2008 yılıydı. mutlu bir yıldı. kimse rol falan kesmiyordu. ama sanırım mutlu olmaktan yorulduğum bir gündü. sigortalar inik, devreler kapalı halde tüm gün okulda insanlara surat yapmaktı planım. ama daha ikinci derse gelmiştik ki iki üç arkadaşım bu halime dayanamadı. okulu kırmaya karar verdik.
ne yapalım dedik ve kendimiz sahilde bulduk. geziyorduk ama ben hala gülmüyordum. gülmek istemiyordum.
en sonunda bir erkek arkadaşımız atarlanıp bana şöyle dedi: " e patlatacağım ama iki tane. ne bu hal ergenler gibi!"
ben de buna karşılık şöyle dedim:
+ ne oldu? üzgün halimi sevmedin mi? oh ne ala be! gülerken herkesle iyisin, herkes seni seviyor. ama üzgünken çekilmezsin lanetsin. espirili gülen enurchem i seviyorsun ama üzgün somurtan enurchem çekilmez oluyor öyle mi?
- öyle mi dedim ben? gül işte, güldür bizi.
o an önümüzdeki su birikintisine gözüm ilişti. hızlıca su birikintisinin içine hopladım. tabi atarlı arkadaşımın pantolonunun paçalarına sıçradı. hepten atarlandı.
-ne yaptın ya?! ne oluyo sana bir anlayabilsem?
+ bu halimi sevdin mi sevmedin mi? hep gülmek zorunda mıyım? bir kere de sorgula? derdim var belki, bir gün olsun beni çeksen ne olur?
-biz seni hep çekeriz. üzgün oluşuna saygı duyuyorum. elbette üzüleceksin. üzülmek insanlara göre. ama biz senin gülen haline alışkınız ya. üzgün olman tuhafımıza gidiyor. bazılarına mutluluk rolü verilmiş gibi ya, sen de o rol dışına çıkınca bünyemize ters geliyor. o bakımdan. yoksa her halinle seviyoruz biz seni.
duymak istediğim buydu herhalde. o günün sonrasında hep güldüm çünkü.
he arkadaşımın çamur sıçramış paçaları mı? onlara çamur sıçrattığımı unuttu, tüm gün öyle gezdi.*
--spoiler--
baska ne yapacaksın ki?kim dinleyecek mutlu olmasan kim gercekten teselli edip arkanada duracak?sen de mutlu gibi görün ki bari yapmacık sözlerle teselli edilmeye calısılma.