evvelinden takip ettiğim canım cicim yazar bey abim.
buraları okur musun bilmiyorum ama yeni kitap çıkar artık köşe yazılarınla mutluluğu bulamıyorum. mümkünse ruhi mücerret gibi değil ama tamam eğlenceliydi filan ama sen de biliörsün ki en afilli kısmı kapağıydı.
korkma ben varım gibi olsun kalitelisinden. dublörün dilemması da başka şimdi ilk göz ağrımızdı. yaz ama lüffen. sen yazarsın yahu okuyanlarını düşün azıcık de ki mesela imza günümdeki sevgili s bekliyordur mutsuzdur yaşam enerjisinin kaynakları tükenmiştir. ''iki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor.'' gibi cümleleri başka nerede bulacaktır diye bir düşün ama lütfen.
harika dil yeteneğine sahip yazar. kitaplarını okurken asla sıkılmaz, eğlenir, üstüne bir de ilginç şeyler öğrenip şaşırır kalırsınız. yazdığı üç romanın da kurgusu ve işlenişi pek iyi olmakla birlikte korkma ben varım eseri en sağlamıdır. aşkı, cinayeti, macerayı, ironiyi kaleminden mutlaka okunması gereken aydın kişi.
“zihnimizi edebiyat dekore eder. kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar, koridorlar, tüneller açar. ahlaki olgunluğun, vicdan hassasiyetinin, gönül ferahlığının imkânlarını; edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. bir kumandanı, deliyi, anneyi, büyücüyü, talebeyi, avukatı, fahişeyi; korkağı, cömerdi, zavallıyı, kurnazı, dâhiyi, tembeli, salağı… kelimelerden tanırız. sağlam bir edebiyat donatımı, bize insanların ruhunu sezme, insanlığımıza hakim olma, sahip çıkma gücünü verir. birbirimizi hakikaten tanımamız, sahiden anlamamız, derinden kavramamız edebiyat sayesindedir.”
Hoşuma giden birçok sözü olan kişidir. Onlardan biri de şudur;
Evlat!
Sen de bir gün hayatının kadınıyla karşılaşacaksın,
Ve ona diyeceksin ki;
Ben evli bir adamım...
bende kitap aşkını başlatan muhteşem yazar. son zamanlarda öfkesinden bir daha roman yazmayacağını söylemiş olsa da umarım kısa zamanda sakinleşir ve bizde korkusuz satın alırız.
ahmet hakan'ın romancı versiyonudur. islamcılığın popüler olmadığını görünce mahallesinden taşınmıştır. ezelden beri Harry Potter'a benzetirim. iyi yazardır. deplasmanda plasebosu mutlaka okunasıdır.iyi kafa yapar.
üslubu özgün, kurgusu itibariyle çok yaratıcı, absürt komedi dalında sınırları zorlayan yazar. 3 kitabını art arda okudum ve ruhi mücerretin bazı ilk kısımları dışında sıkıldığım bir bölüm hatırlamıyorum. murat menteş eserlerinin her sayfasında enteresan cümleler kurup okuyucunun dağılan dikkatini toplamasını iyi biliyor. olay örgüsü inanılmaz güzel. konu saçma sapan yerlere dağıldı derken olayların bir yerlerde kesişmesi ise inanılmaz. onun kitaplarını okuduktan sonra başka hangi kitabı okursanız okuyun bu yazarda bulduğunuz o üslup ve kurgu zevkini bulamayacaksınız.
Kıskıvrak beynimin tüm kıvrımlarını yakalayıp sayfalarının arasında sıkıştıran yeni donem yazarlarındandır. Uslubu absurd komedi tarzında olan ince fikirli keskin duşunen bir yazardır. Dublorun dilemmasıyla kendini patlatan yazar korkma ben varımla aramızda yer alıp korkularımızla alay etmiştir. Ruhi mucerretle dedemin çektiği çileleri anıları gozlerimizin onune sermiştir. Vay canına yandığım adam hep yazsın yazarıdır.
yine insanların duygularıyla para kazanan bir akıllı daha. evet bunlardan çok var memlekette. arabeskin yeni nesil ürünü bunlar işte. tek farkı biraz daha marjinal olması. haksız mıyım? kanıtla. bunlar herkesin yaşadığı ve bildiği şeyleri dillendirip ciltlerce kitap yazmıyor mu? o kitapları sevmenin sebebi anlattıklarını yaşamış oluşun değil mi? kendini buluşun değil mi o kitaplarda? işte bunu sen de yaparsın. aynısını sen de yazarsın. çünkü hisler sınırlıdır. insanla sınırlıdır hepsi ve sen de insansın. artık bırakın bu ergenlik oyunlarını da para kazandırmayın şu insanlara. gidin daha beyin açıcı romanlar okuyun.
bir tane daha vardı. neydi o? vav gibi secde etmek miydi? hee vav değil elif diyorsun. dik durmak olmalı değil mi? ama sevmekmiş pardon. abi bi siktirin gidin artık. adam sevgilinin nasıl olmasını anlatırken dini kullanıyor. hem de sevgiliyi haram kılan bir dini. e ne yapmak gerek şimdi? bence siktir olup gidelim bu memleketten.
o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. bir kız, camdan el salladı mı, havalara uçardık. bir gülücük, mahcup, kaçamak bir bakış, bir merhaba... yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık. en büyük hazine kalbimizdeydi. nasıl utangaçtık; gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de, onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı. karşılıksız aşklar, ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü.uzaktan sevmek diye de bir şey vardı. yoksulduk. canımıza yapışan, kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat, gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik .fakir, ama onurluyduk. çünkü tarihimiz bize kudretten, zenginlikten bahsediyordu.edebiyat, bütün hücrelerimize azim aşılıyordu. şarkılarda daima, taptaze bir umut çınlıyordu. felekle kapışıyor, çaresizliğe meydan okuyor, yer sofralarında yürekten şükrediyorduk. 1970'lerde Allah bizimleydi.