Bugün sinema salonunda tek başıma (tek başıma diyorum çünkü salonda benden başka kimse yoktu.) izlediğim ilginç film.
bu film hakkında birkaç entry okudum, anladığım kadarıyla bazıları beğenmiş bazıları ise vasat bulmuş. Bana göre pek sanatsal değeri olmayan ancak anlam ve felsefi bakımdan zengin olan bir film. izlenmeli mi izlenmemeli mi o konuya girmek istemem ancak izlenirse, kişinin zihin dünyasına katkı sağlayacak orjinalliğe sahip.
doğa/havva/meryem, tanrıya soruyor: sen nesin?
Tanrı: ben neysem o'yum.
Film dini, sosyolojik ve özellikle felsefik temellerin üstüne kurulduğundan dolayı bu alanlara ilgisi olan izleyicileri kendisine çekecek türden.
Çok konuşulacak uzun yıllar izletilecek (bkz: darren aronofsky) filmi. izlediğim en özgün film diyebileceğim, kullanılan metaforlarla müthiş göndermeler yapan, hayatı yaşama amacını sorgulatan bir film. Filme gidecekler için tavsiyelerim korku ve gerilim beklemeyin, yiyişmek için gitmeyin, düzgün bir psikolojiye sahip değilseniz gitmeyin.
Filmin hikayesi ile ilgili birkaç yorum yapılmış bu yorumlarla hemfikir olduğumdan yazmayacağım ancak anlamadığım kısımlar ile ilgili aydınlatılmayı bekliyorum:
nasıl desem hristiyanlık takıntılı bir adam olduğu ve hep yaradılış ve varoluşu sorgulayıp durduğu için darren aronofsky'e pek düşkün değilim.
örneğin bundan önce yaptığı noah'ya ancak 20 dakika tahammül edebilmiştim.
bu filme de sadece oyuncularını sevdiğim için bir şans verdim.
tabii her zamanki gibi film hakkında hiçbir yorum vs okumadan bodoslama daldım.
diğer aranofsky filmlerinin aksine dikkatim hiç dağılmadan ilgiyle izledim. çünkü sonuna kadar nereye varmak istediğini anlamak mümkün değil.
belki de sadece filmin sonunda değil film süresi boyunca düşündürdüğü her şeyi anlatmak istiyordur.
metaforları anlatmakla uğraşmayacağım zaten burada bir yazar mükemmel şekilde özetlemiş (bkz: #37887152)
--spoiler--
filmin sonlarında yeni eseri yayınlandıgında evin önüne toplanan hayranlarıyla ilk kez etkileşime geçen şairin anneye söylediği bir söz vardı :
"çok sevmişler. hepsini anlamışlar. ama hepsi farklı şekilde algılamış."
aranofsky'nin filmden beklentisi de bu gibi görünüyor.
bu film hollywood'da -bardem dışındaki- standart hollywood oyuncularıyla çekilen filmlerde görmeyi hiç beklemediğim kadar çok katmanlı ve heyecan vericiydi. üstünde uzun uzun düşünülüp yorum yapılabilecek bir film. sanatın anlamı da bu zaten. bu yüzden şunu anlatıyordu diye kesip atmak haksızlık olur.
ama anlamayanlara şöyle bir ipucu vereyim. anladığım kadarıyla aranofsky diyor ki eğer bir yaratıcı varsa yaratma nedeni sanıldığı gibi çok iyi, üstün, merhametli, adil bir varlık olması değil kendisine tapınanlardan beslenmesi.
2017 Darren Aronofsky yapımı, içeriği metaforlarla, benzetmelerle dolu, gişe hasılat derdi olmadan çekildiğini düşündüğüm, orjinal bir film.
izleyecek olanların hiçbir spoiler almadan gitmesi gereken film.
Aronofsky;
"Black Swan" ile "mükemmellik"e giden yolu insan üzerinden aradı. Fakat insan bu yükü kaldıramadı, öldü.
"Noah" ile peygamber üzerinden kurulan plan yine Mükemmelik içindi. Hiçbir günah olmaması için insanoğlunun da olmaması gerekiyordu. Fakat o da son sahnede torunlarını öldüremedi ve Mükemmellik gerçekleşemedi.
Bu iki seriden sonra "Mother" filmi Darren'in daha da derine inmesini sağlamış. Daha da büyük bir konuya el atmış. "Doğa"nın Mükemmelliğini, Mükemmel kalma isteğini işlemiş, fakat yine aynı son. Yaratıcının kendisi ve kendisine olan sevgisinin haricinde
herşeyin kül olduğu bir son.
Merak ediyorum bu filmden sonra, neye cüret edecek.
--- spoiler ---
Gelelim Mother filminin içeriğine, dünyanın başından kıyamete kadar geçen önemli dini olayların gerilimli bir tasviri. dikkatli izlendiğinde birçok metafor bulunur. Her yerde yazılanların aksine benim dikkat ettiğim birkaç ince detay.
-Eve gelen ilk insan Adem ve sırtında bir yara var. ardından eve Havva geliyor. Sırt Kemiğinden yaratılma durumu.
-Adem ile Havvanın yasak odaya girip, yasak kristale dokunması, kırması, yazarın odayı kapatıp,kilitlemesi, cennetin kapılarının kapanması gibi.
-Havve Mother'a soruyor. Neden bu evi yıkıp yenisini yapmıyorsunuz. Mother bu ev Onun Evi diyor. Kendi sahipliğinin olmaması ve farkında. Adeta Melek gibi.
-Evde akan ilk kanın, ampulu patlatması ile ışığı yok edip karanlığa çevirmesi, mahzende bir kapı açıp, cehennem yaratılması gibi.
-Eve gelen insanların farklı etnik kimlikleri, zenci, çekik gözlü vb, insanoğlunun dünya üzerinde çeşitlenmesi,
-insanoğlunun 3 kere yapma dendiği halde lavabo tepesinde tepinmesi, itaatsizliği, mother'a ilişki teklif edilmesi ve ona küfredilmesi ardından evdeki su borusu patlaması ile hepsinin evden kovulması, nuh tufanı,
-Bebek doğmadan önceki evin hali, tamamen isa doğmadan önce, yahudilerin dünyadaki halleri iken, bebek doğduktan sonra, aşırı sevgi gösterisi yapan ve bebeği öldüren, gittikçe çirkinleşen Hristiyan toplumunu görüyoruz.
Tüm bu durumları kaldıramayan Anne, Yazar tarafından hazırlanılmış olan evin alt katındaki Cehennemin yakıtlarını patlatıyor. Herkes ölüyor, sadece Yazar kalıyor.
--- spoiler ---
izleyiciyi son sahnesiyle zımba gibi koltuğa çakmıştır. Mutlak izlemek gerekir.
Eğer Gerilim yaşamaktan keyif alıyorsanız, Sinemaya gidilmeli. Ama bunu yaşamak istemiyorsanız, dvd si beklenebilir.
Bu filmin vermek istediği asıl mesaj, insanların üzerindeki din ve ritüellerin insanları hangi davranışlar ve haller içine soktuğu. Buna karşı bir eleştiri var.
Bir de her seferinde kadın başka bir bedende tekrar var olup, olaylar tekrarlanıyor. Bu da adamın kadının ona olan sevgisini, yaşanılan acıların adamda bıraktığı hisleri kullanması.
Aslında kısaca adamın bencilliği var. Ortaya bir şeyler koyabilmek için hisleri doruğa çıkarıyor. Kadının ona olan sevgisinden ve tutkusundan besleniyor.
Mesela kadın onu arzuluyor fakat onun arzusuna yanıtsız kalıyor. Kadın sürekli bir şeyler söylemek istiyor fakat umursamaz bir tavır sergiliyor. Aslında bu tamamen hem kendi hem de karşısındaki insanın en doruk noktaya ulaşmış olan hislerinden faydalanmak. Burda da asıl anlatılan bir kadının saf sevgisi, doğurganlığı, eşine bağlı olup ondan başka herkesi düşman olarak görmesi tüm zamanlar boyu insanların inançlarına bağlı olmasını ve inançların insanları devamlı olarak büyük felaketlere sürüklemesi. Kadının her doğuşu varoluştan beri süregelen toplulukları temsil ediyor. Kurban edilen bebek o toplulukların feda ettiği şeyler simgeliyor gibi gibi..
darren aronofsky'nin yönetmenliğini yaptığı psikolojik gerilim filmi. başrolde de yırtık çoraptan çıkan baş parmak misali, evet doğru bildiniz, jennifer lawrence var. javier bardem ve ed harris de kadrodaymış. bak işte ed harris izlenir.
Metaforla dolu bir filmdir. Basroldeki yazar tanriyi sembolize eder, doğan cocuk peygamber isayi ve yazarin yazdigi kitapta incildir. Gelişen olaylar -cogu kisinin bu ne sacmalik dedigi- ise insanoglunun dunden bugune yaptigi savaslari, birbirlerini durmadan yok etmelerini anlatmaya calisir. Kadinin yani "mother"in ne oldugundan tam emin olamiyorum. Ya hazreti meryem ya da doğaana. Dogaana diyorum cunku surekli evi boyayarak, bir seyleri duzelterek tamir etmeye calisiyordu kisacasi guzellestiriyordu. Cok sevdigim bir film oldu.