En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince...
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık!..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat
için...
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz.. nazım hikmet haklı biri burda sanırım yoksa neden böyle bir şey akla gelsin .
Bilindiği gibi, sözcük ve eklerin son hecelerindeki ses benzerliğine uyak denir.
Ancak en az iki sözcük ya da ekin uyaklı sayılabilmeleri için bunların sesçe benzemeleri, fakat anlamca ayrı olmaları gerekir. Sözgelimi yaktı baktı sözcükleri uyaklıdır. Fakat bu uyak tılarda değil, yak ve bak hecelerindeki aklardadır; tılar ise belirli geçmiş zaman ekleridir, dolayısıyla aynı anlamdadır.
Öte yandan, örneğin koştu uçtu sözleri de anlamca ayrı ayrı sözlerdir, fakat aralarında bir benzerlik yoktur. tu ekleri de dilbilgisi açısından belirli geçmiş zaman ekleridir, yani onlar da aynı anlamdadır.
Yapı ve anlam bakımından aynı olan eklere, sözcük ya da sözcük gruplarına redif denir. Halk ozanları buna dönerayak diyorlar. Uyak yerine eskiden kafiye sözü kullanılırdı. Halk ozanları ise ayak adını vermişlerdir.
Nazım Hikmetin özgün buluş ve söyleyişteki tartışılmaz üstünlüğünün yanı sıra, uyak yapmada ve onları yerli yerinde kullanmada da su götürmez bir ustalığı vardır. O, şiirlerinde uyağın her türünü kullanmıştır: Yarım uyak (bir ünsüz harf benzerliği), tam uyak (bir ünlü, bir ünsüz harf benzerliği), zengin uyak (ikiden çok harf benzerliği) Hatta pek çok şiirini de uyaksız ve vezinsiz (ölçüsüz) yazmıştır.
Onun şiirlerinden yukarıdaki uyak türlerine ilişkin küçük örnekler verelim (Uyaklı sesler ayraç içinde, redifler yatık çizgiden sonra gösterilmiştir):
Yüzyıl oldu yüzünü gö(r) /meyeli,
belini sa(r) /mayalı,
gözünün içinde du(r) /mayalı
aklının aydınlığına sorular so(r) /mayalı.
(Yarım uyak; Hasretten)
Bizim burada gölle(r)
dumanlıdırla(r).
Balıklarının eti yavan olu(r),
sazlıklarından ısıtma geli(r),
ve göl insanı
sakalına ak düşmeden ölü(r).
(Yarım uyak; Şeyh Bedreddin Destanından)
Dörtnala gelip uzak Asyad(an)
Akdenize bir kısrak başı gibi uzan(an)
Bu memleket bizim.
(Tam uyak; Davetten)
şiiri düz yazı gibi okumak aciziyetinin sonuçlarının bir getirisi olan düşüncedir bu. bir şiir hece ölçüsü, redif veya kafiyeden ibaret değildir. onu hissedemiyorsan heceyle de yazılsa aruzla da yazılsa nafile.
illa böyle mi olmalı şiirler?*
--spoiler--
Uzaktan gelirken derin akisler
Kapadı geçtiğim yolları sisler
Tutuştu içimde birikmiş hisler
Gönlümü o kadar temiz bıraktı
--spoiler--
serbest vezini geride birakan, geri zekali ve divan/hece edebiyati ozentisi yazar soylemi.
bu zihniyet de daha once turkiye'ye matbaa'nin getirilmesinde ayak diremislerdi falan. ulan okuz, ulan okuz, serbest vezin siir degildir, siir vezinle yazilir ne demek? hic rimbaud, tristan tzara falan okumadin mi sen? mayakovski okurken ''cok iyi bu'' diyemedin mi? yazik, cidden yazik. cehalet bir yere kadar affedilebilir ama bir yere kadar. serbest vezin siir degilse edip cansever siir yazmiyordur, bedri rahmi yazmiyordur, attila ilhan yazmiyordur, onur unlu, turgut uyar, ilhan berk siir yazmiyordur.
o geride kalmis yobaz/fasist kafalariniza sicayim sizin.
gidin necip fazil ya da atsiz okuyun da ellerinizi siirden, poetika'dan cekin bir zahmet. kodugum cahilleri.