vazifenin ilk saatlerinde içinizde bir meslek aşkı, bir heyecan ve ister istemez kendini bir bok sanma içgüdüsü hakimdir.
saatler ilerledikçe işin tadı kaçmaya başlar. seçilmiş kişi olmadığını, ayak işlerine bakan bir hizmetçi olduğunu kabullenmek zordur. ama sonra kolundaki bantın bir rütbe değil de bir pranga olduğunu kabullenip. "ulan matematik dersi bile bundan iyidir be!" dediğin an ruhun huzura kavuşur.
bizim müdür ne çay içerdi yahu demlik yetmezdi adama. şaraptan biten karaciğere inat edip de bırakınca içkiyi ona sardı diye düşünürdük. bi de arkadaşları çağırtır ya da çağırırdık yok bu hoca çağırıyo yok müdür çağırıyo yok velisi geldi yalan yanlış ihbarlarda bulunurduk dersten kurtarırdık elemanları. sanırım en keyifli yanlarından biri buydu.
nöbetçi öğrenci olduğunuz gün okula vali gelirse, sıçtınız demektir.
müdür bütün gün nerden geleceği belli olmayan el bombası gibi gezer. müdür gelir, git hademeleri çağır şunları şunları düzeltsinler, suraları temizlesinler der. 1 saat sonra yine gelir, bunlar böyle olmamış çağır hademeleri eskisi gibi yapsınlar der. gelir, vali geldiğinde şöyle davran böyle davran diye öğütler verir. hep gevşek olan kravat artık boğulurcasına sıkılır. bir süre sonra müdürün de canı sıkılır valiyi beklemekten, sizinle muhabbete başlar. boş boş oturacağıma açar okurum diye kütüphaneden aldığınız kitaba sarar bu defa. başlar gençliğinde okuduğu kitapları anlatmaya....
daha gider bu...
bu olaylı nöbetçilik günden sonra herhangi bir atraksiyonun olmadığı bir günde nöbetçilik yaparken kız arkadaşınızın sınıfına gidip, müdür yardımcısı çağırıyor bahanesiyle sınıftan çıkarıp, 5 dakika kadar kimselerin göremeyeceği bir köşede heyecan ve adrenalin içinde öpüşüp kolaşmak da mümkündür. bir önceki nöbetçilik gününün acısını çıkarmak da diyebiliriz buna.
bazen iyi bazen kötü bir şeydir ama lisede en güzeli kütüphanede nöbetçi olmaktır,kimse kütüphanenin yolunu bile bilmezdi bizim okulda,herkes derse girerken akşama kadar ya kitap okurdu ya uyurdu nöbetçi.
avantajlıdır aslında ;
-varsa o gün yazılıya çalışmak.
-yapmadığı ödevlerden kurtulmak.
-üst üste 4 saat ingilizce dersinden yırtmak.
-pazartesi veya cuma günü olunursa 3 gün tatil yapmak.
eğer yatılı bir okulda, yemekhane nöbetçisiyseniz pek de sevindirecek durum değildir.
işiniz yoksa , masaları silin, ekmek doğrayın, servis yapın.
tek güzel yanı tüm nöbetçilikler gibi dersten kaytarmak..
Bir süre sonra insan öyle bir psikoloji içine girer ki, kendini o okulun öğrencisi değilmiş gibi, dışlanmış gibi hisseder. Sınıftakiler yabancıymış gibi gelmeye başlar. Okula ne gelen vardır ne giden. Daha sonra ziyaretçi defteri Gandalf gibi uyduruk kişilerin adları ve uyduruk adresleriyle doldurulur ve sonrasında müdürden fırça yenir.
çay yapmak, çay götürmek, paspas yapmak, kapı açmak (kapatmak)vs. gibi bütün ayak işlerini yapmakla görevlendirilmektir. ders stresinden kurtulmanın sevinciyle bir gün boyunca görülen tüm derslerden geri kalmanın unutulduğu durum...