Devlet tiyatrosu oyunudur. Küçük sahnede izledim ama küçük sahnenin tiyatro için gerçekten çok kötü bir sahne olduğunu bir kez daha anlafım. Performans boyunca oturulcak yerlerin gıcırtısı bitmek bilmedi. Zaten koltuklarda bir yükselme düzeni yok. Bu yüzden sahneyi kafalardan görmek imkansız.
Performansta sadece kadın oyuncular var. Dönem tiyatrosudur ve bilmeyen için durumu kavramak biraz zor olabilir hatta sıkıcı bile gelebilir.
Performansta Her kadın kendinden bir şeyler bulabilir. "Ah işte bu benim ya" derken kendinizi bulmanız pek muhtemel.
Sade bir dekor tasarımı var. Ama oyuncuların kıyafetleri tam olarak dönemin tarzını yansıtıyor.
Kısa bir performans ama boş gün için eğlenceli bir aktivite olabilir. Küçük sahnede izlememenizi tavsiye ederim.
Hayatini tek kelime ile ozetle diyenlere vermedigim, ama icten ice beynimde çan sesi gibi yankilanan cevap, yalnizlikti. Tam bu saatlerin birindeyken, rastlanti ya, halowed be thy name caliyordu arkada. Ben ne istedigimi bile bilmiyordum. Hayattan bir beklentim kalmamisti. Gunleri tuketmeye ve anlik mutluluklara odakli hayatimda kayda deger hic bir sey yoktu. Evet, bir hedefim vardi. Ama sanirim bu da, ona ulasmam icin bekleyen degil, hayata tutunmam icin var olan bir hedefti. O da olmasa, yiyip icen, iseyip sican, ise gidip gelen, bu surec icinde de bir takim kadinlarla vakit geciren bir adamdim. Bir de motorum vardi. Bir de gitarim demek isterdim ama, bir hevesle aldigim gitarimi da bir sure sonra kenara ativermistim.
Ben asklara inanan bi adam degildim. Anlik kalp carpintilarina meyleden, guzelse ve cekiciyse gerisi muhim olmayan, birlikte oldugu kadindan alacagini aldiktan sonra posasiyla ugrasmayan bir adamdim.
Sonra nehir geldi. Ve ben ona asik oldum. Hem de 23 saniyede. Pembe bir hirka vardi uzerinde. Saclarini topluyordu. Dil cikariyordu. Hirkasinin kollarini cekistiriyordu. El salliyordu. Opucuk atiyordu. Guluyordu, ama dislerini gostermiyordu. Saclari uzundu. Siyahti. Gozleri zeytin gibi kapkaraydi. Hayatimda gordugum en guzel kiz degildi belki, ama en tatlisiydi. O cok masumdu. Hayatimda bu kadar beyaz, bu kadar masum, bu kadar temiz birini gormemistim.
O gun onunla evlenecegimi soyledim ona. Daha tanistigimiz ilk gun olmasina ragmen, ne der diye dusunmeden, ne yapiyorum lan ben diye dusunmeden, hayatimda verdigim en dogru kararmis gibi soyledim. O gun ciddiye bile almadi beni. Ama cok keyifli bir sekilde muhabbet ediyordu benimle. Sanirim komik gelmistim. Ve ciddi oldugumu dusunmuyordu. Hayatimi ve hayatini muhurleyecek karari verdigimi bilmiyordu...
siyah ve beyaza kacan tonlardan olusan hayatimi bir anda renklendirdi nehir. Oyle ki, gunumun alti saatini onunla gecirmezsem rahatsiz olur hale geldim. Hayatimin orta noktasinda. Hayatim onun icin. Varligim da onun icin.
Aramizda sehirler, ulkeler, kitalar var. Ama bu onemli degil. Onemli olan, gozlerini baska bir yone cevirirken bir gozunun diger gozunden daha gec donmesi : ) goz tembelligi deniyormus buna. Halku ki o kadar asigim ki buna. Bir insan, goz tembelligini dusunup aglar mi? Aglar. Bos yataga, bos koltuga, bos mutfaga, bos banyoya bakarak agliyorsa, aglar. Yerde uzun bir sac teli goruyorsa aglar. O pembe hirkasina parfumunu sıkıp sıkıp koklar ve aglar. Yastiga burnunu dayayip kokusunu icine ceker ve hickira hickira aglar. Ve yedi ay oncesine kadar hayatinda bes kere bile aglamamis olmasina sasirmaz bile... Tam bu saatlerin birindeyken, rastlanti ya, black calar arkada..
"Seni seviyorum" der, bir ses. "gercekten mi?" diye sorar daha incesi ve daha tatlisi. "en cok neden?"
Terli göğsünde gümüşi yazın
uzun bacaklı bir nehir akıyor
anıları istifleyip düş odalarına
sekerek geçiyor sarp yamaçlardan
sıcak merhabalarla düşüyor sofrasına
aşkla yoğrulan ak köpüklü Akdeniz'in
Köpüren ıslığında zamanın sesi
kavgaların tanığı nice öldürümlerin
not düşüyor paslı aynasına kalabalığın;
gökyüzünün şen türküleri sizin değil mi
set mi dinler çılgın su ummanın kokusuna doğru
görenler çoğalacak elbet tanrıya akran Spartaküs'ü
Uçurumların hüzünlü yalnızlığını
serinliğini akıyor boynu bükük dağların
ardıç bir avlunun dost sesine çeviriyor yatağını
basma entarisinin eteklerinden kuşlar havalanan
zeytin gözlü bir kıza dönüşüyor dünya
bütün hızıyla damarlarıma yayılıyor o zehir
bu türkü bitmeli şimdi uzun koşusundan yoruldu nehir. **
tek perdelik, yaklaşık bir saati biraz aşan süreye sahip oyun.
kadro; haluk bilginer, ayça bingöl ve canan ergüder 'den oluşmakta. hem süre hem konu bakımından tatmin edemese de haluk bilginer'i karşınızda kanlı canlı görmek paha biçilemez!
james dickey ' in bir kitabıdır . Kitap ; georgina ' da yaşayan dört arkadaşın eğlenmek için vahşi doğada zaman geçirmeye karar vermeleri ile başlar . Ancak tatil olarak başlayan bu durum , zaman geçtikçe ölüm-kalım savaşına dönüşecektir ...