Zorlamadan. Bunu yapıp mutlu olucam şunu yapıp mutlu olucam kafasına girmeden, içinde bulunduğu anın bir daha geri gelmeyeceğinin bilincinde, o andan keyif alarak. Çok düşünmeyerek, çok hesap yapmayarak ve kin tutmayarak.
bir kaç gün önce haberlerde insanlara sorulan sorudur. albert einstein in bu konuda ki formülü de içeren kitabı yüksek bir fiyata alıcı bulmuş. ona göre mutluluk , sakin ve alçakgönüllü bir yaşantı ile olurmuş. az ve öz insan ve sade bir hayat bence de insanı mutlu ediyor.
Şayet bu anın içinde mutlu olabilirsen,gelecek olan anın içinde daha çok mutlu olacaksın çünkü mutlu olmada dans etmede,şarkı soylemede daha çok ve daha çok uzmanlasacaksin.
ulan bir kişi de mutlu ederek mutlu olunur yazsın dicem ama yok nerde . ulan ne bencil insanlarsınız siz ya . sen mutlu olda gerisi önemli değil dimi ?
Gelişine yaşayarak ve kabul ederek, yeri geldiğinde vazgeçmeyi bilerek. Ağlaman gerektiğinde ağlayarak, gitmen gerektiğinde giderek...
beklemeden, yormadan, sormadan kendinin değerini bilerek ve sevmesi gerektiğinde karşılık beklemeden severek mutlu olabilir insan.
Bilmiyorum genel hatlar böyle gibi.
sadece içe yolculuk yaparak olmaz.
hermann hesse nin yaptığı yanlış.
bertrand russel daha haklı önce gez toz, konuş, dışardan alabildiğini al sonra içine bak.
dışardan alamayanın içi karanlıktır. zengin değildir.
benim tavsiyem: gez, öğren, şükür et, düşün ve tefekkür et.
Ve evleneceğin partnerin de böyle bir insan olmasına dikkat et.
tek ve basit bi cozumu var aslinda.
cevrendeki negatif enerji salgilayan hatta o agiz salyalarini 1 km oteden farkedilen insanlari etrafindan uzaklastirmak..
mutluluk anlık diyelim, genel bi huzurlu olma durumu aranıyorsa bu arayışın en güzel cevabı stoa felsefesindedir.
o bile %100 sürekli huzuru sağlamaz, tolstoy da köye gittikten sonra %100 huzuru yakalamaz. Hayatınızı basitleştirin, parola budur der.
o halde o aradığınız mutlak mutluluk diotima’nın sokrates’a anlattıklarında ya da bazı dinlerin vaadettiklerindedir. burada değil. burada acı, gözyaşı, savaş, açlık, açgözlülük hakim ve öyle olmaya da devam edecek... gerçek, susuz yenen bir portakaldır. tatlıdır ama ekşidir, açlığını giderir ama o kadar da hoşuna gitmez.
Hayatı çok takmayarak.
Bakıyorsun bazen amacın yok, bir hedefin yok. Her gün işe git gel. Okul okumamışsın. Geçmişe baktığında ise hep olumsuzluk ve başarısızlık ve bir şeyleri yarıda bırakmışlık...
bir insanı, başladığın bir kursu, bir resmi, okulu, işi her şey yarıda kalmış hiçbiri tamamlanmış. Neden yarıda kaldığı ise muamma.
Aslında en büyük bahane ise kendimiziz. Biraz özgüven eksikliği biraz aileden ve ya çevrenden yeterli desteği görememekle birlikte dakikasına kırılan heves. Bunlar hep mutsuzluk.
Mutluluk ise etrafa gülücükler saçmak, küçük bir çocuk sevmek, sevdiğin şeyi sonuna kadar yapmak, inanmak, aşık olmak, anneye bir çiçek almak...
Mutluluk aslında küçük şeylerden büyük ve güzel anlam çıkarmak, bardağın dolu tarafından bakmak.