biraz önceki entrye sığmayan kendi eleştirilerim ise nacizane, şunlardır:
evvela tam anlamıyla bir film değil tabii ki, sadece diğer belgesellerden biraz daha büyük ve kapsamlı bir belgesel olmuş, bu eleştirimin sebebi, belki de, tam manasıyla bir film beklediğim için olabilir.
sonra, filmi kendisi değil de, daha uygun bir ses anlatabilirdi sanki ama kendi emeğini kendisi sunmak, anlatmak, bir şekilde içinde bulunmak isteyebilir, gayet doğaldır.
ve son olarak, nebil özgentürk e katılıyor ve filmin daha kudretli bir sonla bitmiş olması gerekirdi diye düşünüyorum.
çoğu haksız olmak üzere, eleştiri bombardımanına tutulan film.
zaten bizim ülkemizde herkes sinema eleştirmeni, herkes yorumcu, herkes her şeyin profesörü, hal böyle olunca; hiçbir şey, güzel, kaliteli ve başarılı olamıyor, illaki her şey, eksik, her şey yarım, her şey başarısız.
birincisi: can dündar bu filmi yaparken defalarca dedi ki; 'ben atatürk'ü anlatmayacağım, mustafa'yı anlatacağım, filme ona göre gelin, ona göre bakın' dedi ama bizim yüce halkımız ve özellikle zekaları nevi şahsına münhasır gençlerimiz, bunu idrak edemediler.
vay efendim, atatürk'ün alkolik, ayyaşın teki olduğu anlatılmış
atatürk'ün dinci olduğu anlatılmış ( dincilerin hoşuna gitmiş miş )
vay efendim, atatürk'ün her yere kendi heykellerini diktiren bir diktatör olduğu anlatılmış
filmde atatürk'ün çocuk sevgisinden bahsedilmemiş
cephede bile, kadınlarla yazışmaktan kendini alamayan bir kadın düşkünü olduğu anlatılmış
yok efendim, atatürk'ün dinsiz olduğu ( inançsız olduğu ) anlatılmış
vs vs ... daha buna benzer bir yığın zırva, bu eleştirilerin hepsi sözlüğümüz dahil, tüm platformlarda yapıldı...
( üstelik bu eleştirileri yapanlar arasında filmi izlemeyenler azımsanmayacak kadar çok ! )
'vay a.q yaaa' diyesi geliyor insanın, ulan herkes aynı filmden mi bahsediyor acaba? diye sormaktan da kendini alamıyor.
şimdi birazcık geriye saralım ve baştan alalım, bir:
filmden, atatürk'ün alkolik, ayyaş birisi olduğu mesajını çıkaranlar; yahu atatürk'ün sirozdan öldüğünü, daha ilkokul 2. ya da 3. sınıfta öğrenmedik mi zaten? siroz nedir? neden siroz olur insan? (bkz: siroz) önce buna bir göz atın.
kaldı ki; atatürk'ün rakıyı seven birisi olduğu da herkesçe bilinir, izmir kurtulduğunda ilk işi ; denize nazır rakı içmek olmuş ( gayet insancıl bir şey bence ) onun yerinde kim olsa ( rakıyı seven ) aynı şeyi yapmayacak mıydı?
ve filmde de zaten anlatılmış 'bu beden bu başı kaldırmıyor artık, o yüzden çok içiyorum' demiş, kıçıyla izlemeyenler hatırlayacaktır.
gelelim filmden, atatürk'ün dinci olduğu mesajını çıkaranlara; bunu söyleyenlerin %90 ı, meclis açılışında, cuma namazına gittiği, açılış sırasında hatim indirttiği ve kurban kestirdiği için bu kanıya varmışlardır ki; yine filmi kıçıyla izleyenler bu güruhtandır.
hilafet, atatürk'ün ölüm fermanını imzalamıştır, halife ' kesinlikle atatürk'ün ortadan kaldırılmasını' istemiştir, bu durumda, ülkeyi kurtarmak için yıllardır kafasında canlandırdığı senaryoyu hayata geçirmek isteyen atatürk, halkın desteğini almak ve bu ölüm fermanından kendisini sıyırmak için ( yine gayet insancıl ve her zeki insanın yapacağı gibi ) meclis açılışını cuma namazına denk getirir, hatim indirtir ve kurban kestirir.
filmde de, can dündar, bu durumu gayet güzel ve insancıl bir dille anlatmıştır, sonunda da demiştir ki; 'hilafetten, intikamını daha sonra alacaktı' ( ya da buna benzer bir şey )
filmden, atatürk'ün çocuk sevgisi yoktu mesajını çıkaran aziz kardeşlerime gelince: özellikle 6 kasım 2008 genç bakış programında aşırı zeki bir hanımefendi * 'caaan beeeey, atatürk çocukları çok severdi, o tam anlamıyla bir çocuk hayranıydı ama siz ne 23 nisandan ne de çocuk sevgisinden bahsetmemişsiniz, bu durumu nasıl açıklıyciyaaak ciyaaak sınız?' diye çemkirdi ki; bence bunu savunanlar, beyaz perdeye kıçlarıyla bile bakamamış, büyük ihtimalle uyuyakalmış aptallardır.
yahu bu adam, atatürk'ün cepheye giderken ( yanılmıyorsam trablusgarp ) yoldaki, insan ve hayvan ölülerine, yine gayet insancıl bir endişe ve üzüntüyle baktığını, not defterine; savaşın nasıl bir yıkım olduğuna dair yazılarını yazarken, yolda karşılaştıkları onlarca,anasız babasız kalmış çocuktan birini evlat edindiğini, diğerlerine ise ancak o durumda para vermekle yetindiğini ( yetinmek zorunda kaldığını ) anlatmamış mı filmde?
bundan âlâ çocuk sevgisi mi olur? diyelim ki; atatürk'ün çocuk sevgisini, yoğun istek üzerine, özellikle 23 nisana vurgu yaparak anlatsaydı can dündar, o zaman da ;
'yaaa zaten ilkokuldan beri bildiğimiz, klasik şeyleri anlatmışsınız ama can bheeeeyyy, ı ıhh olmamış benceaaa' demiyecek miydiniz lan? bence diyecektiniz.
atatürk'ün kendi heykellerini zorla diktiren bir diktatör olduğunu düşünen traktörlere gelince: lütfen bir kere olsun mantıklı düşünün, kendinizi atatürk'ün yerine koyun,
savaştan henüz çıkmış bir ülke, büyük bir zafer kazanılmış lakin yorgun ve bitap düşmüş bir millet var, yoksulluk ve cahillik had safhada, tam anlamıyla boşlukta ve her an her şeyi yanlış anlayacak, yanlış tepkiler verebilecek bir millet, onun yanında halihazırda bu milleti yeniden dağıtmak isteyen, atatürk'ün bu büyük başarısını kıskanıp, onu yerinden etmek isteyen, halkın gözünde küçültmek isteyen bir yığın bedbahtla dolu bir ülkede,
siz de takdir edersiniz ki; onca emeğin boşa gitmemesi için, türlü zorluklarla kazanılmış bağımsızlığı, iradeyi ve ülke genelindeki tam hakimiyeti kaybetmemek için, atatürk'ün yaptığını hepiniz yapar ve bir şekilde elinizi masaya vurup 'lider benim, ona göre' derdiniz ve o zamanın şartları gereği, heykel diktirmek bunu yapmanın yollarından biri ve bence en güçlü olanıydı. ( yine filmi kıçıyla izlememiş olan herkes aynen bu yazdıklarımı görmüşlerdir )
ve atatürk, 'kadınlarla yazışan, gördüğüne mujukks yapan, kadın düşkünü biriydi' diyenler, daha doğrusu filmden bunu anlayanlar, size hiçbir şey demek istemiyorum aslında ama başladık, bitirelim;
şimdi bir erkek düşünün, yakışıklı, zeki, eğitimli ve genç ! sizce bu erkekğin ( kim olursa olsun ) kadınlardan uzak durması mümkün mü? lütfen bu soruya objektif ve yalansız cevap verin...
bence mümkün değil,
zaten filmde; 'atatürk işi gücü bıraktı, karıyla kızla o çadır senin bu çadır benim, gönül eğlendirdi ey aziz millet, uyanın' diye bir şey yok, az önce bahsettiğim her erkeğin yaşayabileceği karşı cins münasebetleri yaşamış ( çoğunluğu istanbul'da askeri mektepteyken olmak üzere ) onun dışında, ilerleyen yaşlarında, zaten cepheden cepheye gezip dolaştığı ve bir ülke kurtarıp yeni bir ülke kurmak hevesiyle yanıp tutuştuğu için karşı cinsle olan münasebetini sadece maktuplaşmaya indirgemiştir, onu da çok görüyorsanız, siz hayvansınız demektir.
can dündar da, aynen bu yazdıklarımı, gayet güzel bir şekilde, sağlam belge ve kanıtlarla ( mustafa kemal imzası taşıyan, kendi el yazısı mektuplarıyla ) filmde bize sunmuştur.
izlemesini ve anlamasını bilen herkes, bugüne kadar bize anlatılan atatürk'ten çok farklı birini ( mustafa'yı ) filmde görebilmiştir, sadece bir tek örnek vereceğim, daha önce de yazmıştım.
hani bir fikriye hanım vardı, atatürk'ün ilk göz ağrısı, ankara'ya gelip kendi elleriyle, çok sevdiği mustafa'ya, çankaya köşkü nü hazırlamıştı, akşamları büyük bir merakla onu pencerede bekler, yemek hazırlar, yemekten sonra da yine kendi elleriyle, ona en çok özlediği, rumeli türkülerini piyanoda çalardı vs vs vs... yani onu seviyordu, mustafa'da fikriye'yi seviyordu, lakin mustafa'nın çok işi vardı ve malesef bu işler onu sevdiği kadından bile uzaklaştıracak kadar ehemmiyet arz ediyordu.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev.. *
işte bu hikayedeki kadın, yıllar sonra sevdiği adamın yanına geri dönüyor, geri döndüğü yerse, zaten kendi elleriyle hazırladığı, bütün zahmetine, meşakkatine katlandığı kendi evi... yıllar sonra buraya büyük bir hevesle geri döndüğünde, evde başka bir kadın görüyor..
latife hanım... çok sevdiği mustafa, başka bir kadınla, üstelik birlikte çok güzel ve özel günlerin paylaşıldığı o evde...
mustafa'yı çok seven bir diğer kadın; latife hanım için ise durum hemen hemen aynı; kocasının eski aşkı ! henüz bulunmuş bir huzuru bozmak için fazlasıyla geçerli bir sebep...
şimdi bir de, bu iki kadın arasında kalmış bir mustafa !... bugüne kadar atatürk'ü hiç bu şekilde hayal etmiş miydiniz? sanırım etmemiştiniz.
bir yanda;
'mustafa bu kadın neden geldi? ne zaman gidecek?' diyen bir kadın, öte yanda;
sevdiği adamı, başka bir kadına kaptırmış ( evet kaptırmış ) bir başka kadın...
ve bu ikisiyle, aynı çatı altında kalmak ve bir yandan da koskoca bir ülkeyle uğraşmak zorunda kalan bir adam...
( ki, bu kadınlardan birisi, kapı yüzüne kapatıldığı için, geri dönüş yolunda kafasına bir kurşun sıkıp hayatına son veriyor ve bu durumun psikolojik ağırlığını taşıyamayan mustafa, eşi latife hanımdan ayrılıyor, yani bir yuva yıkılıyor ey ahali, onca işin gücün, onca kargaşanın arasında... bir düşünün )
can dündar, yapmış olduğu 'mustafa' filminde, bana bunu hayal ettirebildi, yani, atatürk'ün de bir insan olduğunu, onun da gayet insancıl acılar ve sevinçler yaşadığını bana anlattı.
filmi kıçıyla izlemiş ve hatta izlememiş olduğu halde, anlamsız ve gereksiz yorumlar yapan onca insana karşın, efendiliğini, naifliğini ve terbiyesini bozmayan, güzel insan, sabrına ve anlayışına hayran olduğum, can abime, canı gönülden teşekkürlerimi iletiyorum, emeğine sağlık...
saygı sevgi ve bu yazıyı yazarak, konuya ilişkin kavuşmuş bulunduğum en derin huzur ve dinginliğimle...
kendi halinde naif bir belgesel... ne beklendiğini hala anlayamadığım aslında.. mustafa yı anlatmış can dündar , tüm öğretim hayatımız boyunca sadece komutanlığını, devrimlerini , kurduğu ülkenin kuruluş sürecini öğrendiğimiz adamı anlatmış... önemlidir ki , psikolojik bir analiz taşır önder hakkında belgesel... bilmediğim çok şey öğrendiğim belgeseldir...cepheden yazdığı mektuplarda sevgilisiyle dertleşmesi , unutulma endişesi ve karanlıkta uyuyamaması , ince , önemli ve etkileyici bir detay olmuştur mesela. Baykal'ın bile itiraz ettiği bilgiler gerçek ve belgeriyle sunulmuşken , atatürkçü kesimin bile beğenmediği belgesel , yıllarca beynimize sadece kazılan atatürk ü bir kenara koyup mustafa'yı tanıtmıştır , çok da güzel olmuştur... alın terinize sağlık...
Güneri Cıvaoğlu 29 ekim günü "mustafa" başlıklı yazısıyla Milliyet'teki köşesinden şöyle yorumlamıştır bu filmi:
--spoiler--
(...) Belgeselin ötesine geçen "ruh" var filmde... Can, "duyguludur" fakat dahası ve bu film için çok önemli özelliği "duyarlı" da oluşudur. Başkasını hissedebilmesidir. Binlerce not, kitap, belge ve görüntünün arasında iz sürerek sonradan kazanılmış "Kemal" ve "Atatürk"ten ayrıştırdığı saf ve yalın "MUSTAFA"yı bulmuş, hissetmiş.
(...) Filmde üzerinde çok konuşulacak ve tartışmalar yapılacağını sandığım bazı bölümler var. Örneğin... Atatürk'ün kendisini çılgınca alkışlayanlar için "Aynı kalabalık yarın bizi linç de edebilir" söylemi. Yadırgansa da onun ne kadar gerçekçi olduğunu gösteriyor. Alkışlarla başı dönen ve kendilerini "siyaset evliyası" mertebesinde görenlerin sonları hazin olmuştur.
Oysa o günün koşullarında söylenmiş sözleri değişmez bir kalıp olarak görmek hata olur. Buna karşılık... Atatürk'ün daha o zamandan Kürt kökenli yurttaşlarımız için nasıl geniş bir açıyla sorunu gördüğünün de kanıtıdır.
--spoiler--
konu askeri başarılar ve mustafa kemal'in ağzından arasız devrimler olunca , ki buna 'a' diyelim, cilaya kaçmayan , özel hayatına gelince ise " bu da 'b' olsun , daha acımasız yaklaşmış yapım ki ben can dündar'ın bu anlamda eleştiriye açık olma tavrından çok eleştirilere karşı kırılgan olmamak için bir 'b' yi hemen 'a' ile desteklemeye geçmesini abesle iştigal buldum. can dündar'ın filmi mustafa'ya korkusuz bir yapım tanımlaması da bence toplumun nabzını almadan kendi kalemize gol atmayalım yaklaşımından ileri geliyor. yoksa kendine güvensiz , nasıl bir yol izleyeceğine karar verememiş can dündar yaptı oldu bir belgesel.
hakkında sözlükte yapılan eleştirilerin neredeyse hepsini okuduğum film. bir çok kişi de can dündar'a sallamış. ulan can dündar aydın değilse kim aydın bu ülkede? bekir coşkun mu?
filme gelelim. bence bir entryde yazıldığı gibi başyapıttır. mustafa kemal atatürk hakkında ilköğretimden beri ısrarla sürdürülen ezberi bozmuş, bunu yaparken de ata'yı gözümde bir nebze alçaltmamış, ulusal çıkar için günün baskın fikirlerinden nasıl yararlandığını göstermiş ve atatürk'ün pragmatist yanını ortaya koymuştur.
gözüpek ulusalcılarımızın eleştirdiği anlamsız noktalar var. deniz baykal mesela diktatör gibi gösterildiği yüzünden eleştirmiş. peki doğrusu nedir? mustafa kemal atatürk cumhuriyetin ilanından sonraki aşamada gerçekleştirdiği devrimleri referandumla mı gerçekleştirdi? o dönemi araştırırsanız demokrasinin olmadığını görürsünüz. o dönem demokrasi için gerekli yapıyı oluşturma dönemiydi ve evet atatürk'ün başka şansı yoktu. sadece chp'nin olması devrimlerin oturması için isabetli de olmuştur.
mustafa kemal atatürk'ün çocukluğunu yunanlı*yorgo oynamış da kimin çocukluğunu oynadığını bilmiyor, öyle kırda bayırda dolaşıyormuş. bu ne saçma bir bakış açısıdır yahu? atatürk ne yapıyordu sizce çocukken? 30 yıl sonra savaş alanında uygulayacağı taktiği mi hazırlıyordu? geçiniz.
tabi ki mustafa kemal atatürk gibi bir insanın her yanı konuşulacak, tartışılacaktır. fikirleri, düşünceleri, yaptıkları her daim tartışılıyor zaten. arka planda kalanlar merak da edilir, tartışılır da... bu da atatürk'e zarar verecek bir şey değildir. bu belgesel kimin gözündeki atatürk'ü alçaltır söyleyeyim. mustafa kemal'in insan olduğunu unutan, hataları, duygusal kararları olabileceğini yoksayan, onu insanüstü bir mertebeye çıkaranların gözündeki atatürk, bu belgeselle o gözlerdeki değerinden bir şeyler yitirebilir. yitirir çünkü bütün bunlar yalan da diyemez kişi. adı üstünde belgesel.
belgesel bittikten sonra yanımdaki arkadaşlarımla ortak düşüncemiz keşke biraz daha yaşayabilse ve türkiye'ye hizmet verebilseydi olmuştur. çocukluğunun yanlız, gençliğinin savaş alanlarında geçmesi, atatürk'ü 1935'ten sonra dinlenmeye ve yanlızlığa itmişti. hatta alkole ve sabaha kadar süren sofralara... o dönemlerde yönetimi hükümete bırakıp çekilmeseydi de biraz daha çalışabilseydi... türkiye için yaptıkları belli olan bu adamdan hala birşeyler istemek saçma gelse de, belki o zaman bugünkü toplumsal yapıdaki bozukluk, kutuplaşma o zamanlardan engellenebilirdi. keşke...
bu filmi bir atatürk ve türk düşmanı çekseydi; ancak bu kadar olurdu. daha fazla zarar veremezdi ulu öndere ve yapıtlarına.
her şey bitti; homoseksüelliği normalleştirdik, türk olmayı normalleştirdik, kürt olmayı normalleştirdik, şerefsizliği ve insan kazıklamayı normalleştirdik, tepkisizliği normalleştirdik; sıra ataya geldi.
atatürk, bir insanın yolda yürürken karşılaşabileceği normal veya sıradan bir insan değildir efendiler. bir insanın üstü hakkında tam ve net olarak konuşmayı 85 yıldır bitirememişken, o insanın altını konuşmaya gerek yoktur.,
velhasıl kelam; atatürk'ün çocukluğu, gençliği veya kadınları, ancak onun ideolojisini ve söylemlerini iyice idrak ettikten sonra meraken olur.
bizim sözde atatürkçü züppelerimiz ise bu filme yana yakıla destek vermektedirler. hani sırf entel görünmek için dandik bir resmin karşısında gördüklerini anlatan öküzler vardır ya, hani sırf modern gözükmek için operaya gidip uyuyanlar! hani maksat yaftaları şık olsun diye yaşayan ye kürküm lavukları! hah; işte bu film onlarındır, ötesi değil.
televole kültürünün hiç ettiği zihinlere ilaç gibi gelmiş filmdir. çok sevilmiştir, gerekli bulunmuştur. gereksiz insanların fuzuli teneffüslerine yeni bir anlam katmıştır atatürk'ün sivil yaşamı. sorsan pezevenge, inkilapları sayamaz. ama mustafa filmi ne güzeldir, senin benim gibi insandır atatürk! ya havle..
sidikli sanatçılar bile "kiminle berabersiniz" dendiğinde "ben işlerimle gündemde olmak istiyorum" diye cevap verirken memlekette; can dündar'ın bu yaptığı düpedüz amerikan-enternasyonalist yardakçılığıdır. iş değildir, adamlık değildir, hiç bir şey değildir.
bu yapılanın ne elf , ne insan lisanında tanımı yoktur. bunun maksadı resmen atayı ite köpeğe maskara etmektir; lanet olsun.
atam! sen rahat uyu. uyumayanlar da var bu memlekette!
hızını alamayan edit: atatürk; mustafa! hani başbakan erdoğan ı sevmiyoruz da kendi seviyemize veya daha aşağıya indirgemek için tayyip diyoruz ya! onun gibi. mustafa kemal atatürk değil, kemal paşa değil, gazi mustafa kemal değil!! mustafa.. normalleştirilmeye çalışılan ismiyle, hıyanet kokan adice çağırımıyla! mustafa! utanmasak, arlanmasak; biraz daha aşşağılık olsak musti diyeceğiz koskoca sarı zeybeğe, büyük atatürk'e.
atatürk; sokakta yürürken yanınızdan geçebilecek bir insan değildir efendiler! zamanında başkalarının yanından geçmiştir, ancak yanından geçtiği bütün insanlardan daha büyüktür, yücedir. mustafa kemaldir o! 900 yıldır kullanılan alfabeyi değiştiren, osmanlıyı hiçe sayan, 8 emperyalist devleti bu topraklardan atan orduya komutanlık eden! 50 suikast girişiminden sağ çıkan! mustafa kemal atatürk! tarih kurumunu kuran, dil kurumunu kuran! başöğretmen atatürk! mustafa değil, normal bir insan değil. insan; ama normal değil, yüce, büyük.. ne hakla ya? ne hakla normalleştirme çabası?
imralıda yatan "kıvırtkan" gibi bir lider değil o! veya bu gün başımızdakiler gibi şaibeli veya bilmemnereyi yönetenler gibi aşşağılık değil! atatürk. sadece yönetici değil! dünya üzerinde yapılan bütün devrimler; o taptığınız chenin, yaşasa bilmemneresini yalayacağınız leninin, kasap maonun devrimlerinden seneler evvel yaptığı devrim hala ayakta olan bir liderden bahsediyor bayanlar beyler! dünyanın gelmiş geçmiş en büyük devrimcisinden, komutanından bahsediyoruz.
can dündarın konuşmalarında belirtmese de az da olsa gişe korkusu yaşadığını gördüğümüz filmi. en azından beklentisini olumlu,olumsuz eleştirilerin artması yönünde yüksek tutmuş. buna bağlı olarakta filmde belgelere dayanıyor savunmasını da arkasına alarak (ki bu gayet doğal) atatürk'ün şu an için eleştirilere konu olan sahnelerini filme özenle serpiştirmiş. can dündar, örneğin '' atatürk kendi heykellerini yaptırmış aaa görüyomusun '' gibi bir tepkiyle karşılaşılmış bir sahneyi birazcık kendi yorumunu katarak pekala perdeye bu şekile gelebilecek bi anlamdan uzak tutarak yansıtabilirmiş.filme bu ve benzer sahneleri eklerken kesinlikle can cündar bunları içinden geçirmiştir ama dediğim gibi tartışma yaratmak adına aynen aktarmış. yani dündar olumsuz olarak addedilen bu gibi sahnelerde,ama kendisinin dahi olmaz öyle şey deyip en azından karşı olumlu bir sahne koyarak yumuşatabileceği yerleri aynen aktarıp, atatürkün bir çok olmlu yönünü örneğin askerlik hayatındaki başarılarını, zaten bunları biliyorduk,veya film daha farklı noktalara odaklandı savunmasını da düşünerek filme eklemekten kaçınmış. bu demek değil ki can dündar atatürk'ü olumsuz göstermekten hoşlanmış.bunu düşünmek pek akıllıca değil, sadece biraz günümüz şartlarına uymuş bu filmle can dündar.iş yapacaksan gerekirse tartışma yaratacaksın anlayışı. böylece ne olursa olsun bu filmle bazı ideolojik kesimlerinin tepkisini çekecek kadar art niyetli değil anlamı da çıkarabilirsiniz yazdıklarımdan.
hep dedim yine diyorum. elbette eksikleri olan bir yapım ama üstün körü geçildi diye ileri sürülen noktlar zaman yetmezliğinden ötürü bu kadar üstünde durulamayan noktalar. sarı zeybeği çok beğendik ve doyurucu bulduk neden? 300 günlük bir dönem 1.5 saatte anlatılıyordu. şimdi ise 1.5 saatte 57 yıllık bir hayatı anlatıyorsun, hangi ayrısına ne kadar girebilirsin ki, düz mantık ile en az 60 tane sarı zeybek gibi bir monografik çalışma yapıp her bir 300 gününü 1.5 saatlik bölümlerde anlatabilmesi gerekir yapımcının ayrıntıları atlamamak için. sonuçta hala bu ülke topraklarında atatürk'e ne kadar değer verildiğinin ortaya çıkması ve gerçek atatürkçülük ile kafalarından uydurdukları putlaşmış atatürkçülük zincirlerine bağlı tiplerin ortaya çıkmasına vesile olmuş filmdir.
şu an evde annemle bir tartışma içindeyim. kadın 27 yıllık emekli öğretmen ve bizlere empoze edilen o putlaştırılmış kemalizm düşüncesini yıllar yılı okullarda savunmuş birisi. bu filme bir kez daha gidebileceğimi kendisiyle, gerçekten görülmeye ve düşünülmeye değer olduğunu söylüyorum fakat okuduğu ve takip ettiği yorumlardan ötürü aklındaki atatürk imajının değişeceğinden korkuyor. oysa bilmiyor ki hatta toplumca bilemiyoruz, bu film mustafa'yı anlatıyor m. kemal atatürk'ü değil. açalım gözümüzü, çıkaralım at gözlüklerimizi lütfen..
anne sana diyorum hadi kalk giyin ve çıkıp gidelim filme. ben senle bir kez daha izlemeye varım.
Atatürk'ün zamanında küçük ve masum bir çocuk, maddi manevi zorluklarla küçük yaşta karşılaşmak zorunda kalmış bir genç, vatanı uğruna canını ortaya koyarken kendisini ve yakın çevresini ihmal etmiş bir komutan, son zamanlarında her insan gibi bazı huzursuzluklar yaşamış bir beyefendi olduğunu aklımızdan çıkarmıştı tarih kitapları.Bu filmle Mustafa'nın bu özellikleri görmezden gelinmemiş.Üsteleik bir belgesele yakıştığı gibi hemen herşey belgeleriyle verilmiş.işte bu sebeplerden ötürü Can Dündar'ın kutlanması gereken yappıtı.
bazı geri kafalıların düşünce tarzına göre, atatürk'ün zayıflıklarını öne çıkartmış can dündar yapımı. ben de soruyorum buradan; hiç atatürk'ün de bir insan olduğunu düşündünüz mü? onun da yalnız kalabileceğini, onun da sevişebileceğini, onun da çocukken oyunlar oynayıp, hayallere dalabileceğini kabullenmek neden bu kadar zor? ama sizi biliyorum ben, siz su uyur düşman uyumaz misali fırsat kollayan leş kargalarısınız. görmek istediğinizi görürsünüz sadece.
sıkıntı, ihtiras, düşman, silah, kan, devlet, cumhuriyet, halk, kurtuluş, özgürlük, ankara, istanbul, yunan, kadın, yalnzlık, vatan, dost, hain gibi kelimelerin büyük acılar yüklediği bir insan düşünün. ve bu acıların içinde yükselen bir cumhuriyet, yeni sınırlar, yeni bir bayrak. bunu başarabilmiş bir insandır yüce mustafa kemal.
seslerinizi yükseltmeyin bana, 'diktatördü mustafa kemal, kelleler uçurdu. bencildi, kendi kafasında kurguladığı halk yapısını yarattı.' ulan hain, öyle yapmasa ne olacaktı? hangi devletin bayrağı altında yaşıyor olacaktın? bir benliğin olacak mıydı ya da özgürlüğün? hangi özgürlük savaşı kelleler uçurulmadan, kan dökülmeden kazanılmış. gösterebilir misin, o onursuz bedeninin leş parmağıyla, işaret edebilir misin bana ?
sevgili can dündar'a gerçekleri bu kadar çarpıcı ve açık bir şekilde ortaya koyduğundan dolayı teşekkür etmek borcumuzdur. bizlere bir kez daha atatürk'ün en olasılıksız durumlar karşısında ne kadar doğru kararlar aldığını gözümüze sokarak göstermiştir.
birilerin yarattığı ve bugüne kadar sonraki birilerinin de taptığı bir putun yıkılmasını içlerine sindiremeyenlerin acımasızca eleştirdikleri bir sine-belgesel.
filme yapılan eleştirilerin yoğunlaştığı bir kaç yer var özellikle. cephedeyken bile atamız kadın sevdasındaymış(!) denildi filmde anlatılan aşk için. diktatör olarak gösterilmiş dendi yine filmin genelinde. bir de alkolikmiş gibi gösterilme kısmı var bu eleştirilere hedef olan.
corinne, atatürk'ün bugüne kadar çoğu kişi tarafından adı bilinmeyen aşkı. ve mustafa'nın aşkına cepheden yazdığı mektuplar. filmi seyredip mektupların ne içerdiğiini dinleyen var mı? ya da daha düne kadar varlığı bile gizlenmiş bu mektupların sansürlenmemiş kısımlarını araştırıp okuyan var mı bu eleştirenler içerisinde bilemem. lakin, özellikle filmdeki mektup sahnesinde mustafa'nın aşkına yazdığı mektuptaki mevzuu tamamen oradaki insanların halleri, cephede sıkışmışlığın verdiği psikolojik baskı ve sair. yani adam sevgilisiyle bir nevi dertleşiyor ve aralarındaki özel durumlar hakkında değil. bir cephedeki askerler ve yükünden ara sıra bunaldığı bir sorumluluk için. bu konuyu eleştirenlerin çoğunun odasında che posteri vardır. bu posterlerin kenar kısımlarında ise che'nin cepheden sevgiliye yazdığı ak şirleri, halklara yazdığı özgürlük şiirleri vardır. romantik gerilla diye che'yi bağrına basan bu tipler sözkonusu bizim romantik kurtarıcımız olduğunda bunu yakıştıramamaktadır. çünkü atatürk'ün zaafları yoktu, aşık olamazdı. hayata gelmesinin tek amacı bu halkı kurtarmaktı. tuncay özkancıların dediği gibi adı konulmamış bir peygamberdi. atatürk'ün cepheden sevgilisine yazdığı mektuplar tamamen gerçektir ve kayıtları hala durmaktadır. can dündar bunları gtünden uydurmamıştır.
atamızı bir ayyaş gibi gösterme yanılgısına düşmüş bu dündar, adam sürekli içiyormuş güya. atatürk asla sarhoş olmaz, olamazdı değil mi? içki içse bile ayarını bilirdi. çünkü o insan değil insan üstü bir kişilikti. bu laflara çok gülüyorum ben. ya hu atatürk neden öldü? alkol ve sigaranın sebep olduğu bir hastalıktan değil mi? zamanında yaşayan herkes yazdığı anılarda ata'nın içki içiyor olmasına değinmedi mi? atatürk asla içmez, sarhoş olmazdı lakin mustafa içerdi arkadaşlar. çünkü o insandı.
atatürk'ü diktatör olarak göstermiş terbiyesiz dündar! filmde anlatılanlar gerçekte yoktu. ata son derece demokrat biriydi. 600 yıllık imparatorluğun külleri üzerine cumhuriyet gökten zembille indi zaten. hilafetin kaldırılmasına halkımız alkış tuttu zaten, değil mi? mustafa kurulan rejimi sağlama almak için sertlik te yaptı, politika da yaptı. bunun aksini iddia etmek o'nun zekasına hakarettir. kurulan mahkemeler de doğrudur, arkadaşlarının idamla yargılandığı da. (bkz: izmir suikasti). ancak arkadaşlarını idamdan kurtaran, ipten alan yine bizim insan mustafa'mızdı. mustafa kemal'in kurduğu partinin mensupları, bu konuyu en çok eleştirenlerin başında geliyor bugün. hatta gençlik kolları sitelerinde filme boykot çağrısı bile yapmış. arkadaşlar sorarım size; atatürk'ün kurduğu partinin ambleminde yer alan 6 oktan biri neden demokrasi değildir?
velhasıl, can dündar maddi kaygılarla bile yapmış olsa nihayetinde iyi bir iş çıkarmış, putlaştırılan ataürk'ün insan yüzünü, zayıflıklarını, yanlızlıklarını anlatabilmiştir. inkılap tarihi dersinde bize gösterilen, sadece samsun-amasya-sivas'la anlatılan atatürk'ün değişik taraflarını bu filmde görebiliyoruz. sarı zeybekte salya sümük ağlayan, can dündar'ın mükemmel bir iş yaptığını söyleyenler; bu filmi de can dündar yaptı ve o hepinizden daha atatürkçü dür.
Bir türlü izlemeye cesaret edemediğim,yorumlardan anladığım kadarıyla can dündar efendinin özğnden dönüp yobazlaştığını düşündüğüm belgesel.Fethullah gülen'in yakında elini öpmeye gider diye düşünüyorum.
okullara, verilecek talimat ile tüm gençliğe "zorla" seyrettirilmesi gereken film. Nasıl olsa biz herşeyi emirle yaparız. Hem zorunlu olursa ve belki de parasız olursa daha da güzel olur. Zaten ulu önderimiz hazreti kemal'in filmini de parayla seyretmek "anısına saygısızlık" olur. hatta filmi seyrederken "hazır ol"da beklenmesi yeğdir.
Ayrıca bu filmi eleştiren kitle ile filme sponsor olmayan şirketleri kınayan kitle, aynı siyasi partinin kuyruğudur. adam koskoca ulu önderin filmini çekmiş, sen kalk ona sponsor olma(cık cık cık). film bedava olmazsa bile önümüzdeki ilk milli bayramda nasıl olsa trt'de yayınlanacaktır.
atatürk'ü yeriyor mu övüyor mu anlayamadığım belgesel. belgeselde iki konu dikkatimi çekti. birincisi atatürk'ün 'gökten indiği sanılan kitaplardan' diye devam eden cümleden neyi kastettiği; bir diğeri de atatürk'ün samsun'dan sonra kurtuluş savaşı'na başlarken rusların yardım göndermesi. yardım hindistan ve azerbaycan'dan geliyor. tamam ruslar bu yardımı atatürk'e ulaştırıyor ama bir kısmına el koyarak. bu neden söylenmemiş onu da anlamadım.
biraz önce hakkında star "haber" denen oluşum tarafından can dündar'ın katıldığı genç bakış isimli gençlikle ne kadar alâkası olduğunu anlamadığım programdan alıntılanan kemalist üniversiteli gençlerin beyni yıkanmış liseliler gibi absürd sorular sorduğu bölümlerin cımbızlandığı film.
can dündar haydi gel bizimle ol isimli programda neden muhalif bir kimlik olmasına rağmen tepki çekmediğine yönelik soruya "üslubumdan dolayı" demişti. zannediyorum kemalist gençlerin bu "derin sığlığı"* karşısında üslubun falan hiçbir şeye yaramadığını idrak etme fırsatı bulmuştur.
bu "gençler"in yıkanmış beyinleriyle mustafa filminin "atatürk'e ihanet etme" mertebesine yükseltmesi, onu adeta bir peygamber, yaptığı şeyleri de değiştirilemez, eleştirilemez, irdelenemez bir dinin ritüellerine çeviriyor. can dündar "eleştiren" "genç"lerden birinin "neden uğur dündar gibi atatürk'ün katledilen mirasını ortaya çıkarmak için belgesel yapmıyorsunuz" tadında naif sorusuyla yüzleştikten sonra kendini aydınlanmış gören bu cehaletin üslup müslup tanımayacağını ve rejimin kendini savunmak üzere ürettiği militer beyinlerin korkutucu sığlığını idrak edebilmiştir umarım. uğur dündar da "bu gençlerle nasıl da gurur duyduğunu" gazetecilik adına sergilediği tetikçilikle göstermesinin yanında bunu sözlü olarak da ifade etti ve şöyle dedi: "atatürk ülkeyi gençlere emanet etmekle ne güzel etmiş!"*
evet uğur dündar, inan bu ülkeyi uzlaşmaz sorunlara iten bu atgözlüklü fikriyat rejimin ömrünü uzatacak. bekleyelim ve görelim.
atatürk'ün insan olduğunu, putlaştırmaya meyilli kıt kafalılara anlatmak için yapılmış muhteşem bir film.
yaftalama temali zaman gazetesi reklami gibi, yapılan esere zerre laf edilemiyor. çünkü yalan hiç bir şey yok. e doğal olarak zaman gazetesinin reklamına yapıldığı gibi, eserden ziyade yapımcısına bok atılıyor.
tabular resmen yıkıldı.
bir belgesel olarak lanse edilen fakat belgesel olmanın kıyısından köşesinden gecemeyen ucubik bir film..atatürk şööyleydi böyleydi olaylarına girmeyeceğim ama çekilen film belgesel tanımına uymuyor..sanki can dündar atatürk üzerine yazmış oldugu uzun bir köşe yazısını filme çekmiş adına da mustafa demiş..
belgesel belge kelimesinden türetilmiş bir kelime olup belge de bilgi ile kökteşdir..peki bu film izleyiciye yeni bir bilgi vermişmidir..hayır..sadece can dündar atatürk hakkında bilinen şeyleri o duygulu ve ağlak sesiyle mikrofona okumuş ve canlandırmalarla goruntulemiş bir iki arşivlik fotoğraf sergilemiş bir iki belge bulmuş 120 dk yı böylece kotarmıştır..
bir belgesel olarak kesinlikle doyurucu değildir..hatta bir belgesel bile değildir..
yok tabii ki benim uydurduğum bi laf değil bu, vatanpervert yiğit bulut'un lafı. biz yazsaydık terörist olurduk, adam bunu milliyetçi duygularla yazmış.. ironiye gel.
Filme göre;
- Atatürk'ün çok boş zamanı vardı.Karga kovalardı.
- Manastırdaki okulunda Atatürk'ü canladıran şahıs, efemine bir tipleme çiziyordu...
- Atatürk karanlıkta uyuyamazdı, korkaktı.
- Atatürk annesinin ikinci evliliğinden rahatsızdı o yüzden ondan kaçtı, vatanı kurtarma düşüncelerini gerçekleştirmek için değil...
- Atatürk kısa ve zayıftı.Arkasında Fransızların oldugu fotograf gosterildikten sonra ne kadar kısa ve zayıf oldugu vurgulanıyor.
- Atatürk Kürtlere özerklik vermeyi taahhüt etmiş ve Kürtlerle aykırı düşmenin ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmiş.
- Atatürk en yakınlarını ipe gönderecek kadar acımasız bir "diktatör"müş.
- Atatürk Pera'da, istanbul'da caf caflı bir hayatın özlemi ile yanıp tutuşurken, parasızlığı nedeni ile haline ağlamış.
- Atatürk son günlerini çevresinde hiç bir seveni olmadan geçirmiş.
- Atatürk zevk-i sefayı seven adammış , ama yine de memleket kurtarmış.
- Son sahnelerde adeta ocak başında çalıgıcıya kadeh kaldıran içki düşkünü bir adamın mizanseni yaratılmış...Kahraman,dürüst kişiliğinden bahsedilmeden.
- Atatürk yine son (3-5 yılını) dönemlerini işsiz güçsüz can
sıkıntısında balolar davetler içki masalarında geçirirmiş...Hatayı vatana katmak isteyişinin çok üzerinde durulmuş değil mi...
Türklerin bile Atatürk'ten şüphe etmesini sağlayan can dündara teşekkürler... Hükümsüzdür