nefret toplumu

entry8 galeri0
    8.
  1. modern dünya denilen kavramın istediği/arzu ettiği toplum biçimi.

    gelinen noktada sevgi, umut, barış, kucaklaşma, uzlaşı gibi yönlendirilmesi meşakkatli, düzen dışında da var olmak noktasında hiçbir sıkıntısı olmayan, kavramlar yerine nefret ve alt başlığında türevleri olmalıdır ki yönlendirme denilen, özünde bizim gerçekten, çok ciddi, acayip istekli bir biçimde istediğimizi düşündüğümüz davranışlarımız vuku bulsun.

    olumluluk köprüsünün zorlukla kurulması hatta çoğunlukla kurulamamasının sebebi de budur. kurulan o köprüden insanlar yürüyerek geçerlerken aksi kurgulanmış bir nefret köprüsünden insanlar birbirlerinin sırtında geçerler.

    türkiye'de ve genelinde dünya konjonktürüne baktığımızda nefretle doldurulmuş ve hedef verilmiş düşmanla nasıl da başarılı bir biçimde mücadele eder insanlar değil mi? en güzel örneklerinden birisi akp'nin mağdur olma durumu -ki bir kısmı için haksız olduklarını da söyleyemeyiz- ve bunu harika pazalamasıdır. inanıyorum ki yıllar sonra bu büyük proje toplum mühendislerinin en önemli örneklerinden birisi olacaktır. mağduriyetten çıkartılan nefret kıtaları kendi bir kısım haklı mağduriyetlerinin misli fazlasını uygulamaktadırlar.

    insanlara önerim şu: gerçekten nefret etmedikleri herhangi birkaç insan akıllarına getirsinler ve çeşitliliğin ne kadar da fazla(?) olduğuna kendileri de şaşırşınlar. güruh değil de topluluk olmak dileğiyle.
    1 ...
  2. 7.
  3. Aslında kendisinin bir parçası haline gelmiş kültür ve kendi düşünceleri/arzuları arasında sıkışmış insanlardan oluşan toplumdur.

    Bunlar ya topçu ya popçu olmak istemiş ama olamamışlardır.
    Babaları ne yaparsan yap en iyisi ol demiştir ama bunlar vasatın üstüne çıkamamıştır.
    Dünya(konjonktür) zengin ol demiştir ama çok uzaktırlar.
    Çocukluk arkadaşları(televizyon) superman ,batman ol demiştir ama asla olamamışlardır.
    Anneleri yüzlerine bakıp onlarla gurur duymamıştır, çünkü sadece aç karınlarını doyurabilmektedirler ve bu artık bu dünyada hiçbir şey ifade etmemektedir.

    Ve bu adamlar artık hiçbir şekilde hiçbir 'şey' e aidiyet hissetmemektedir. Bunlar acının sarhoşu olmuştur ve bir yudum daha fazlası sadece ama sadece bunlara yaşadıklarını hissettirmektedir.
    Bu adamlar arkadaşlarımızdır ama hiç tanımamışızdır, bir ülkeyi yönetmeyi de, bir atomu parçalamayı da bilenleri vardır. Fakat çok sinirlidirler.
    0 ...
  4. 6.
  5. Günümüz tıbbı insan bedenini vücut ve beyin olarak iki parçaya ayırıp o şekilde tedavi etmeye çalışmaktadır. Bunun arkasında kartezyen düşüncenin varlığını görebiliriz. Fizyologlar insan bedenini makine olarak algılarlar. Bunun arkasında ise Newtoncu dünya makinesini görebiliriz.

    Söz konusu insan olunca tedavinin 3 yönü vardır. Bunlar biyolojik, psikolojik ve toplumsal yönleridir.
    Biyolojik tedavide hepimizin bildiği üzere bünyenin akışındaki düzensizliği gidermek amaçlanır.
    Fakat pek bilinmeyen ise psikolojik tedavidir. Placebolar bunlara en büyük örnektir. Hiç bir işe yaramayan boş ilaçlar insanlar inandırıldığı takdirde çözümsüz hastalıkları dahi tedavi etmiştir. Bunların örnekleri vardır. Bu noktada insan beyni ve biyomanyetoloji çalışmaları yurtdışında devam etmektedir. Fakat bu örnekten ve günümüz fiziğinin ulaştığı son aşamalara baktığımızda şunu rahatlıkla deriz ki bilmemiz gereken düşüncelerimizin kendi bedenimiz ve başka bedenler üzerinde etkisi olduğudur. (Tabiki bu etkinin ölçüsü halen belirsizdir, enazından bilimsel olarak.)

    Konuyu fazla dağıtmadan aşikar olduğu üzere hepimiz tıbbın günümüzde hızlı bir şekilde geliştiğini okuyoruz veya görüyoruz. Burada sorulması gereken tıp gelişiyor fakat neden hastane sayıları artıyor? Neden tek bir hastalık için onlarca ilaç var? Acaba tıp günümüzde en büyük kaçıncı sektör durumuna gelmiş durumda? Neden üzerinde ölüme dahi neden olabileceği yazan ağrıkesicileri kullanıyoruz? Acaba tıp eğitimi alanlar yeterli düzeyde farmakoloji eğitimi alıyor mu? Yoksa yazdıkları ilaçları ilaç şirketlerinin çıkardıkları dergilerden mi yazıyorlar?

    Bu noktada prof. dr. Ahmet R. Küçükusta diyorki yazdıkları ilaçlar karşılığında tatil kazanan doktorlar bile var. Aşikar olduğu üzere artık bu bir sektördür. Tıp sektörüdür.

    Doğrudur insan insanın kurdudur. Fakat bu hiçbir zaman bukadar olmamıştır. Bizim hastalığımız birilerinin cebindeki paradır. Böyle bir toplumun nefret dolu olması kadar doğal birşey yoktur. Kendisini ezenin yerine geçtiği zaman aynı onun gibi davranması kadarda ahmakça birşey yoktur.
    0 ...
  6. 5.
  7. içimiz nefret dolu, mutlu olmaya çalışmaktan çoğu zaman bunun farkında bile değiliz. Hatta çoğu kez ters bir olayla karşılaşınca ne kadar sinirlendiğimize ne kadar sert olduğumuza kendimizde hayret ederiz.

    Çünkü bize adalet diye sunulan "hukuk düzeni" nin adil olmadığını hissediyoruz. Günümüzde toplum düzenine karşı çıkmanın cezası yoktur maliyeti vardır. Maliyeti göze aldığınız takdirde "suç" işlemek oldukça basittir.

    Hukukun birinci görevi toplumun düzenini sağlamaktır. Bu durumda toplumun kendi içinde düzenini sağlayan adetlerle geleneklerle ters düşen yazılı hukuk kuralları düzen sağlamaktan öte toplumun kaosunun ana nedenidir. Çünkü toplum akıllarına işlemiş olan atalarının geleneklerine ters düşen bir kurallar bütünü içinde kendini bulur.

    Çoğu kez suç size karşı işlenir fakat devlet sizi insan olarak değil vatandaş olarak kabul ettiği için bu suçu kendi üzerine alınır. Size sen onu cezalandıramazsın ben cezalandıracağım der.

    Aşikar olduğu üzere verilen cezaların caydırıcı olmadığını çoğumuz biliyoruz.
    Bu noktada akla gelen soru suç işlendikten sonra haftalarca aylarca düşünüp suçluyu bulmaya çalışmak mı yoksa suçu daha oluşmadan önleyecek bir hukuk düzenimi?

    Bilgi beynimizde mevcuttur bize düşen küllerin üzerine üflemektir ama yinede alttaki o korun sıcaklığını hissediyoruz ve bu bugünkü algıladığımız dünyayla ters düşüyor, işte gerçeği hissetmek ama haykıramamak bizi hasta ediyor aynı şizofrenlerin gerçeğe daha yakın ama bizlerin algıladığı dünyaya daha uzak olmaları gibi.
    0 ...
  8. 4.
  9. Gerçekten öfke doluyuz çünkü bize okullarda eğitim diye verilen dayatma hiçbir işimize yaramıyor.
    Descartes le başlayan kartezyen düşünce ve fordizmin eğitim hayatlarımıza yansıması bizleri birçok şey hakkında çok az şey bilen bireyler yapıyor.
    Onkologlar kanseri anlamaktan aciz kalıyor.
    Psikiyatristler şizofreniyi anlamaktan aciz kalıyor.
    iktisatçılar enflasyonun içinden çıkamıyor.
    Farmakologlar organlarımızı tedavi ederken bağırsak floramızı öldürüyor, ve daha niceleri..
    Çünkü hepsi kendi alanlarında sadece bir noktaya hakim durumdalar.
    Çünkü hepsi dünyayı newtoncu dünya makinası şeklinde algılıyor.
    Herkesin tek bir noktaya hakim olması ve o noktanın diğer noktalarla etkileşimini bile bilmemesi ise büyük biraderlerden bile öte küresel sermaye sahiplerine hizmet ediyor. Çünkü aslında kimse ne yaptığını bilmiyor ve sonuçlarını kestirebilmekten aciz.
    Hepimiz sistemin nano boyutlardaki biyolojik askerleri olarak sadece bize emredilenleri yapıyoruz. Aksi durumda bizi aç kalmakla tehdit ediyorlar.
    Ve bu acziyetimiz, özel sektörde köle kamu sektöründe yarı köle olmamız beynimizde bir noktayla ters düşüyor.
    Birşeylerin ters gittiğini hissediyoruz ama ne olduğunu kestiremiyoruz.
    Çünkü biz onun içine doğduk çünkü o bizim bir parçamız ve ucundan çektikçe çok canımızı yakıyor.
    Ama onu asla kabullenemiyoruz ve bu bizi çok ama çok sinirlendiriyor.
    0 ...
  10. 3.
  11. Hepimiz sinirliyiz çünkü bize hem cumhuriyetle yönetildiğimiz söyleniyor hemde pazar ekonomisinin varlığından sözediliyor. Bu noktada bir çelişki olduğunu içten içe hissediyoruz.

    Madem nasıl yönetileceğimizi, bizi kimin yöneteciğini biz belirliyoruz o halde neden büyüme oranları %7 %9 gerçekleşirken aldığımız reel ücretlerdeki artışlar bunlardan çok daha aşağıda? Bizlerin alın terinden çıkan üretim fazlası kimlerin cebini dolduruyor? işte bu noktada hissediyoruzki aslında biz halk olarak bir ülkeyi yönetmiyoruz aslında nasıl yaşayacağımızı bile belirlemekten aciziz bununla yüzleşemiyoruz üzerini kapatmaya çalışıyoruz çünkü daha fazla üzülmekten korkuyoruz işte anlam veremediğimiz tüm öfkemiz bu yüzden. Aslında içten içe biliyoruz ne iktisattan ne bilimden ne felsefeden ne stratejiden anlıyoruz biz zaten koyunuz ve herşeyin büyüğünün makbul olduğu bu dünyada acziyetimizi kabul edemiyoruz işte bu yüzden öfkeliyiz hemde çok öfkeliyiz.
    1 ...
  12. 2.
  13. Günümüz toplumumuzda insanların hep aşkı aramasının temelindede hep açlık tatminsizlik vardır. Çünkü insanlar gerçek manada hiç sevilmemiştirki, işte o yüzden sevgi sözcüğü asla tatmin etmez hep aşk deriz.Çünkü gerçekten açız ve büyük büyük lokmalar yutmak istiyoruz.
    Aşk ise ışk kökünden gelir. Biyolojik olarak dopamin oksitosin gibi hormonlarla ilgilidir. Fakat burda bilmemiz gereken bu hormonların salgısının sürekli değişebileceğidir. Bu işin biyolojik yönü gelelim diğer yönüne, Fuzuli leyla ve mecnunda aşkı anlatırken mecnunun hep leylayı aradığından bahseder fakat nezamanki leylayı bulur işte ozaman leylaya aşkı sona erer. Çünkü artık elde etmiştir. Aşk bir yanılsamadır bir arayıştır ve manevi olarak orgazm olmak gibidir. işte buyüzden peşindeyizdir çünkü tatmin olmak istiyoruz.
    0 ...
  14. 1.
  15. Aç ve asla tatmin olamayan günümüz dünyasıdır.
    Açlık sadece ekmek çorba vs. yeme isteği değildir, cinsel açlık,sosyal açlık ve manevi olarak aç olma durumlarıda vardır.

    Gerçekten sinirliyiz çok sinirliyiz çünkü hiç doymadık hep açız. Asla sex yapmayı öğrenemedik o yüzden hep ilk fırsatta kızın canını yaka yaka sex yapmak istedik çünkü ancak böyle yersek doyabileceğimizi düşündük, ama asla tatmin olmadık çünkü doyum sağlayamadık yaptıklarımız bir mastürbasyondan öteye gitmedi.
    Gerçekten nefret doluyuz çünkü biliyoruzki okulu bitirince bir işimiz yok ama yinede ahmak gibi keplerimizi havaya atıyoruz.
    Gerçekten sinirliyiz çünkü toplum bizi cebimizdeki para kadar adam yerine koyuyor.
    Gerçekten kızgınız çünkü ailelerimiz bize hep neyaparsan yap en iyisi ol dedi.
    Ve zamanla gerekirse bu ülkenin sokaklarını cayır cayır bizler yakacağız, çünkü 25 yaşımıza kadar işsiziz dolayısıyla parasızız dolayısıyla adam değiliz dolayısıyla evli değiliz dolayısıyla babalarımızın oğlu değiliz...
    Anneleri doğa yaratır fakat babaları toplum yaratır(L.Thurow), ve tatmin edilmeyen arzular herzaman kendilerini nefret olarak gösterir(A.Gruen).
    Aynı CanYücel in dediği gibi açız kadına temiz havaya insan gibi çalışmaya açız.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük