nazlı ılıcak iticidir, dili papuç gibidir, fikir cambazıdır, şudur, budur...
ama söyleyin bakalım çoğu kurum gibi erkeklerin borusunun öttüğü basın ve medya sektöründe kendinden nefret ettirmekten asla çekinmeyen, hep mıhına mıhına vuran, açık sözlü kaç kadın var allah aşkına.
bir tv programında da itiraf ettiği gibi, kendi bilgi ve birikimi ile girmemiştir basın dünyasına. zamanının en güçlü gazete patronu olan kocası sayesinde yer bulmuştur bu mecrada.
siyasetin kutuplaşma değil gereksinimlere göre yapılmasını bilen gazeteci. buna her devrin adamı denmez, ülkenin ihtiyaçlarına göre hareket etmek denir. bundan 50 sene önce yasak olan bir şey bugün serbesttir. yani siyasi fikirler ya da kavramlar farklılk gösterir. atatürk'de şapka kanunu çıkarmıştır, çünkü o zaman bu ihtiyaçtı.
o'nu anlamayanlar bok atar, basmakalıp, şablondan çıkma sabit fikirleriyle.
her devrin saksafoncusu tabiri bu kadıncığı özetler. geçmişine bakın. vaktiyle 12 eylül'e şapka çıkartıp, alkışlayan bir zihniyet şimdi darbeyle mücadelenin önde bayrak taşıyanı olması ne kadar manidardır. bu kadıncığın yazdığı şeyleri okuyup da "hımmm helal olsun ya iyi yazıyor" diye içlenen adam var mıdır merak ediyorum? böyleleri varsa ya bu kadıncığın yalaklık tarihine altın harfler geçecek kekremsi kısa geçmişini bilmiyordur ya da beyni ile ilgili bazı sorunları vardır; o vakit gidip tomografi çektirmesi ve bir an önce sorun ne ise tedaviye başlaması gerekir.
ntv'de yayınlanan 'basın odası' programında nuray mert'le girdiği tartışma dolayısıyla tam reklam arasına girilecekken mikrofonu açık kalmış ve nuray mert'e "senin sesin çok çıkıyor" dediği duyulmuştur.
oğlunu da yanına almasına rağmen kamer genç ile başedemeyen zattır. *
54 milyon dolarlık tesisin 1 milyon dolara satılmasına bile yatırım karşılığında izin verilir tabi diyen ...
bir gazeteci her ne olursa olsun olaylara karşı her zaman tarafsız yaklaşabilmelidir ama maalesef bu hanım ablamız geçenlerde bir tv kanalında ben iktidarı eleştiremem çünkü benim maaşımı onlar veriyor diyerek gerçek yüzünü bir kez daha göstermiştir.ayrıca sünepe kılıklı mıymıntı şahsiyetli bir de oğlu vardır...
ya şimdi ikinci cumhuriyetçiyim diyelim, en kalendar demokratım diyeyim ama 2007 de vekili olmaya çalıştığın fakat reddedildiğin ak parti hakkındaki yazılarının seçimden önce tarafsız olduğuna nasıl inanayım a benim sevgili nazlım ?
hastalıklı bir şekilde darbe planları arayan bulmaya çalışan günümüz aydıncıklarından biridir. şimdilerde demokrasi havarisi darbe karşıtıdır ama 12 eylülde pek de öyle gözükmemekteymiş...
1980 ile 2010 arasında otuz yıl olduğu doğrudur ancak, nazlı ılıcak 1980'de 15 yaşındaki ergen değildir.
işlerine gelince 2. dünya savaşı unsurunu by-pass ederek "chp döneminde ekmek karneyle veriliyordu" derler, işlerine gelince, dünya petrol krizi ve kıbrıs barış harekatı sebebiyle maruz kaldığımız ambargoları by-pass ederek "chp zamanında benzin kuyrukları vardı, tüp kuyrukları vardı" derler, işlerine gelince "30 yıl geçmiş" edebiyatı yaparlar...
bu adamların beyninin çalışma şeklini çözebilmiş değilim şahsen.
bu arada, bugün 20'li yaşlarda olan bu gençlere sormak isterim, siz konjonktüre göre bundan 30 yıl sonra darbe yanlısı, darbeyi destekleyen bireyler olur musunuz? açık açık nazlı ılıcak'ın bundan 30 yıl evvel ettiği sözleri edebilir misiniz?
açık açık söylesenize, "nazlı ılıcak 30 sene evvel postal yalayıcısıydı, darbeciydi, demokrasiyi sindirememişti" diye? yemez değil mi düdükler?
karakteriniz oturmamışsa, karaktersizseniz, belli bir yaştan sonra değişirsiniz.
bu minvalde, nazlı ılıcak'ın 30 yıl önce ya karakteri oturmamıştır ya da karaktersizdir.
karaktersiz insan da kolay kolay karakter kazanamaz bilesiniz.
twitter'dan önce ne yaptığı merak edilen kişi. hayatı ikiye ayrılıyor olmalı; twitter'dan önce twitter'dan sonra. hakkında söylenebilecek tek ciddi şey bu.
hıncal uluç'un paralel evrendeki kadın şeklini halmış hali. ''bir erkek aynı antipatiklik ve gıcıklık seviyesinde kadın olsa nasıl olurdu?'' sorusunun cevabı.
naylon demokrat olduğu, 12 eylül döneminde yazdığı şu cümlelerle netleşen yazarımtrak.
"Kızıl ahtapotların kolları ülkemizi yavaş yavaş sarıyor. Ve hala at gözlüğü takanlar, faşizmin tırmanışından söz ediyor. Faik Türün'ü faşistlikle mi suçluyorsun, MiT'e kontrgerilla damgasını mı vuruyorsun, devlet teröründen mi bahsediyorsun, işkence iddiaları ile yeri göğü inletiyor musun, faşizm geliyor diye yaygarayı mı basıyorsun... Geç kardeşim uzatma o eli bana, çünkü o el kızıl ahtapotu boğmak yerine onu besliyor. Ben o kirli eli sıkmam". (Nazlı Ilıcak, 27 Temmuz 1980)
"13 ilde sıkıyönetim yürürlüğe girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba Asker." (Nazlı Ilıcak, 17 Aralık 1978, Tercüman)
"Birkaç gündür 12 Eylül harekâtı ile 27 Mayıs'ın mukayesesi yapılıyor ve hemen herkes, birincisinin üstünlüğünü ortaya koyuyor.[ Biz bu konuda tarafsız olamayız. Çünkü 27 Mayıs, mensubu bulunduğumuz Demokrat Parti camiasına karşıydı. Halbuki 12 Eylül'de açıklanan hedeflerle yıllardır bizim yazdıklarımız arasında, geniş bir mutabakat mevcuttur.] Ümidimiz memleketimizin birlik ve beraberliğimizin son şansı olan Türk Silahlı Kuvvetleri harekâtının başarı ile neticelenmesidir." (Nazlı Ilıcak, 16 Eylül 1980, Tercüman)