"3-4 ton esrar bir o kadar da afyon içtim" şeklinde efsanesi olan kişidir.
bu kişi 66 yıl yaşamış...hesaplayalım;
66 x 365 = 24.090 gün eder. kullandığını beyan ettiği uyuşturucu; 3-4 ton esrar bir o kadar da afyon yani toplam 7 ton civarı diyelim 7 x 1000 = 7.000 kg = 7.000.000 gr uyuşturucu.
bölelim bu miktarı gün sayısına; 7.000.000 / 24.090 = 290.577 gr uyuşturucu eder. kilograma çevirelim bu sayıyı ------> yaklaşık 290 kg eder. günde üç öğün yemek yese, her öğünde de 1 ekmek yese, 290 kg / 3 ekmek = 96 kg. uyuşturucu/ekmek gibi bir değer çıkar ki, bu kadar uyuşturucuyu her öğün değil kendisi sülalesi gelse kullanamaz.
sonuç; ya bu beyan şehir efsanesidir, yada üstat ney üflediğinden daha fazla yalancıdır.
edit: sözlükte bu başlık altında 1879'da doğduğu da iddia edilmiş, 1889'da da doğduğu iddia edilmiş...hesaplamada 1889 baz alınmıştır. yine sözlükte bu başlık altında 1953 de öldüğü de iddia edilmiş, 1955'de öldüğü de iddia edilmiş...
"...umumi harbe kadar 1868 okka rakı içtim.ondan sonrasını da hesap etmedim.rakıdan başka üç dört ton esrar içtim, bir o kadar da afyon yuttum.bu üç azametli hükümdar kafamda saltanat kurdular, senelerce kımıldamadılar.bu üç büyük kuvvetin sayesinde her renge girdim, her boyaya boyandım."
ıslahına imkan yok, beyhude üzülme hiç
salgın halinde kumar evde poker ve briç
hayat sirkeden ucuz, düşünme şampanya iç.
memleket her baloda kazanır bir sürü piç
bayan aşığı ile büyükada koyunda
bay almış metresini gezer hünkarsuyunda
orospuluk alçaklık var hepsinin soyunda
haya namus kalmamış rezalet diz boyunda
çiftler kenetli gibi sarılmışlar sımsıkı
dans eden kadın erkek konuşur sıkı fıkı
ikisi de duş ister, buna derler asrî dans
hiçbir külfet istemez, ne pay ne de avans
olgunluğa sermaye sarf edilen emektir
insan için nezaket doğruyu söylemektir
asriliğin mânâsı edeb, irfan demektir.
bizimkine gelince, düpedüz bok yemektir.
edepte terbiyede çok noksandır bilgimiz
namus ve iffet ile hiç kalmamış ilgimiz
insaf edelim yahu sosyete kim biz kimiz
şehvet ile kalkmıştır elde gezer sikimiz
göbekler perçin olmuş, hava geçmez aradan
sikilmeyecek kadın yok, sen haber ver paradan
düşüncemiz yok bizim gam ve kederden başka
kim siker valideyi köhne pederden başka
sıçan yok ağzımıza hükm-ü kaderden başka
avcı bilir avını her kuşa saldırmaz
kurnaz çoban sürüden kurda kuzu kaptırmaz
insanoğlu tuhaftır her söze pek aldırmaz
ibne dersin kızar da sikersin aldırmaz.
1940'ların başında fatih'te taşmektep okulunun önündeki kaldırım köşesinde bütün gün oturup ney üfleyen, arada dudaklarını neyinden kaldırıp gelen geçene laf atan akıllı deli. hatta o zaman fatih'in en güzel kadınlarından olan ve çok şık giyinen rahmetli rubabe kurdoğlu hanımefendinin ardından
"aaah ah..
sokamadım şu hayatı tarzı biçime
sıçayım böyle hayatın içine" demiştir.
hakkinda uretilen efsanelerden biri de soyledir, klasik olarak densize haddini bildirme iceriklidir:
"1950'lerin başında bir gece beyoğlu meyhanelerinden birine, elinde bir ney muhafazası taşıyan, 25-30 yaşlarında,iyi giyimli bir genç girer.
şöyle bir etrafı kolaçan ettikten sonra,boş bulduğu bir masaya ilişip,havalı bir el hareketi ile garsonu çağırır;
-şişşşt,bakar mısın buraya.
garson seyirtir hemen masaya doğru;
-buyrun beyim?
-bir fahrettin kerim bana.biraz buz,az da badem.
fahrettin kerim,o zamanların istanbul valisinin adı ile anılan minik rakı şişesi.
büyüklerim bilir, hani "mini mini valimiz,ne olacak halimiz" sözleriyle anılan.
-başüstüne beyim.
sipariş gelmeden daha,mekanın sahibi gelir masaya;
-üstadın masasıdır bu,buraya gelen herkes bilir,kimse oturmaz!
-ne üstadı imiş bu?
patronun gözü masadaki neye ilişir ve gözüyle işaret eder;
-üstad neyzen tevfik,tanıyor olmalısınız.
-ben benden başka üstad tanımam, benim üstad diyeceğim adam bu aleti benden iyi üflemeli...
patron sinirlenmeye başlar,iki de fedai hareketlenir masaya doğru.
tam o sırada,az önce meyhaneye girip tartışanların haberi olmadan duruma şahit olan neyzen tevfik el eder patrona"bırak kalsın" anlamında.ne de olsa son demleridir artık hayatının,durulmuştur artık gençlik ateşi.yavaşça ilişir arkadaki boş masaya,bir fahrettin kerim de o söyler,az da badem.
delikanlı ikinci şişeyi de bitirdikten sonra,neyi çıkartır muhafazasından,dudaklarına götürür.
patron artık dayanamaz acele seyirtir masaya;
-delikanlı ayıp yahu,üstadın yanında..herşeyin bir edebi,usulü var yahu!
arka masadan kısık bir ses duyulur;
-şşşşt bırak efendi,tamamdır.
patron üstada hürmetten,geri geri çekilir karanlığa doğru,delikanlı başlar bir taksim üflemeye.herkes bırakır çatalı,bıçağı,kadehi;kulak kesilir.ustadır delikanlı hakikaten. ustadır da,çok tizden girmiştir,hem caka satma merakı,hem de içkinin tesiri ile.tıkanır kalır..
tam fısıltılar başlamışken,ilahî bir ney sesi duyulur üstadın masasından,delikanlının çıkamadığı perdeden almış,devam etmektedir.şaşırır delikanlı,hem zordur o perdeye çıkmak,hem de alıcı gözle baktığı halde,ney görememiştir üstadın elinde o ana kadar.
arkasına döner...bakar...gördüğü yeter ona..
alelacele,kıpkırmızı bir suratla.. çeker gider.
üstadın elinde ney değil,boş bir fahrettin kerim şişesi vardır,ona üflemektedir ney yerine."
şiir kitabı azab-i mukaddes teki şiirlerinin çoğunu tıp fakültesi hastahanesi (haydarpaşa) veya bakırköy tımarhanesinde nde yazmış üstad. ben de şu dörtlüğüne hayranımdır;
kuru laflar ile endişemi ihlal etme,
kulak asmaz davula dinleyen elbette kösü.
bu mudur ahsen-i takvim ile medheylediğin,
bu mu insan diye halkettiğin eşek sürüsü.
bir rivayete göre yine çok sarhoş olduğu bir gece rastladığı gece bekçisine sorar:
-evladım neyzen tevfik in evini arıyorum.
-ama ama, neyzen tevfik sizsiniz.
-sana neyzen tevfik'i soran kim bre deyyus, evini sordum evini.
"Bir gün Atatürk neyini dinlemek ve sohbet etmek için Neyzen'i köşke davet etti.
Ağabeyimin üstünü başını iyice temizleyip, Atatürk'ün huzuruna yolcu ettik.
Atatürk, Neyzen'e iltifat ederek masasına oturtmuş, birlikte yemişler, içmişler, konuşmuşlar. Sonra da Neyzen Tevfik, ney ile Ata'yı da büyüleyen parçalarından uzun uzun çalmış. Atatürk, bu gösteriden çok memnun olmuş ve "Üstat Neyzen"; demiş. "Bize müstesna bir gece geçirttiniz. Biz de size yardım etmek isteriz. Dilediğiniz bir şey varsa, size yardımcı olalım." deyince, Neyzen, "Anneme, kardeşlerime söyleyin, benim nüfus kağıdımı bana versinler Paşam" cevabını vermiş. Atatürk bu cevabı alınca önce şaşırmış. Sonra da katıla katıla dakikalarca gülmüş ve "O kolay, onu hallederiz. Başka bir dileğiniz varsa onu yapalım" diye ısrar edilmesine karşın başka hiçbir şey istemeden çıkıp gelmiş.
Tabii yine de zarf içinde kendisine küçük bir hediye takdim edilmişti."
"Hakikaten ağabeyim, içip sağda solda düşer kalır, cebinde duran nüfus kağıdını da düşürür, üstüne kayıtlı evi, kandırır elinden alırlar diye nüfus kağıdını kendisine vermezdik. Bu olay onun çok gururuna dokunur ve aklına geldikçe nüfus kağıdını ister ve bizlere kızardı. Ata'dan da bu nedenle nüfus kağıdından başka bir şey istememişti ve bize olan kızgınlığını bu şekilde cevaplamıştı."
sürdürdüğü fakir hayatını çoğu zaman sokaklarda boynuna astığı osmanlıca 'hiç' anlamına gelen dövizle oturup uzun ney taksimleri icra ederek kazanmış düşünür, şair, hayat filozofu.
bir ortamda çalmaktan neyi çatlattıgında, muhabbet bölünmesin diye bira şişesiyle ney sesi çıkarıp insanları kendinden geçirmye devam etmiş ney ustadı.
hiç bir şeyi önemesememsiyle albert camusa içki felsefesiylede charles bukovski ye benzettiğim aşmış adam.. değeri ne kadar bilinmiştir tartışılır neyzenin. devletin verdiği her türlü imkana rağmen gülhane parkındaki kulubesini bırakmamıştır. sadrazamın hediye ettiği elmas taşlı neyi almamış, ''sıkışır satarım size ayıp olur efendim'' diyerek geri çevirmiştir...
mehmet akif'in çocukluk arkadası. son yıllarda neyzen içiyor diye araları bozulmuştur. ama mehmet akif ondan 15 sene önce sirozdan ölmüştür.. bu olayı anlatan dörtlüğü ağlama sebebidir..
velhasıl bütün rakıların korktuğu adam. hiç in azab-ı mukadesi. o bodrumdaki heykelden bir gün ney sesi gelecek. buna eminim..
bu kadar doğru ve güzel nasıl konuşulabilir dediğim, keşke yaşasaydı da karşılıklı rakı içmek kısmet olsaydı dedirten, hayatımın en favori dizelerinin yaratıcısı, büyük üstad.
üstad'ın en sevdiğim dizelerinden biri. inanılmaz argo ama bir o kadar da doğrudur:
örnek alma çiçek çiçek gezen arıyı
sonra pilin biter sikemezsin karıyı
gunumuzde kullanılan kufurlerin %90'ının yaratıcısı oldugu rivayet edilen zat-ı muhterem..yine rivayet odur ki "S.ctı Cafer bez getir,sulu s.ctı tez getir!" sozu de ona aittir..zamanında yasamıs cafer de gercek bir kisiliktir
başka bir rivayete göre de; neyzen bir gün içkinin zararlarının anlatıldığı bi konferanstaymış.
konuşmacı: eşeğin önüne bi kova su, bi kova rakı koysan hangisini içer?
topluluk: suuuuuu!!!!
konuşmacı: peki neden?
neyzen: eşekliğinden......!!!!!!
(bkz: yok böyle bişey)