grange nın en son kitabıdır. Grange'nin uzun zamandır beklenen romanı...
Soluğunuzu kesen tempo, heyecan ve gerilim hiç bitmeyecek!
Onlar Çocuktular...
En mükemmel elmasların saflığındaydılar...
Ne ufak bir lekeleri...Ne de en ufak bir kusurları vardı...
Ve ne de en ufak bir günahları...
Ama onların saflığı kötülüğün saflığıydı...
Paris'te bir Ermeni katedralinde işlenen bir cinayet. Kan yok, cinayet aleti yok, yara bere yok
Biri yaşlı ve huysuz emekli bir polis, diğeri Çocuk Bürosu'nda görevli, ancak açığa alınmış uyuşturucu müptelası genç bir polis. Bu ikisi, gitgide hunharca bir hal alan ve peşpeşe işlenen cinayetlerin katilini veya katillerini bulmak için birlikte çalışmak zorundadır. Birbirlerine ihtiyaçları vardır, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Ancak bu cinayetler sıradan bir seri katilin işi değildir. Gizli servisler, naziler,Yahudiler, ülke içinde ülkeler, ve 'siyah bölgeler'... Sanki birileri bir şeyleri gizlemek istemektedir.
Fransa'nın göbeğinde başka bir ülke olabilir miydi?
Bu ülkeye kim veya kimler göz yumuyordu?
Burada neler yapılmaktadır?
Kaçırılan çocuklar ile öldürülenler arasındaki bağ nedir?
iki polisin çabası cinayetleri açığa kavuşturmaya yetecek midir?
Yoksa...
edit;kitabı okudum bitirdim. peki ne çıkardım sozluk? bana diğer grange kitapları gibi gelmedi. ama güzelde geldi. işte böyle bir kitap.
a.r.r.o diyorum sana sozluk.
--spoiler--
grange'nin sonunu havada bıraktığı kitaptır. ikincisini mi yazacak yoksa küfür mü istiyor bilinmez fakat eğer ikincisini yazacaksa nasıl devam edecek. neyse o sıçsa bile okuyacağım için sorun yok. bu arada bu son yazdıklarımın hiç birinde spoilere gerek yok galiba.
--spoiler--
jean christophe grange ile tanışmama vesile oldu bu kitap. 10-15 gün önce izmit kipa'da masa lambası almak için aylak aylak dolanırken kendimi kitap reyonunda buldum. keskin bir geçişti. kitap kapağından etkilenen yüzeysel bir adam olduğumdan aa bu ne böyle deyip oracıkta kitabın 15 sayfasını okuyuverdim. güvenlik geldi, hayırdır bilader ne iş dedi. ben de korktum hemen aldım kitabı. zaten yıllardır, her ay başı, abi bu ay kesin grange okuyacağım deyip deyip kendimi kandırıyordum. güvenlik sorunumu çözmüş oldu. ancak kipa'dan kitap alınmaz kardeşlerim. bunu da biliniz. liste fiyatı üzerinden satıyorlar kitapları. idefix veya kitapyurdu'ndan alsanız en az bir %20 indirim ile alırsınız kipa'ya nazaran. ancak o indirim de kargo'da son bulur. o yüzden toplu sipariş vermek gerekiyor.
miserere ise sürüklüyor adamı. kitabı okuma sürecim izmit - bayrampaşa arasında geçti. izmit seyahat'in yumuşacık koltukları müthiş bir haz verdi bana. sabah izmit'ten bin, esenler'den metro ile bayrampaşa'ya git, ardından bir minibüs ile rami'ye var, 8-9 saat boyunca terk-i diyar olmuş bir makine atölyesinde mühendislik yapmaya çalış, o yorgunluğun ardından minibüs-metro yap, izmit seyahat'e tekrar bin ve de kitap oku. her kitap yaptıramaz bunu bana, her yazar sürükleyemez bu kadar. koloni bunu başarabiliyor.
grange araştırmacı yönünü de ortaya çıkartmış. şili darbesi, elektronik aksamlar, tablolalar hakkında hoş benzetmeler ve bilgiler var. karakterlerin işlenmesi özveri dolu. hikaye doğrultusunda daha da çok tanıyoruz başroldeki oyuncuları. fransa sokaklarını, caddelerini, binalarını, nehirlerini, bulvarlarını bol bol duyuyoruz kitap boyunca.
çeviri berbat olmasa da iğrenç. bir çok dil bilgisi ve yazım hatası var. misal yarrak yazacaklarına yarak yazmışlar. ehe ehe diye güldüm ben bunlara.
kitabın bence tek eksik yanı sonuç bölümünün işlenişiydi. adım adım kurgulanmış hikaye 9-10 sayfada son buldu. belki bu benim kitaba doyamayışımdan ya da grange'in tarzını tam olarak bilmememden de kaynaklanıyor olabilir.
polisiye gerilim kitap yazarlarının belki de en iyisi konumundaki grangé'nin uzun zamandır beklenen kitabı. konunun işlenişi, diyalogları ve tasvirleriyle bu kitap da zevkle okunuyor. kitabı okudukça film gibi izlediğinizi hissediyorsunuz ve cinayetleri siz de çözmeye çalışıyorsunuz. grangé'nin farkı da burada zaten. kitabın orjinal ismi miserere.
biri disiplinli ve tecrübeli, biri dağınık, genç ve hevesli iki polisin paris' te başlayan cinayet araştırmalarının öyküsü. yine grange' nin en önemli özelliği ortaya çıkıyor, cümleleri sizleri nehirde yaprakmışçasına sürüklüyor.
birkac ay oncesinde turkce'ye cevrilmis ve bircok hayrani tarafindan vakit kaybetmeksizin okunmus grange eseri. tabii sahsim 15 dk.'da 1 sayfa ilerliyor olmasaydi sayet, su an spoiler bile verebilirdi. fakat ne yazik ki...
Kitap güzel. Çevirmen biraz etkili olmuş örneğin tamam yerine OK, keş yerinde junky demeyi tercih etmiş. Ufak tefek harf kaymaları da var ayrıca ama bu olumsuzluklar bile Grange'ın hayal gücünün sergisini engel getiremiyor bence. Eski çevirmen sürekli dertop olmak, anorak, fırça gibi kesilmiş saçlar şeklinde söz öbekleri kullanırdı bu kitapta yok. Ayrıca yine alabros kesim var ama yalnızca bir yerde. Kahramanların önüne gelen her insanın saçları nasıl acaba diye düşünmüyorsunuz.
Şeytan Yemini'nde ki Camel reklamı burada yerini başka bir sigaraya bırakmış. Yakışıklı,keş polis Volokine sürekli o sigaradan içiyor. Ayrıca Kasdan'da antideprasanlarının reklamı yapıyor.
Kurtlar imparatorluğu'ndan sonra Alparslan Türkeş 'in militanlarının o şekilde militan kampları olduğunu düşünmüştüm. Araştırma yaptıktan sonra neden olmasın dedim çokta uzak bir sebep değildi, tabii işin cinai ve narkotik tarafı ile itaat ettiğim bir inanç değildi bu.
Bu kitabı okuduktan sonra Fransa'nın ortasında bir Koloni neden olmasın ?
birçok yerde gördüğüm kadarıyla okuyanlar bu yeni kitabın öncekiler kadar başarılı olmadığını söylemişler. grangé'in bundan önce türkiye'de yayınlanan tüm kitaplarını ****** da okumuş biri olarak şu noktaya kadar benim gözüme böyle bir durum çarpmadı. aynı grangé var karşımızda, tarzı insanı içine çekmekte oldukça başarılı. ve araştırmacı özelliği, sınır dışına çıkma hastalığı yine hissettirmiş kendini. ayrıca alabros kesilmiş saç ve glock marka silah takıntısı da her zamanki gibi mevcut.
ancak biz türk okurlar için rahatsız edici bir durum kitabın başında gözüme çarptı ki, belirtmeden geçemeyeceğim.
--spoiler--
kitabın baş karakteri lionel kasdan, bir ermeni polis. emekli olmuş ve vaktini paris'teki bir ermeni kilisesinde geçiriyor. kitabın ilerleyen bölümlerinde pek fazla olmasa da ilk kısımlarında ermenilik meselesine oldukça fazla değinilmiş. ikinci bölümün başında bu ermeni kilisesinin duvarlarında yer alan tablolardan bahsedilirken tablolardan birinin 1915 tehciri'nde hayatını kaybeden ünlü kişileri resmettiğini anlıyoruz. evet, bu kısmı en başta türkçe çeviriden okudum. fakat grangé'in kendi sitesinde yer alan kitabın ilk 2 bölümünün fransızcasında bu kısım "le troisième était consacré à des intellectuels célèbres, déportés et tués durant le génocide de 1915." olarak anlatılmış. cümlenin tam çevirisinde ise tabir "1915 tehciri" değil, "1915 soykırımı" halini alıyor.
çevirmenimiz tankut gökçe'nin küçük etkisiyle daha yumuşak bir hal alıyor durum, fakat bu grangé'nin soykırım tabirini kullandığını değiştirmiyor.
zevkle okuyorum miserere'yi halen. muhtemelen çıkacak diğer kitapları da büyük zevkle okuyacağım. koyarım genocide'ine de. canını yerim grangé. sen yaz, ben okuyayım.