizim hayatımıza nasıl yansıyor: şu imaj etrafınıza baktığınızda hemen belli olmuyor mu: muhalefeti (burada partilerden bahsetmiyorum) aptallıkla suçlayabilirsiniz, ama akp politikalarının hep haklı bir gerekçesi vardır. normalleşiyor her şey, hem de çok hızlı, hem de hiç fark etmeden.
basın özgürlüğü mü? ne arar la buralarda?
gün gelir farkına varırsınız, sıkıntı yok!!
edit: kendi blogumdan alıntıdır. sikintiyok.wordpress.com
akplilere ''analarını satan adamlarsınız'' demeye getiren, bunun üzerine haklı olarak götü tutuşan aydın doğan tarafından istifa ettirilen eski hürriyet gazetesi yazarı.
''Ahmet Kaya yalancı haysiyetsizin biridir. Avantayı nerde bulsa ona göre bağırır. Bugün PKK'nın para dağıttığını görünce PKK'lı yarın travestiler dağıtırsa ondan...'' ekşi'nin eski bi yazısından.
iyi olmuş istifası.
düzeyine yakışmayan en azından benim yakıştıramadığım tutumu nedeniyle özür dileme ve istifa etme duyarlılığını göstermesi bile nasıl bir insan olduğunu anlatmaya yeter.
18 aralık'ta chp'de yapılacak kurultay'da parti meclisine seçilmek için kemal kılıçdaroğlu ile görüşme yapan hürriyet gazetesi'nin eski baş yazarıdır. sanırım bu olayla, deniz baykal'ın videosu çıktığında baykal'ı istifaya davet etmesinin sebebi ortaya çıktı.
yandaş medya diye ötenlerin hakkında tek kelime edemedikleri yazar nedense. bir de "eğer milletvekili olursam basın konseyini bırakırım" diyerek, sadece parti üyeliğinin kendisini yandaş yapmaya yetmediğini ima etmiştir. yok bir de milletvekiliyken de devam etseydi.
chp'nin medyayı yanına çekmek için doğan grubundan transfer ettiği yazardır. katılımın yararlı olacağı düşünülmektedir, ben chp için kötü bir katılım olduğu kanısındayım.yeni bir transfer değidir neticede okay ekşioğlu yıllardır chp'lidir. sadece bir rozetle perçinlemek istediler.
oktay ekşi hiç bir zaman milletvekili olmamasına ragmen, emekli milletvekili maaşı almaktadır. 1960'lardan beri hemde. bunun sebebi o zaman ki meclisde bir çalışmada görev almış olması. aldığı görev sürersi 1 ay emekli maaşını aldığı süre yaklaşık 50 yıldır. bakanların sahip oldugu her türlü sosyal ayrıcalıklara kendisi de sahiptir örneğin havalimanında bakanların geçtiği vip bölümden geçer bakanlara ayrılan yerde oturur.
yeni chp li. ulan biz akp ye artık alternatif değil akp yi bu ülkenin başından gönderecek chp bekliyoruz. chp inatla direniyor iktidar olmamak için. oktay abi gölge kabinede laiklikten sorumlu devlet bakanı olabilir mesela.
tasfiye zincirlemelerinden biri olduktan sonra chp'ye katılmıştır. yandaş kamuoyu tarafından tefe koyulmak artık bir gelenek haline geldiğinden, tefekkür ve derin düşünceli diğer yazarlarla faal olarak görevde olacaktır. solun kalesinin neferlerinden biri. ''chp kurultayında masa üzerine çıkıp kılıçdaroğlu'nu alkışladı'' gibi kaypak saldırılar vaziyeti ortaya koysa da, yılmayan duayenliğiyle aldırış etmedi. canı gönülden bravo. aynı dertten muzdarip diğer meslektaşlarıyla tehlike odağı olarak addediliyor.
muzır olarak kabul edilip, sansasyonel kimlik olarak görüldü hep bu sol kamuoyu mihmandarları. görüşlerinin arkasında durup, postalanan nice yazar gibi kendiside etkin siyaset içerisinde. artık karalama kampanyaları ne şekilde seyredecek acaba?
türkiye'deki kızlarımız kafasını ister öyle örtmüş ister böyle örtmüş. kimsenin derdi olacak bir şey değil. ben bu güzel kız kafasını niye örtmüş diye ben üzülüyorum gördüğüm zaman onları. hepsi güzel de, çok güzellerini görünce üzülüyorum itiraf edeyim ki. bu güzelliği saklamaya yazık değil mi diye, şahsen düşünüyorum. bu benim kendi bakışım. şeklinde beyanı olan şahıs.
ben de memleketimde bu tür insanların varlığına şahit oldukça üzülüyorum.
gazi olayları sırasında hbb televizyonu tarafından yayınlanan, üniformalı polislerin arasında kalabalığa ateş açan 2 sivil polisin görüntüleri için.
"rating kaygısındaki küçük bir televizyon halkı galeyana getirecek görüntüleri sorumsuzca yayınlayarak ..." mealinde birşeyler yazmıştı. arşivleri açan bulur. hürriyet grubunun başını çektiği sansür ve karartmayı ayıplamak yerine biri tüfekli diğeri tabancalı 2 polisin kalabalığa doğru nişan alarak ateş açma görüntülerinin yayınlanmasına çatmıştı.
görevden alınış şekli haksız bir linçti ama üzülemedim...
çalma kapımı çalarlar kapını oktay amca ... o yazının ayıbı ile yaşa ve öl ...