david lynch'in bizi kendi hayal dünyasının sınırlarında bir gezintiye davet ettiği, davetliler olarak kuru pasta ve limonata servisi beklerken, beynimizin lynch'in ellerinde tecavüze uğradığını hissettiğimiz sinema baş yapıtı.
tam " birşeyler anladım" derken bir de bakmışsınız anladığınız kısım 2 sa. 27 dk.lık filmin sadece 15 dk.lık kısmıdır. daha fazla kasmanız gerekmektedir.
bu filmi yaklaşık 24 saat kadar önce uykuyla karışık izledim. yani, televizyon başında uyuklarken şans eseri karşıma çıktı ve "aha meşhur film bu muymuş? dur izliyim lan" dedim. buna rağmen filmin muhtelif yerlerinde uykuya daldım ve son 20 dakikada her izleyici gibi "hassiktir" çektim. tahmin edersiniz ki, bir uyu bir uyan ne olduğunu anlamadım ve film hakkında doyurucu bir yorum yapabilmem mümkün olmadı. ama filmle ilgili yazılanları okudum da kimse bi bok anlamamış. dolayısıyla uyku gel-gitleri ile rüya mı gerçek mi ne olduğunu anlamadan ben bu filmden daha bir keyif almışım.
izledikten sonra herhangi birşey okumadan kendi kişisel teorimi açıklama ihtiyacı duyduğum film.
--spoiler--
öncelikle iki karakterimiz var, diane ve camilla. sarışın ve esmer olan diye özetleyeceğim. sarışın olan diane, esmer olan camilla. bunlar hollywood'da yaşayan ve amaçları yıldız olmak olan 2 lezbiyen arkadaş. ancak camilla hırslarına yenik düşüyor ve yönetmen ile yatarak tüm rolleri kapmaya başlıyor. daha yetenekli olan diane ise, arkadaşının rolleri kendi elinden kapmasına içerliyor ama asıl darbe, onu terkedip, yönetmene gitmesi ile geliyor. camilla, diane'yı mulholland dr.'a çağırıyor. orada elele yürürken diane tekrar umutlanıyor aşkları için ama partide gördüklerinden sonra deliriyor ve camilla'yı öldürtmek için kiralık katil tutuyor. sonra kendini 3 hafta boyunca eve kapatıyor. sonunda ayağa kalktığında işin tamamlandığı anlamına gelen mavi anahtarı görüyor. aynı gece, anne ve babasının ona duyduğu hayal kırıklığını hayal ederek, sevgilisini öldürmüş olmanın verdiği üzüntüyle intihar ediyor.
işte en son sahne olan, bence anne ve babası olan iki yaşlının saldırısını hayal etmeden önce yüzüne renkli ışıklar vuruyor. bu sırada ise, filmin başlarında izlediğim bölümleri hayal ediyor. kendisinin hollywood'a geldiğini, burada çok iyi karşılandığını hayal ediyor. buradan sonra hayal, gerçek hayatta sevdiği ve sevmediği herkesi farklı rollere sokarak devam ediyor. mesela annesi ve babasını kendisi ile muhabbet eden iyi insanlar olarak kurguluyor. kaza da, diane'ın yıkılışı olan partiye gitmek için arabadan indiği noktada oluyor. partide gördüğü bir adam mafya oluyor ve mafyayı, camilla'nın seçilmesinin sebebi olarak düşlüyor.(yönetmenin camilla'yı seçtiği sahne), gıcık olduğu yönetmenin, karısı tarafından aldatıldığını, karısının sevgilisi tarafından dövüldüğünü, yani ezik bir karakter olduğunu, mafyanın baskılarına dayanamayarak onu seçtiğini düşünüyor. halbuki o rolün gerçek sahibi diane'di. hayalinde onun, bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu düşünenler vardı etrafında. öte yandan diane, camilla'yı, kendisine muhtaç biri olarak hayal ediyor ve ona iyilik yaparak gözünde gitgide yükseliyor. bu arada tekrar aşık olup seviştiklerini de hayal ediyor. silencio mekanı ve banttan sahte orkestra bana hollywood'un sahte yaşamına saplanmış birinden bahsediyor gibi geldi. hikayeye göre camilla olabilir. diane'ın burada sinir krizi geçirdiği sahnede, belki camilla'nın çok da hatalı olmadığını düşünüyor olabileceği aklıma geldi. sanırım burada beraber ağlarken camilla'yı affediyor ve o zaman kutuyu buluyor. kutuyu bulup anahtarı sokma sahnesi, daha önceki mavi anahtar ile örtüşerek artık camilla'nın hayatta olmadığını fikrini vererek onu gerçek dünyaya döndürüyor. bardaki rüyasını anlatan adam, diane'in komşusu, barın arkasında oturan psikopat gibi karakterleri henüz bir yere oturtamadım. kendi evine giderek cesedi görmesi de belki yapmak istediği, kafasında olan şeyin bir yansıması olabilir.
--spoiler--
belki de çok eksik ve yanlış bir teori ama şimdilik pek çok şey kafama bu şekilde oturdu. *
aynı şeyleri yapmasaydım keşke; libidinal pişmanlık baki kalarak 20. yüzyılın şiddeti 21. yüzyılında şiddeti olacak. iletişim kurduğumuz her yapı, yazılmış software yazılımları gibi, makine dünya ile temas kurduğunda, nevrotik sıçramalar, belirlenmiş parametrelerle şiddet (toplumsal davranışlar) cezası ve müsaması sosyal hayatın (bu kurgunun) terapisi seslice.
makine
sanayi devriminden önce makine (insan) 4-5 saat çalışırdı. şimdi 1 gün için bayılana kadar. yıllar için ölene kadar.
bando yok
sadece makine
aranıyor: iş tanımı
aranıyor, arandı, bulundu, iş tanımı şöyleydi: gece kulübünde banttan playback şarkı söylemek, kulübün tulavetlerini temizlemek, elektrik faturasını ödemeliyim. suyu açtırmam gerek, ilizyonistler tarafından kesilmek, yok olmak, bilimum ekzantrik işlere dahi olmak, suyun faturasınıda ödemedim yoksa kesilecek ödemeliyim, eve yiyecek bir şeyler almalıyım, bu akşam 1-2 kişi ile birlikte olmalıyım, "hadi sahneye, şarkı söyle." "yeter artık ama ölmek üzereyim!" yere yığılan kadını (makineyi) taşıyan insanlar, üretim bandının bir diğer görevlileri, ayılıp-bayılanları taşımakla sorumlu görevliler. bu bir bant kaydıdır!
1 bando yok. 1 bant kaydı var. bugün de işe gideceğiz. playback zamanı bayılana kadar çalışacağız. ama yorgun görünmemeye ya da umurumuzda olmuyor gibi davranacağız. güçlü görüneceğiz ya da hiç yoktan ayakta duracağız, fizyolojik irademizin sonucu: psikolojimiz, ya farmokolojiye ya da şiddete yönelecek!
david lynch, mulholland drive filmi ile makine çağının şizofrenik toplumunu betimler. makine toplumunun rüyasını yani kabuslarını filme çeker. bir rüya nasıl filme çekilebilinir ki? işte bunu david lynch yapıyor. o yüzden bir çok popüler bilgiyle kuşatılan insanlar tarafından mulholland drive, mistik bir film olarak atfedilir.
lynch'in temel refleksi bu makine çağında bireyin içine yuvarlandığı derin uçurumu onun bilinçaltına inerek, fikirlerini bir tez halinde sinemasında göstermesidir. diğer filmleri gibi mulholland drive filmi de onun defolu karakterleri ikiye bölünmüş, yaşadığı gerçeklerle idealleri ya da umutları arasına sıkışıp kalmış karakterlerdir. düşledikleriyle içinde kayboldukları rutin hayat sürekli çelişmekte, katlanılması zor bu travma da gittikçe bir kabusa dönüşmektedir. birey, sorunlarını ne içsel olarak ne de çevresine makul bir biçimde dışa vurarak çözebilmektedir. bunun sonucunda kapana kısılmakta, travmasını şiddete başvurarak çözmektedir. nasıl ve niçin gerçekleştirilmiş olursa olsun lynch'in sinemasındaki şiddet, onu anlamamızı sağlayan anahtar bir kavramdır. onun filmlerinde şiddete yönelen bireylerin mutlaka makul birer nedenleri vardır. lynch'in dünyasındaki karakterler: seçme şansını yitiren, arzularının nesnesini bulamayan, şiddetin uçurumunda tek tek kaybolan bireylerdir.
lynch sinemasının şiddet dışındaki bir diğer kripto anahtarı yalnızlıktır ve aslında bu iki anahtar bir diğer kapıyı açar. kapılar o kadar çoktur ki sonunda döngü oluşturup iç içe geçer. örneğin birey, ağır bir travma sonrası çöl gibi yapayalnız kalır ve şiddete başvurur. ya da şiddete başvurduktan sonra yine yapayalnız kalır. lanet bir döngüdür bu. umudun, iyimserliğin olmadığı bir karabasandır gerisi. bu kötü rüyanın ötesi, dünya gezegeninde gösterimde olan stratejik bir senaryoya sahip ne zaman biteceği bilinmeyen, ulusal açlığa dayanan, ulusal çıkarcı bir devletin saldırganlığına dayanan medeniyet şiddeti her gün bir film, bir fotoğraf ve müzik ve bir şaka olarak izlenip, dinleniliyor..
ideolojik bir sistem eleştirisidir bu film. 21.yüzyılın üretim zincirinde insan artık bir playback'dir. playback de icra edilen şarkı ise silencio'dur. yani sessizliktir. insan artık sesini kaybetmiştir..
makine çağı artık bir karabasandır. hep bu karabasan uyanıklılığında yaşayacağız. artık bir bando yok, sadece bir ses kaydı var. ezberini yapmış güdümlülerle donatılmış makineler var ve bant kayıtlarını çoktan hazırladılar..
zor bir film. zaten karışık olan kurguyu lynch abimiz bir de sembollerle, mitolojik göndermelerle iyice bulandırmış. ha oyunculuk iyi, senaryo da iyi sayılır, naomi watts ve laura harring taş resmen.
--spoiler--
evsiz adam çok korkunç olmuş. hele başlarda birdenbire ortaya çıktığı sahne yok mu... o sahneyi izleyince pause tuşuna basıp kendimi sokaklara attım, 2 tur koşup eve geldim hala tir tir titriyorum. rüyama da girdi gece. tırstım lan.
--spoiler--
kafa karıştıran film. izledikten sonra abi ne oldu şimdi ben bi bok anlamadım kim kimdi başı neresi sonu neresi filmin gibi sorular sormamıza neden olan film.
karman çorman bir film. filmi izlemediğim versiyon kalmadı. sinemada izledim, yetmedi türkçe altyazılı izledim. yetmedi ingilizce altyazılı izledim. yetmedi türkçe dublajlı izledim. o da yetmedi dublajsız ve altyazısız izledim. izlemeyen arkadaşlar için bu dediklerimin bazılarını birkaç kez yaptığım da oldu. e anladım mı? bir bok anladıysam ne olayım. david lynch i linç etmek istiyorum.
(bkz: aklın varsa kaç oğlum)
david lynch' in sembolist felsefesinden hareketle ortaya çıkardığı, derin hayalgücünün yansımalarının kah kesik bir kulakta, kah bir oyuncak kutuda, kah aykırı bir ilişkinin uzantısında hayat bulduğu kült film. naomi watts ve laura harring' in çetrefilli ve anormal karakterleri başarıyla canlandırması, güzellikleriyle yarışarak filme renk katmakta. her şeyin merkezinde koskoca bir kaosun olması, finale sahip ancak bitmeyen bir filmle buluşturuyor izleyiciyi.
ben filmlerden anlarım, onlarca film izledim, david lynch te kim oluyormuş diyen arkadaşlara izlettirilmesi şiddetle tavsiye olunur. sonuç mu, arkadaş katında değerinizin yükselmesi.
tek izlenişte hiçbirşey anlaşılmayan film. bazılarını görüceksiniz ki " abi anlaşılmayacak ne var, normal bir david lynch filmi, lost higway i de 1 kez izledim anladım, benim kafam da david lynch gibi çalışıyor işte" diyorlar. bi siktir git deyin onlara ve o ortamdan uzaklaşın.
filmdeki tüm ayrıntıları çözebilmek için, iyi bir film izleyiciseniz en az 2 kez gerekiyor. bu film içinse x>2.
lynch usulu kurgunun bizleri ruyalarla tanistirdigi filmdir. onun bilinçaltının ipuçlarının çorbasıdır, her zamanki gibi. bir kaşık tadıp, sapla samanı ayırmak, dünyanın en keyifli işidir, mesele kendisi olunca.
ancak lynch bu kez sadece kurguda çoşarak olayları akıtmamış,bin bir tane simgeyle,
-anlamlarını sadece kendimize gore yorumlayabileceğimiz simgelerle- örmüş olan biteni. zira ucu açıktır,kendi sözüdür,"ne istiyorsanız,öyle anlayın bu filmi".
nefessiz bıraktı bu film beni, ne blue velvet kadar kasvetli,ne lost highway kadar somut bir gerilime sahip değildi. sıkıntı taşan labirentler doluydu,hepsinin sonu birbirine çıkıyordu,ben çıkamadım oralarda kaldım, nefesim bitti.
muzikleri için ayrıca teşekkür etmek gerekir ustaya.saygılarla.
david lynch şaheseri, 2001 yapımı kara film. naomi watts ve laura harring' in gizem dolu yaşantılarını ve arkadaşlıklarını konu alan, gerilimin çok iyi yerleştiği altyapısıyla seyirciyi derinden etkileyendir.
hani sınava girersiniz ve hoca sınavın zorluğunu "sınavda kitap açmak sebest" diyerek ifade eder.David lynch de bize öyle bir film yapmış.Tıpkı lost highway gibi.ikinci ve ardışık izleyişlerimle yeni yeni editler yapabileceğim inşallah.
bir david lynch filmi. izlenip muzikleri dinlenesi bi film. tabii ki bu kadar degil.
sonrasini, izlemeyenler okumasa daha iyi kanaatimce. cunku bu filmi hic bi yorum okumdan daha dogrusu film hakkinda hic bi malumat edinmeden izlemek en guzeli... *
filmi anlamayanlar ya da karisik bulanlarda bi problem yok. tabii bu tur filmleri sevdikleri muddetce. herneyse filmi kendi penceremden bi ozet gecmek istiyorum izninizle.
filmde rita yani esmer kiz, silencioda bettyden aldigi kara kutuyu evde acmasina kadar olan bolumu betty nin yani sarisin arkadasin ruyasi oldugunu soylersek film zaten anlamini bulmus olur. bu bolumden sonra gorduklerimizse betty nin daha dogrusu diana nin gercek hayatidir. mealen diana holivuda unlu olmaya gelmis ama basarili olamamis. bi film secmelerine katilmis. filmde istedigi rolu rita yani camilla almis; orda arkadas olmuslar; bu arkadaslik tabii ilerlemis anladigimiz kadariyla bi lezbiyen iliskiye donmus. daha sonra asik oldugu camilla yakaladigi basariyla birlikte yonetmen-adam kesherle cikmaya baslamis. bu olayi icine sindiremeyen basarisiz kiz diana bunalima girmis. ve bunun sonucundada camillayi oldurtmek icin bi adam tutmus.
katille bulustugu sahnede, kiralanan adam isi bitirdiginde mavi anahtarini dianaya bi sekilde ulastiracagini soyluyo. filmin son sahnesinde diana mavi anahtari sehpasinda gorup camillanin oldugunu anliyo ve intihar ediyo... simdi filmin basindan ritanin kutuyu acmasina kadar gecen ruyadaki hadiseler diananin gercek hayatta yasadigi ya da gordugu olaylari bilincaltinda sekillendirmesiyle olusuyor. yani sozgelimi, oturdugu restorandaki garson kizin adini ruyada kendi adi gibi ya da kendi evindeki telefonu ruyasindaki anlamsiz telefon gorusmeleri* sirasinda ya da katilin mavi anahtarini ritanin cantasindan cikan bicimsiz anahtar seklinde ya da yonetmenin evinde kahve icerken gordugu adami ruyasinda kahveyi mendile tukuren adam seklinde goruyor...*
aslinda ruyasinda kendini ve camillayi ya da digerlerini olmasini istedigi sekilde gorur. bununla birlikte olaylari da kendi kafasinda yorumladigi sekilde ruyasinda bi yerlere koyar. mesela gercek hayatta camillaya karsi yenilgisini ruyada bi galibiyete ceviriyor. bununla birlikte gercek hayatta camillanin secildigi filmin secmelerinde basarisiz olmasini sanki bu isin arkasinda kendisine yani diane komlo kuran buyuk gucler varmis gibi algiliyor.
uzun lafin kisasi ben ikinci izleyisimden sonra filme bu sekilde bi yorum getirdim. belki yanlis yorumlamisimdir; bilemiyorum. filmde bircok kucuk ayrinti var ve bicogunu buraya yazmadim belki bi daha izlersem daha baska farkli noktalar yakalayabilirim.
gereksız karısık.tamam adam sanat yapmıs ama ınsanların gunlerce kafasını kurcalamasına gerek yok dıye dusundugum kı bence entelcılık yapmaya luzum olmadıgı fılm. ruya gercek sentezı işte kardesım anlamıcak ne var dedıgım film.