namaz kılmayan sözlük yazarları

entry138 galeri0
    62.
  1. 61.
  2. allah a nasıl hesap vereceğim sadece beni ilgilendirir diyen sözlük yazarlarıdır.

    (bkz: sanane benim namazımdan)
    0 ...
  3. 60.
  4. 59.
  5. 58.
  6. 57.
  7. 56.
  8. bu başlığı açan gafilin hesap sorduğunu zanneden yazarlardır.
    bilmezler ki hesabın en büyüğünü allah celle yapacaktır ve gerçek hesap ancak onun hükmü ile olur.
    kimse kimseyi sorgulamıyor, sorgulayamaz da.
    sadece, "g-string giyen yazarlar", "maç izlerken cips yiyen yazarlar" tarzı bi başlıktır. önemsizdir. uzatılmamalıdır.

    ayrıca namaz niyaz denilince niye bu kadar ükrktünüz lan?
    namaz kılmıyorsun tamam. içiniz rahat; tanımlarınız niye bu kadar sıkıntılı?
    0 ...
  9. 55.
  10. namaz kılmayı tercih etmeyen, vakti olmayan ya da müslüman olmayan sözlük yazarlarıdır. bunu kimsenin sorgulamaya yetkisi yoktur. **
    3 ...
  11. 54.
  12. yaptığı ibadetin reklamını yapam cahil bir kimsenin açtığı gereksiz ve komik bir başlıktır.
    bu başlığın sahibi, daha öncede yaptığı gibi, yine kimin cennete, kimin cehenneme gideceğine karar vermeye başlamış ve yüzlerce insanı kendisine güldürmeyi başarmıştır.
    0 ...
  13. 53.
  14. allah korkusu olan zaten kılmayanı sorgulamaz. al sana kapı gibi ironi.
    1 ...
  15. 52.
  16. gayrimüslimdir. normal olarak kılmaz. solcudur dinle alakası olmaz.
    (bkz: ben)
    2 ...
  17. 51.
  18. 50.
  19. şekil ile kafayı yemiş yazar söylemidir. kulun kalbinde ki imanı yalnızca allah bilir ve hesabını da yalnız o sorabilir. namaz, islam dininde emir olunan bir ibadetidir. ancak dinde zorlama yoktur. kişi kendi karar verir bu ibadeti, gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğine ve sorumluluğu da tamamen kişiye aittir. namaz kılmayı allah'a olan inanç ile bağdaştırmak ise sadece ve sadece şekilciliktir. kimse allah'a, peygambere inanmış; kelime_i şehadet getirmiş birinin inancını sorgulayamaz; ki kişi bunlara inanmasa dahi yine sorgulamak kimsenin haddi değildir.
    hesap noktasına gelince; bir kişinin başkalarının vereceği hesaplar adına endişelenmesi için, kendi hesabından emin olması gerekir ki bu da asıl islamiyet'de asla hoş görülmeyen "ene" mevzusunun ta kendisidir. şöyle ki allah dahi kuran'ında ben değil biz demiştir. bunun yanısıra peygamberler dahi etrafında ki insanları kendilerince eksik gördükleri noktalarda eleştrip, kişiyi dinden uzaklaştırmamış; aksine allah'ın ne kadar merhametli ve bağışlayıcı olduğundan bahsetmişlerdir. islamiyet'e göre insanları allah yaratmıştır ve yine onları en iyi tanıyan, kalplerini en iyi bilen o'dur. boyle yobaz zihniyetler eskilerden beri allah'ı beynimizde resmen korkulacak bir varlık haline getirmiş; insanı inanmaktan da vaz geçirmiştir. asıl bu zihniyetler, dikkat etmelidir ki yok efendim namazdı yok efendim şunu yaptın 104782428742894729 yıl yanacaksın v.b gibi ezbercilikler ile dinden uzaklaştırdıkları insanlar sebebiyle, o çok korktukları cehennem'de loca kapatmış olmasınlar.
    1 ...
  20. 49.
  21. bu ülke kendini diğerlerinden daha fazla müslüman sayan, başkalarının müslümanlığını ölçebileceğini zanneden islammetre lerden çok çekti hala çekiyor.

    (bkz: ego)
    1 ...
  22. 49.
  23. namaz insanı kılar
    ademoğlunun ne türden bir yaratık olduğuna dair bilgi kendi bedenine yapışık değildir. Oysa diğer yaratıkların bedenleri varlıklarını açıklıyor. Yer yüzeyi üzerine kendi hakkındaki bilgiyi edinecek konumda bırakılmış yegane yaratık ademoğludur. Odur bilginin nakline/naklini akledebilen. Onun akledebilme özelliği onda ben insanım deme eğilimi uyandırıyor. istediği şeyin kendini insan sayma oluşu ademoğlunu sırattan geçiriyor. Uğradığı sırat sırat-ı müstakim midir? Bunu nereden bilecek? Eğer saymayı biliyorsa ademoğlu kendini insan sayabilir. Âdemoğlu saymaya bir, iki, üç (veya çok); diye başlamış ve bu minval üzere saymanın kendini de insan saymaya ulaştıracağı fikrinde sabitleşmişse çoğalttığı sayı kadar yanlışla uğraşacak demektir. Çünkü âdemoğlunun bir;den başlatarak saymaya başlaması mümkün değildir. Doğru saymayı süreç içinde öğrenme çabası kaderinin en kalın çizgisidir.

    Bir in bilgisi âdemoğlunun bedenine yapışık değil. Dünyaya gelen insan yavrusu önce birle değil çokla, üçten fazlasıyla karşılaşır. Âdemoğlunun bırakıldığı yerde ne eşyanın, ne de kelimelerin tasnifi vardır. ademoğlu kovulduğu yerde olduğu gibi, bırakıldığı yerde de tasnif etmeye yeltenmekle muayyen tasnifi öğrenmeye cehd etmek arasında muhayyer bırakılmıştır. Eğer kendisine neyin tenbih edildiğine bakılmaksızın ‘insan olmayı tasnife yeltenmenin sağladığı’ kabulüyle hareket edilecekse meşguliyet sahası kesret olacaktır. Buna mukabil tayin edilmiş tasnifi öğrenme cehdi ancak vahdet sahasındaki meşguliyetle devam edebilecektir. Tembih ancak yerinde bir tembih olduğu takdirde bu ismi alabilir. Çok sayıda olanın derhal hak ve batıl, gece ve gündüz, üst ve alt, kuru ve yaş, sıcak ve soğuk, kadın ve erkek şeklinde ikiye indirgenebildiği ve ikinin ikiliğinin birsiz hiçbir anlam taşımadığı kabulüyle hareket edildiği zaman sırat kendiliğinden sırat-ı müstakim haline gelir. Kendiliğinden çünkü kesret sahasının gitgide taşra durumuna dönüşmesi kaçınılmazdır. Hâlbuki vahdet sahasında meşguliyete devam edilmek isteniyorsa çıkar yol kendilik istikametinde ilerlemekten geçer.

    Meşguliyet, Oluş kendine bundan daha güzel bir isim bulamazdı. insanın olduruluşu kâinatın olduruluşundan kopuk değil. Oluş olduruluşa gösterilen rızadan başka bir şey değil. Kâinat çekilip çevriliyor, bu çekilip çevrilişe (itiraz değil de) iltihak etmenin adına insan olmak deniyor. Yerküredeki yaratıklar arasında kâinatın çekilip çevrilişine iltihak etme ehliyeti yalnız insanlara verilmiştir. Diğerleri iltihak ederler. ama bu yaptıkları ehliyetlerine dayanmaz. insanın itiraza gücü yettiği için ehliyetli bir iltihak gücünü de elinde bulundurur. insan saymayı bilmekle elde ettiği gücü kendini kâinat saymaya vardırıyor. Nasıl âlem-i kebir isteyerek kendini çekilip çevrilmeye bırakmışsa âlem-i sagir de kendini çekilip çevrilmeye bırakıyor. Bütün şahadet âlemi bir dönüş yaşıyor. insan ehliyetini bu dönüşe katılmakta kullanıyor. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı vakitleri bir dönüşün menzilleri, burçları, uğrak yerleri. insan kıvamını bu menzillerde yoğrularak buluyor. Bu menzillerde yoğrulmamak demek insan olarak kıvamını kaybetmek demektir. insana insanlık kıvamını günde beş vakit namaz verir. insan namazda ise kendini kılınmaya bırakmış, kendi kılınmaya bırakıldığı rızasına kavuşmuş olur. Teheccüd namazı insan kılınma bilincinin en arıtılmış durumunu yansıtır.

    istek şudur, insan kılınayım. insan kılınmak isteyen kim? Bu soru sorulduğunda insan kılınma bilincinin doğduğu, doğmasına elverişli olan bir mekânın bulunması gerektiğini anlıyoruz. insan kılnma bilinci hangi mekânda doğar? Bu sorunun cevabı aptes almakla verilir. abdest su ile alınır diyorsak teyemmümün abdesti ne kadar açıkladığını ayrıca fikretmek, ayrıca düşünmek gerektiğini de kabul ediyoruz demektir. Su ile alınan abdest beşeriyete mensubiyet dolayısıyla bedene ilişen iftiharın reddi ve bedenin insaniyete kavuşma talebinin beyanıdır. Daha doğrusu beşeriyetin canlılar âlemine bir tür kör-kütük mensubiyeti dolayısıyla hâsıl olan biçimsizlikten kurtulma eylemidir. Abdest alınmak suretiyle varlığa ilişkin algılanabilir sınırların belirlenmesi çabası gösterilir.

    Önce eller yıkanır. Uzuvlar arasında kibre vesile olmaya en çok ellerin müsait oluşu ellerin önce yıkanmasının sebebidir. insan yapısı dedikleri hemen her şeyden eller sorumludur. Elden gelen yapılır. El marifetiyle yapılır. Yapmak en çok elin sebep olduğu bir şeydir. Üstelik bedenin uzuvları arasında kendi kendini yıkayabilme yeterliği gösterebilenler ancak ellerdir. Ellerin istiğnasından korkulur. Eller hubris yolunu açar. insan insanlığın kuyusunu elleriyle kazar.

    abdest almanın bir sonraki aşamasında ağza su verilir. Ağzın sınırlandırılması pek mühimdir. Kâinatın tahribine kolaylıkla açılabilecek olan ağız ve ağızlardır çünkü. Felaketlerin çabuklaşması, afetlerin şiddetlenmesi ağızla, ağızdan gerçekleşir. Ağızdan ağıza yayılan korku vericidir. Ağız yıkıcılığın, ifsat etmenin bahane bulduğu mekândır. Ağzı olumluluğa ve üstünlüğe uygun kılmak için yapılacak işler mutlaka ağır zahmet ve sıkı intizam gerektirir. Aptes alınırken ağza su verilmesi çekilen zahmete ve hissedilen intizama dair bir yemin gibidir.

    Buruna su verilir. Böylelikle burnun dış cephe itibariyle yalıtkan ve beşeri karaktere yuvalanmış bulunan tahakküm fikrini destekleyen özelliği asgariye indirilmiş ve iç çeper yoklanarak burun aracılığıyla ulaşılabilen hassasiyetlere daha geniş alan açılmış olur. Süfliliğin bastırılmasının kolaylaştırılmasına ve ulviliğin genişlemesine fırsat verilmesine işaret eder.

    Yüz yıkanır. abdest alırken yüz yıkama herhangi bir yüz yıkama değildir. Gerek uykudan uyanıp yıkanan yüz gerekse ağladıktan sonra yıkanan yüz fayda veriyorsa bedenin beşerilikte çakılıp kalmasına yardımcı olduğundan fayda yeriyordur. Sırası geldiği için aptes alınırken yüz yıkanır. Diğer yüz yıkamalardan farklı olarak bu sefer beşeri vasıflar yüzünden kazanılmış bir yüz terk edilir. Yüzün çevrilmeye, yüzün kendini çevirmesine değer niteliği ortaya çıkarılmak istenir. Bakılabilir bir yüz olmaya çabalamaktan ziyade bakılmak istenen bir yüze itibar edildiğinin kararına cevaz verilir. abdest alınırken yıkanan yüz riyadan mutlak manada sakınmayı vadeden yüzdür.

    Kollar dirseklere kadar yıkanır. Dirseklere kadar. O eklem yerleri çıkar ilişkileriyle örülü beşer hayatının dalaverelerine bulaşma yatkınlığıyla anılır. abdest alınırken kolların dirseklere kadar yıkanışı dalaveresiz bir dirsek temasının teminine imkân hazırlar. Beşer toplulukları içinde bulunmakla gelen duyarsızlık sıyrılıp bırakılır. Kollar dirseklere kadar yıkanır. Bir yandan benlik arayışı hızlandırılır; ama bir yandan da bireylik duygusunun bağımsızlık demek olmadığı gösterilmiş olunur. Eller ne kadar işleyişe ve yapışa medar ise kollar da o kadar irtibata medardır. Kolların dirseklere kadar yıkanmasıyla birlikte bütünleşmeye hazırlanmanın desteklenmesinin, bütünleşmenin tasdik edilmesinin işareti verilir.

    Başa mesh edilir. Suyun elle başa değdirilmesi boyutlara verilen öneme ilişkindir. Beşer ortamında başa atfedilen manaların hepsi namaz hazırlığına indirgenir. Yaratılmış olana mahsus eylem sınırının yaratılışla tayin edilen boyut ve boyutlara müdahaleye kadar uzanmadığının ifadesine başa mesh etmek suretiyle varılmış olur.

    Kulakların arkasına ve boyna mesh edilir. Bu hareketler varolan şeylerin varlığını anlayabilmek için onların süreçlerle bağına dikkat edilmesi gereğini temsil eder. Süreçlerin tabi olduğu nispette sunî olabileceği hesaba katılır ve itibara alınır.

    Nihayet ayaklar yıkanır. Ayaklar hem yerden yalıtmayı sağlamak hem de başa mesh edilme vakıasını tamama erdirmek için yıkanır. Namazı eda etmeye hazır olmak için hem yerle (arzla) beşeri amaçlar doğrultusundaki bağlantıyı kesmek, hem de boyutlara verilen önemi tebarüz ettirmek lazımdır.

    Sonuç olarak şunu söylemek gereklidir ki her kim aptes almışsa bununla dünyadaki varlığı hangi bakımdan hesaba katılacak olursa olsun o varlığın belli sınırlar içinde kalması gereğini vurgulamış, dünyada işgal edilen yerin anlamca tutarlılığının bir ihtiyaç olduğu görüşünü benimsemiş ve bir cihaz olmanın eşiğine varmıştır. abdest almak varlık alanının bir uyumsuzluk alanı olmadığının kanıtlanmasıdır. abdest alan saçmayı geride bırakmış ve giderek saçmayı savmıştır. Artık namaz onu kılacak, çalışan bir cihaz şekline sokacaktır.

    Cihaz, ama bir makine mi? Hiç de değil. Eğer şeklini namazın verdiği cihaz bir makine olsaydı aptes almadan da namaza durulabilirdi. Çünkü makine, çalıştıkça üstün nitelik kazanan bir şey değildir. Halbuki namaz insanı kılar. Namazın insanı kılması alınan aptes sayesinde olur. Namazı eda edebilmek için aptesli olmak, aptes almış olmak lazımdır, Çünkü namazın neyi insan kıldığı belirlenmiş olmalıdır. Hem tabiî hem de sunî, dolayısıyla da bu ikisinin mezc edilmesiyle ulaşılan beşerî vasıflarını geriletmeyi göze alamamış birinin insan kılınması eşyanın tabiatına aykırıdır.

    iftitah tekbiriyle namaza durulur. Namaza durmak meyveye durmak gibidir. Namaza durmanın bir başka söylenişine de namazda olmak denildiğine göre olmanın neden olgunlaşmaya vardığı hayret konusu olmaz.

    Namaza duranın yöneldiği aşkın bir mekân vardır. Bu mekânın adı Kâbedir. Kâbe kalp şeklindedir. Yeryüzünün hangi bucağında olursa olsun namaza duranlar Kâbe’ye yönelir. Zihninizde canlandırabilirseniz namaz dolayısıyla hangi türden bir topluluğun, ne mahiyette bir topluluğun ortaya çıktığının resmine ulaşabilirsiniz. Yirmi dört saatin her dakikası, her saniyesi namaz vaktidir. Yani namaz kılanlar sebebiyle nefes alıp verdiğimiz her anda hem kalpler Kalbi karşılar, hem Kalp kalpleri karşılar. Kalp kalbe karşıdır. Kalpler kalplere karşıdır.

    iftitah tekbirinden sonra ellerini göbeği üzerinde bağlayanlar vardır. Ellerini göğsü üzerine kavuşturanlar vardır. Ellerini yana sarkıtanlar vardır. Hangi biçimde olursa olsun kıyamda duruş yeni bağı kuvvetlendirmek için eski bağın zayıflatıldığının göstergesidir. Erkekler beşerî doğumlarının bedenlerinde kalan izini kapatırlar. Kadınlar doğurdukları veya doğuracakları beşere besin sağlayan uzuvlarını setr ederler. Ellerini hiç bağlamayanlar bütün bedenlerini yeni bağa tahsis ettiklerini belli eden bir duruşla aynı ifadeye katılır. Kıyamdakilerin ellerinin durduğu yer değişik olsa da hepsinin bakışlarının çevrildiği yer aynıdır. Gözlerini namazda olmanın hedefi neyse ondan ayırmazlar. Namazda olmaya kullukla doğan neşeyi kulluktan doğan sorumlulukla birleştirmek denilmesi mümkündür. iki hasletin birleşmesi sebebiyle kıyamda devrilmeyecekmiş gibi ve bilakis devrilecekmiş gibi durulur. Kıyam sırasında Kuran-ı Kerim in anası olarak anılan Fatiha Suresi okunur. Böylelikle sadece beşere insan olma aşısı ulaşmış olmakla kalmaz, bir de insanlıkta kökleşme yeri sağlanmış olur.

    Devrilen, devrilmesine ahdedilen unsuru hakikatin üstünü örtmeyi kendine iş edinen olarak teşhis edebiliriz. Namazı eda edende devirme düşüncesi öyle ağır basar ki kendinde beşer vasfı mahiyetinde duran ne varsa ve ondan ne kadar varsa dik durmasına meydan vermez. insanlaşma özlemi beşeriyetin belini büker. Buna rükû denilir. Rükûa varan rahmetli olmakla rahmeti taşımak arasındaki rabıtanın farkına varır. Beşerden insana doğru seyreden baş rükûa varmışken bir bulut gibi yükselip secdeye yağar.

    Secde hali Yaratanın hediyesi karşısında yaratılanın memnuniyete gark olduğunun ifadesidir. Yaratılmış olanın haşyeti Yaratanın elinde olmaktan duyulan emniyete rabt olur. Her şeyin yerli yerinde olduğu anlaşılmıştır. Bu, her şeyi yerine koyanın yanılmazlığı yüzünden böyledir. Secde eden alnını ve burnunu yere değdirir. Secde eden eğer tabiatın bir parçası olduğu için kendinde hangi türden olursa olsun bir muhtariyet bulunduğu vehmine katılmışsa alnını yere koymak, alnını yerle bir etmek suretiyle bu vehmin boşluğunu beyan eder. Secde eden kendine tarihten devralınmış bir muhtariyetin yakıştırılmasından hoşlanıyor idiyse burnunu yere koymak, burnuna darbe indirilmesine ses çıkaramamak suretiyle bütün iddialarını geri alır.

    Tehyiât beşerin artık insanlıkta oturmuş halidir. insan, Müslüman, mümin tehyiâtta iken sağ ayağının başparmağı kıbleyi gösterir. Tehyiâttaki insanı şahadet âlemiyle mânâ âlemi arasındaki kendi yeri hakkında bir fikir sahibi olmanın mahzunluğu Kaplar. Beşerden biri iken namaz tarafından insan kılınmış olmanın vakarı içindedir. Mahzun ve vakur iki omzundaki meleklere selâm verir.
    ismet özel
    0 ...
  24. 48.
  25. Allah(cc) buyuruyor ki:

    "Kitablarını sağlarından alanlar cennettedirler. Mücrimler hakkında sorarlar:

    'Sizi cehennem çukuruna ne sürükledi?'

    Mücrimler diyecekler ki: 'Biz (dünyada) namaz kılanlardan değildik. Yoksullara yedirmiyorduk. Batıla dalanlarla birlikte dalıyorduk. Kıyamet gününü de yalanlardık. Ta ki ölüm bize gelene kadar (bu hal üzerindeydik)"

    (Müddessir Suresi: 40-47)

    Allah(cc) bu ayetlerde namaz kılmama suçunu batıla dalma ve kıyamet gününü yalanlama suçları ile aynı ayette zikrediyor ve aynı düzlemde değerlendiriyor. bu da çok ağır bir ithamdır.
    1 ...
  26. 47.
  27. ben bireylere 'rahat olun, geniş takılın' demedim. tam tersine, insanların kılmasına taraftarım, en büyük destekleyicisiyim. elbette namaz kılan bir insan Allah(cc)'a olan bağlılığını daha iyi ispatlamıştır, kılmayana göre.

    insanların nasıl hesap vereceği senin sorumluluğunda olan bir şey değil, birey ile Allah(cc) arasında olan bir şey. ben insanların namaz kılmamalarını öğütlemiyorum, yalnızca namaz kılmamasından dolayı suçlanırsa, bu din ile olan arasını daha da çok açar düşüncesindeyim. kılmamasından dolayı onu suçlamak yerine, 'dilerim ki sen de kılarsın' şeklinde onu teşvik edici bir yaklaşım sergilemek bence en doğrusudur.

    benim yazdıklarımı sen anlamıyorsan bunda benim suçum yok. Mevlana'nın dediği gibi, 'bir şeyin anlaşılması senin ne kadar anlatabildiğine değil, karşındakinin ne kadar anlayabildiğine bağlı'. gerçekten de öyle, ben anlatıyorum, sen anlamamakta ısrar ediyorsun. bu noktada ben ne yapabilirim ?

    bir de hoşlanmadığım şekilde bana hitap etme yoksa seni şikayet etmek zorunda kalacağım. bir insanla tartışırken seviyeni kaybetme, hitabına dikkat et.
    0 ...
  28. 46.
  29. 45.
  30. walter klemmer ile cesaret bulan yazarlardır.

    walter klemmer bu kadar hümanist olmamalı. avrupa'nın sömürüsü olan "insan merkezciliğini" hayatından kaldırıp atmalı. realiteyi görmeli. neden hala ısrarla talut'u savunuyor anlamıyorum.

    allah'a inanan bir insan ancak ki imanını güçlü kılarak allah'a inancını kanıtlayabilir.
    şimdi mantık çerçevesinde konuşuyorum. allah'ın en büyük emri "namaz"dır.
    "eğer ki namaz insanı dinden çıkarmaz, rahat olun, geniş takılın" babında konuşmaya devam ederse walter klemmer çok yanlış yapar. en büyük ibadeti namaz olması gereken, ama namaz kılmayan birey için yegane savunması edinir bu düşünceyi. bu, walter klemmer'in, o bireyden daha büyük bir hata işlediğini gösterir.

    ben namaz kılmayanları kafir olarak yaftalamıyorum.
    sadece, yarın birgün nasıl hesap vereceklerini merak ediyorum.

    anladın mı bebeyim?
    0 ...
  31. 44.
  32. elalemin derdinin bazı sözlük yazarlarının götünü delmesi durumudur. sanane adamım. adam kılacak sana mı sevap gelecek? sen önce kendini kurtar. yerin garanti mi? diye sorarlar adama.

    (bkz: kendini allah zanneden sözlük yazarları)
    1 ...
  33. 43.
  34. namaz kılmayan sözlük yazarlarıdır. **
    1 ...
  35. 42.
  36. --spoiler--
    sen nasıl allah'a hesap vericen lan ?
    --spoiler--
    (bkz: sana ne ulan anten)
    1 ...
  37. 41.
  38. arkadaşım ben senin bebeğin değilim, şu bir.
    hata yapmadım ki hatamı kabulleneyim, bu da iki.

    amacım insanları yanıltmak değil, senin yanılttığın noktaları düzeltmek.
    namaz kılmak elbette en doğrusu, keşke her Müslüman kılsa, o en başta istediğimiz şey.
    benim derdim iman ve namaz arasında bir ayrım yapmak değil, derdim senin entry'ini eleştirmek.

    öyle bir yazıyorsun ki entry'yi, sanki namaz kılmayan Allah'sızmış hissi ve düşüncesi oluşuyor. denmesi gereken, "inşallah kılmayan kardeşlerimiz de kılar, Allah(cc) onlara da nasip eder' demek. Dini felsefeyi ve söylemi benimsemiş bir insan daima hümanist olmalı, imansız kişilere iman, namaz kılmayan Müslümanlara ise namaz istemelidir Allah(cc)'tan.

    'Ben namaz farz değil' demedim ki, düzelteyim. Farz olduğu dinde sabittir zaten.
    ama kılmayan veya kılamayan bir insan, gene Müslümandır. yani işin teorik(nazari) ve pratik(ameli) kısmı başkadır. onun için halk arasında ibadetlerin yerine getiren kişilere 'sofu, dinibütün', namaz kılmayanlara ise 'beynamaz' derler.

    daha nasıl anlatayım ben derdimi ya..
    2 ...
  39. 40.
  40. allah a nasıl hesap vereceğim sadece beni ilgilendirir diyen sözlük yazarlarıdır.

    (bkz: sanane benim namazımdan)
    1 ...
  41. 39.
© 2025 uludağ sözlük