ogün samast

entry600 galeri42 video1
    513.
  1. adam dediğin arkadan vurmaz, adam dediğin savunmasız adamı vurmaz. bu adam dediğiniz kişi bu ülkeye hizmet etmiş bir adamı öldürmüştür.
    "yok türk kanı pis demiş" diyenlere aldanmayın. ermeniler soykırım iddialarında bulunurken bu adam ermeni-türk milletinin dostluk içinde yaşamasını istedi. diasporayı eleştirdi.

    kaynak: https://tr.wikiquote.org/wiki/Hrant_Dink
    1 ...
  2. 512.
  3. ilk olarak bir kış günü sobanın önünde bazlama yerken adını duyduğum şahıs. Hrant dink suikastını gerçekleştirmesi nedeniyle hapiste çürümektedir. o genç yaşta aklına girilmesi elemanın hayatını bitirdi.
    2 ...
  4. 511.
  5. ''adamdır '' denmiş.

    ''ben türklüğe hakaret etmedim'' diye kendini sürekli anlatmak zorunda bırakılan , ''bu ülkede güvercinleri öldürmezler'' diyebilecek kadar saf, malatya'da bir yetimhanede büyümüş gariban bi gazeteciyi öldürmek adamlıkmış!

    öyle de kolay bu adamlık.

    gerçi bu çocuk sadece tetikçi. eminim milli duygularından yararlanılıp kullanıldı. ama hala aynı zihniyet ortalarda kol geziyor. işte asıl mesele, asıl sorun bu.
    21 ...
  6. 510.
  7. Feto teror örgütüne bagli olarak yeniden yargilanip cezasinin artacağını düşündüğüm şahıs.
    Çünkü hrant dink davasinda olay derin devlet ya da paralel devlet yapilanmasi icinde planlandigi öngörülmektedir.
    6 ...
  8. 509.
  9. beyaz şapka satışını arttıran insan.
    2 ...
  10. 508.
  11. at fetöye at at at at, bunu da at.

    amına kodumun derin devleti de fetö zaten, at at at tüm suçları, kalmasın hiç suçlu, temizlensin ülkem ak pak olsun.
    6 ...
  12. 507.
  13. 2013 de kendisinin bir mal olduğunu söylemiştim yine söyleyeyim.

    (bkz: ogün samast/#21328532)

    enteresan 2014 de de belirtmişim.

    (bkz: ogün samast/#22604385)

    kahraman ilan edende onun kadar cahil ve vizyonsuzdur.
    1 ...
  14. 506.
  15. gerekeni yapmıştır diyen arkadaş, kin ve nefret söyleminden dolayı yargılanmalıdır.

    ayıp denen bir şey var. ömründe hrant dink ne diyor diye açıp bir yazısını okumamış adam gelmiş burada ağzından sıçıyor.

    al bak hiç sanmıyorum okuyacağını ama, bu leş adamın canına kıydığı hrant dink son yazısında ne demiş bir oku. bu ülke nefretin değil, sevginin ve anlayışın kazandığı bir ülke olmalı, şerefsizliğin lüzumu yok.

    ruh halimin güvercin tedirginliği

    Başlangıcında, “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa’dan aşinaydım. 2002 yılında Urfa’da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada “Türk olmadığımı... Türkiyeli ve Ermeni olduğumu” söylediğim için “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.

    Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. Urfa’dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri.
    Şişli Savcısı’na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim “Türklüğü aşağılamak” gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti.
    Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.
    Kendimden emindim
    Ama hayret işte! Dava açılmıştı.
    Yine de iyimserliğimi kaybetmedim.
    O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz’e “Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi” dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı.
    Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen istanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu.
    Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.
    “Ya sabır” çeke çeke...
    Ama dönülmedi.
    Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi.
    Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi.
    Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şaşkındım... Kırgınlığım ve isyanım had safhadaydı.
    “Bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız” diye dayanmıştım günlerce, aylarca.
    Davanın her celsesinde “Türkün kanı zehirlidir” dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında.
    Her seferinde “Türk düşmanı” olarak biraz daha meşhur ediliyordum.
    Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.
    Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.
    Tüm bunlara “Ya sabır” çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum.
    Karar açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.
    Tek silahım samimiyetim
    Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı.
    Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.
    Hakim “Türk Milleti” adına karar vermişti ve benim “Türklüğü aşağıladığımı” hukuken tescillemişti.
    Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi.
    Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı ve bunun bağışlanır bir yanı olamazdı.
    işte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen ve “Daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim”i teyit etmek isteyen basın ve medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum:
    “Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay’da temyize başvuracağım ve gerekirse Avrupa insan Hakları Mahkemesi’ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur.”
    Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi.
    Kara mizah
    Ama gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS’takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk.
    “Kara mizah” dedikleri bu olsa gerek.
    Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki?
    Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.
    “Türk Devleti adına”
    itiraf etmeliyim ki Türkiye’deki “Adalet sistemi”ne ve “Hukuk” kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.
    Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?
    Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı’sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.
    Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet’i koruyor.
    Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet’in güdümünde.
    Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar “Türk Milleti adına” deniyor olsa da, şu çok açık ki “Türk Milleti adına” değil, “Türk Devleti adına” verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay’a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?
    Hem sonra zaten, Yargıtay’dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu?
    Azınlık Vakıfları’nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı Yargıtay imza atmamış mıydı?
    Başsavcının çabasına rağmen
    Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu?
    Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti ve beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu buldu.
    Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti ve davayı Genel Kurul’a taşıdı.
    Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan ve muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı. Nitekim Genel Kurul’da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan edildi.
    Güvercin gibi
    Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.
    Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü.
    (Bu mektuplardan birinin Bursa’dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)
    Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil.
    Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.
    “Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren.
    Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların “A bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.
    Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.
    Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
    Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.
    Tıpkı bir güvercin gibiyim...
    Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.
    Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.
    işte size bedel
    Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek?
    “Canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?”
    Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi...
    işte size bedel... işte size bedel...
    insanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..?
    Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?
    “Ölüm-Kalım” dedikleri
    Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız.
    Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.
    Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında...
    O noktada hep çaresiz kaldım.
    “Ölüm-Kalım” dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım.
    işte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı.
    Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.
    “Gidelim” dersem geleceklerdi, “Kalalım” dersem kalacaklardı.
    Kalmak ve direnmek
    iyi de, gidersek nereye gidecektik?
    Ermenistan’a mı?
    Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?
    Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
    Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?
    Rahat bana batardı!
    “Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi.
    Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
    Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
    Kalacaktık ve direnecektik.
    Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915’teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...
    Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.
    Ürkek ve özgür
    Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.
    Şimdi artık Avrupa insan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum.
    Bu dava kaç yıl sürer, bilemem.
    Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim.
    Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.
    Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
    Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?
    Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
    Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
    Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
    Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.
    4 ...
  16. 505.
  17. Yine de "feda eylemi" yapsa empati kurulurdu kendisiyle sanıyorum.

    Garip.
    8 ...
  18. 504.
  19. 503.
  20. Eline silah verilip bir insanı öldüren genç. memlekette bundan bol ne var ki? 'aslansın, polat alemdarsın, ccc vatan' diyerek sokağa çıkayım bin tane bulurum böyle tiplerden.

    Kişi vatanına hizmet etmek istiyorsa çalışarak etmeli, adam vurarak değil.
    3 ...
  21. 502.
  22. türk evladı. ama yanlış yönlendirilmiş, doldurulmuş, eline silah verilip bir masumun ölümüne sebep olmuş bir türk evladı.

    bir kere araştırsaydınız hrant dink'in hayatını bu insanın bu ülkeyi ne kadar sevdiğini anlardınız. adam defalarca kendini anlatmaya çalıştı. ama nafileydi çabasıydı.

    o yazılarından cımbızlanarak alınmış, aslında gerçeği yansıtmayan ifadeler, anlamamak, dinlememek, araştırmadan yaftalama ısrarınız onu hedef yaptı.

    ne diyelim tepe tepe kullanın sahte, çakma kahramanlarınızı.
    11 ...
  23. 501.
  24. 500.
  25. Selam olsun sana ey yılları heba olan genç.
    3 ...
  26. 499.
  27. silah vardır,silahı üreten vardır.
    silahı kullanan vardır,birde kullandırılan.
    ogün kullandırılandır.

    insan vardır,beyni ve kalbi. organları vardır insanın. tutmak için,koşmak için falan.
    ogün burada eldir,
    bir beynin verdiği komutla o tetiği çeken bir el.

    ermeniler lanetlemekte haklıdır ama bizim türk takım bu çocuğu kahraman ilan etmek yerine ona acısın.
    cahil ve başıbozuk birine insanlar neler yaptırıyor,bir bakın görün.

    tamam ermeni hırantı,türk ogün öldürdü eyvallahta, ogün hırantı neden öldürdü? onu azmettiren kişi hırantı neden öldürmek istedi? belki ogün ve onu azmettirenler içerde tamamda bunlara onu yaptıran kim?
    siz türklük yaftası altında birini öldürdünüzde noldu? kim zarar gördü?
    1 ...
  28. 498.
  29. bu adamı öven var ya.
    sırf ermeni diye bir insanı arkasından vuran kişi. çok delikanlı çooook!
    4 ...
  30. 497.
  31. kamuoyu gündemine yaşlı başlı bir adamı ensesinden (arkadan) vurup öldürerek gelmiştir. övenler tarafından da bu vesileyle tanınmış ve halen de bu vesileyle övülmektedir.
    2 ...
  32. 496.
  33. 495.
  34. Hapiste çürüyerek geberip gidecektir kimbilir kimin maşası kalkmış hala kahramanlıktan bahsedenleriniz var.
    3 ...
  35. 494.
  36. mehmet ali ağcaları, yeşilleri, çatlıları örnek almış bir çocuktu( cinayeti işlediği yaş).
    doldurulmuş,kandırılmış ve kullanılmıştır.
    bu çocuk bizden biridir, aşşağlamak yerine neden çocuklarımız bu kadar kolay kanabilir. bende türküm, milletimi seviyorum eyvallah ama kime hizmet ettiğini dahi bilmeden bir adamı öldürmek nedir?
    hrant dinkler, m. yazıcıoğlular , uğur mumcular , apdullah çatlılar vs. bu insanlar ideolojik olarak farklı olsalarda öldürülmüşler. nedeni bilmeleridir. bilmeleri.
    yanlış ya da doğru kısımda olabilirler. ama çizilen imaj türkiyenindir. gerçi ne imajımız kaldı ama. faili meçhul cinayetler almış başını gidiyor.
    8 ...
  37. 493.
  38. 492.
  39. katildir, tetikçidir, maşadır. karanlık tiplere tapan ülkemde kahraman olarak görülür. hrantı katlederek vatanı, türklüğü kurtardığını sanan kişidir.
    2 ...
  40. 491.
  41. işlediği cinayetin yıldönümünde adam öldürmeden kendini ifade edemeyen bir kitlenin eli azıcık kalem tutanlarınca sağı solu feci halde yalanan katil. arkadaşlar, her beğenmediğiniz insanı öldüremezsiniz. artık 21. yüzyıldayız. beğenmiyorsanız, tepki duyuyorsanız, eleştirmenin adam öldürmekten başka yolları da var. ola ki beğenmediğimiz/beğenmediğiniz kişi yasaya aykırı işler yapan biri ise de devletin meşru güvenlik ve yargı kurumları var. çok gaza gelmişlere böyle tane tane anlatmak gerekiyor sanırım.
    4 ...
  42. 490.
  43. Her ne kadarda kullanılmış olsada Türk-islam sentezi adı altındaki dava adamıdır.
    2 ...
  44. 489.
  45. Kendisine sormak istediğim tek bir soru var:

    "niye vurdun hrant'ı?"
    4 ...
© 2025 uludağ sözlük