"allah öyle bir yapı vermiş ki insanoğluna, bütün dünya kafasının içine giriyor da, yer bile işgal etmiyor" sözlerinin sahibi, güzel insan, bozkırın tezenesi, yarın vefatının 7. yıl dönümü olan bu memleketin gelmiş geçmiş en iyi ilk 10 halk sanatçısından birisidir. mekanı cennet olsun.
üniversiteli gençlere vereceği konser öncesi kendisine bilet parası ne kadar olsun diye soran görevlilere " ben çocukların cigara parasını alamam" deyip konseri bedava yapmış olan güzel insan.
zannedildiği gibi ya da yandaş basının göstermek istediği gibi apolitik olmayan sanatçı. ekran karşısında erdoğan'a ayar vermişliği (bkz: sigara yasağı konsunda), devlet sanatçılığını elinin tersi ile ve gayet tumturaklı söylemle ret edip, su salak unvanın kaldırılmasını sağlamış ve her fırsatta politik tepkisini ortaya koymuştur. https://www.youtube.com/watch?v=9hLQqwb4KQo
kesik çayırı ile oynadığımız, yalan dünyası ile bir kez daha yalan dünyaya ah ettiğimiz, zahidesiyle duygulandığımız anadolu diyarının yeri dolmayacak rahmetli sanatçısı. böylesine kültürü bütün coğrafyaya yayan samimi bir sanatçıyı, troll şeylere malzeme etmek de saygısızlık oluyor. birileriyle kıyaslamak da ayrı bir saçmalık zaten. topluma ait olmuş sanatçıların keyfini çıkarmak varken.
Insanın içine işleyen bir garipliği vardı. Hayatı da öyle geçmiş. Sesi ve müziği cok güzeldir. Zahidem derken insanın içini acitir. Acı yaşamayan acı bilmez.
Bazı insanlar güzel ve hoş duygular bırakarak gider. O da onlardan biriydi. Unutulacak , gündelik bir sanatcı değildi.
--spoiler--
Babam sayesinde öğrendiğim,gerçekten halk şiirine güzel eserler kazandırmış, bozkırın tezenesi lakaplı kırşehirli halk ozanı.Anadolunun yetiştirdiği güzel yüreklerden.
--spoiler--
Ne yemek, ne içmek, ne tadım kaldı.
Garip bülbül gibi; feryadım kaldı.
Alamadım eyvah muradım kaldı.
Ben gidip ellere kalan Dünyada
Ah yalan Dünyada, yalan Dünyada
Yalandan yüzüme, gülen Dünyada...
1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde ve Abdallar köyünde dünyaya gelen Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş ve annesi Döne hanımdır. Babası olan Muharrem Ertaş, saz ustasıydı. Ertaş ailesinin 7 çocuğu bulunmaktaydı. Neşet Ertaş ise bu 7 çocuk arasından, ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Neşet Ertaş, çocukluğunu daha çok gezerek geçirmiştir.
Halk Ozanı Neşet Ertaş; 8 yıl boyunca Niğde, Nevşehir, Keskin, Kayseri, Yerköy, Kırşehir ve Yozgat illerini gezmiştir. Neşet Ertaş, bu nedenle de okula gidememiştir. Bahsi geçen babası Muharrem Ertaş, oldukça tanınmış ve Orta Anadolu Abdal Müziği diye isimlendirilen geleneğin en büyük ustalarındandır. Hatta ünlü yazar, Yaşar Kemal tarafından kendisin, “Bozkırın Tezenesi” olarak adlandırmış.
Geçen belgeseline denk geldim. 4 senedir ağlayamıyordum. Hazır evde de kimse yoktu. Saldım gitti.
Baba topragına dönüşünü geçen uzun yillardan sonra turkiye de verdiği konserini gösterdi. Derin hüzünlerle doluydu, kederliydi üstat.
Klasik turk musikimizin aşığıyımdır. Turkülerle aramda hep bir mesafe vardı. Hoşlanmazdım pek. ama neşet ertaş'ı diledikten, biraz araştırdıktan sonra türkülere de ısındım. çok degerli bir sanat insanı olduğunu anladım onun.
bundan sekiz on yıl kadar önce, yanlış hatırlamıyorsam beyaz şova konuk olmuştu. telefonla bağlananlar, stüdyodakiler inanılmaz bir sevgi ve saygı göstermişti ustaya. sanki onu ne kadar sevdiklerinin farkına varmışlardı bir anda. almanya'dan arayanlar, amerika'dan arayanlar, telefonda ağlayanlar. gecikmiş bir borç ödemesi gibiydi. gece boyunca türküler söyledi bir yandan. telefona her bağlanan, "usta, şöyle bir türkü vardı, o da senindi değil mi?" deyip türküyü istiyordu. her seferinde de daha bir mahçup oluyordu usta. sanki herkesin sevdiği o türküleri yazmış olmak ayıpmış gibi, eziliyor, kısık sesle yanıt veriyordu. arada stüdyodakiler de benzer cümleler kuruyordu. "şu da mı senindi? onu da bi söylesen?" falan. sonra telefona biri daha bağlandı. dedi ki "usta yaa, falanca diye bi türkü vardı, o da mı senindi?" usta'nın cevabı şöyle oldu: "başka sahap çıhan yohsa benim diyelim."
hani "sahap çıkan" olsa ses etmeyecek. böyle de mülkiyetten, dünya malından, egodan, kibirden muaf bir adam. güzel adam.
seveninin de, sevmeyeninin de yüreğine öküz gibi oturduğu, sesiyle delip geçtiği, sözüyle darmaduman ettiği, sazıyla gözlerini terlettiği zamanları olan büyük insan, gönül adamı.