Aragon'un o güzelim şiirini bilenler başlıkta yaptığım 'nazireyi' anladılar, bilmeyenler için de cümle yeterince açık ve seçik. Hülya Avşar bacımız (kocası meyhane arkadaşımdır) Ali Özgentürk ile (bunun bizzat kendisi meyhane arkadaşımdır) çeneleşmeye girmiş... Avşar'ın son filmi tutmayıp 'hasılat' yapamayınca bozulmuş azıcık, filmi yöneten de Ali ya, ona çatıyor. Özgentürk Avşar için 'halk artık onu sevmiyor' demiş, o da diyor ki 'enteller beni reddetti, ben de onları'...
Ve ekliyor: 'Hayatta hiç mutlu entellektüel görmedim, hepsinin içi çürümüş, hep yakınıyorlar... Ben her şeyin en iyisine sahibim, niçin mutsuz olayım?'
Buraya kadarı, herhangi bir magazin haberi. Oku geç, istersen minder yap.
Fakat şimdi 'Avşar kızını' ciddiye alacağım, bu sefer de enteller bozulacaklar.
Ancak Hülya Avşar, bütün o cahil görünüşünün aksine, çok iyi bir oyuncudur. Şarkıcı olarak, geçiniz, ama iyi bir 'aktris' Hülya... (Bazı basın çemişlerine özel not: 'Aktris' kelimesinin sonuna 't' konmaz, 'aktrist' diye bir laf yoktur.)
O yüzden, onun hürmetine, Hülya'ya iki çift sözüm olacak.
Hülyacığım, entellektüeller mutlu olamazlar, çünkü işleri budur, mutsuz olmak.
Görevleri okumak ve düşünmektir, yaşama biçimleri budur. Çevrelerine bakıp aksaklıkları, olumsuzlukları görürler ve mutsuz olurlar. Çoğu çevresine, çağına, sınıfına, ülkesine uyum sağlayamaz, ters düşer, onunla çatışmaya girer. Hiçbir şeyi kolay beğenmezler. Toplumla meseleleri, kavgaları vardır onların. Yakınırlar. Eleştirirler.
Çünkü bir 'dünya görüşleri' vardır. (Ama bazı tereslere sorarsanız bu yeterli değilmiş, bir de 'ideolojileri' olması gerekiyormuş!)
Ama işte bundan da, adamına göre sanat eseri, adamına göre fikir yazısı çıkar.
Yani bir entellektüel, çok güzel bir kadın ya da çok yakışıklı bir erkek olmakla, altında ciple dolaşmakla, villa almakla, apartman dikmekle, tatilini Dubai'de geçirmekle yetinmez, yetinemez.
Bizlere yöneltilen başlıca eleştirilerden biri olan 'memlekette hiç mi güzel bir şey de olmuyor yahu' cümlesi, entellektüel olmayan gazetecilerin, yazarların ve sanatçıların sizi getirip bıraktıkları basitlik ve kolaycılık noktasından doğuyor...
Çünkü sıradan yazarlar ya 'aşk satıyorlar' kızlara, ya da yeni çıkan kasetler, klipler, yeni açılan barlar, lokantalar ve o hafta oynanan lig maçlarıyla laga luga ediyorlar. Ömürleri laklakla geçiyor.
Hülyacığım, ben de kendimce her şeyin en iyisine sahibim. Düzgün bir evliliğim, beni seven ve benim sevdiğim bir eşim, kira da olsa güzel bir evim, fiyakalı bir arabam, binlerce kitabım, ayrıca kendim yazdığım dokuz eserim, iyi bir işim, toplumda 'mevkiim', şöhretim, Mustafa Mutlu kızacak ama param da var. Artık yaşımı başımı aldım fakat geride de çok zengin, iyi günüyle kötü günüyle çok dolu yaşanmış yıllar bıraktım. Kıskanılmaya, zor da olsa, önceleri darılsam da, gücensem de, alıştım. istediğim her şeyi elde ettim. Bazı şeylerim yoksa ya onları istemediğim, ya da karşılığında ödenmesi gereken bedeli göze alamadığım içindir (örneğin politikaya atılmak)... insan olarak çok doygun, çok mutluyum, ama aydın olarak değilim.
Örneğin, sesi olmayan büyük şarkıcıların sesleri televizyon ekranından kulağıma yansıyınca bozuluyorum.
Televizyon programlarının düzeyinden tut da kişi başına düşen milli gelir düzeyine kadar, mutsuz olmamı sağlayacak binlerce neden var bu ülkede.
Hülyacığım, siz 'sahip olmak' için çalışırsınız, biz 'varolmak' için. Ünlü düşünür Erich Fromm'a da sorarsan insanlar bu iki çeşitten oluşurlar zaten. ikisini birleştirebiliyorsan ne ala, senden iyisi yoktur... Ama birinin mutluluğunu ötekinden bekleme.
Sevgili Hülya bacım, öğrenmen gereken diğer bir konu, 'entellektüel' ile 'entel' arasındaki fark.
ikisinin arasında 'lektüel' bir fark vardır! Entellektüel okur ve düşünür, entel okumaz, ahkam keser. Birinin bilgisi köklü ve sağlam, ötekininki sığ ve eksiktir. Entellektüel çalışır ve üretir, entel kıskanır ve çekiştirir.
Ali Özgentürk entel değildir, aydın ve sanatçıdır. Gözünü seveyim, bir filminiz iş yapmadı diye adamı harcama. Dostoyevski'nin bile öyle kelek romanları vardır ki, şaşarsın. Fellini'nin son filmi de 'bok çeksem sinema olur' havasına girip yarattığı korkunç bir fiyaskoydu. Demek ki, oluyor böyle iş kazaları!
yıllarını evinde veya kapalı bir mekanda bilumum kitap, dergi, ansiklopedi ve benzeri türevlerde zihin açan kaynaklar arasında geçirdikten sonra, dışarıdaki hayata adım atar atmaz bünyesinde barındırdığı bilginin kendisinde zehir etkisi yaptığını fark etmesiyle, doğal olarak zaman zaman cahillik mutluluktur diye düşünen insanlar çoktur. çünkü nerede bir yanlış görüp birilerini uyarmaya kalksa yanlışlığa alışmış kişiler tarafından ya aşağılanıp, dalga geçilir ya da... ya dası yok aşağılanıp, dalga geçilir. sonra bu tipler o kadar sıkılırlar ki yanlışların doğru gibi gösterilmesine sonunda 'nihilist olayım bari' derler. ama maalesef almıştırlar bi kere bünyeye bilgiyi ve akıl anında tepki koyar 'ulan manyak mıyım ben, niye nihilist olayım'. En sonunda gerçekle yüzleşilir ve de dünyanın aptalların kurallarına göre yönetildiği fark edilir. e haliyle insan da mutsuz olur böyle bir durumda.