Aslinda ben kasiklarimdaki sanci ve
Bacaklarimin arasindaki islaklik kadarim.
Ne bir eksik ne bir fazla
Beni rahat birakin
Diledigim kadar seviseyim, diledigim yerde oleyim.
'sizin babanız sizi hiç kolunuzdan tutup, dikenli tellerin ötesine fırlatmaya çalıştı mı?
sizin anneniz sizi hiç kucağına alıp mayın tarlalarından koşarak sınır ötesine kaçırdı mı?
sizin babanız sizi hiç sırtlayıp kilometrelerce yol yürüdükten sonra durdurulduğu noktada, sadece "bir yudum su" diye yabancı bir ülkenin askerlerine diz çöküp yalvardı mı?
sizin anneniz savaştan kaçarken elinden düşürdüğü için ölen çocuğunun cesedini saatlerce kucağında salladı mı?
onların anneleri babaları bunların hepsini yaptı.
ve biz kör olduk.
daha önce nice savaşlara sağır, nice savaşlara dilsiz olduğumuz gibi.'
birinde baba kızıyla sevişmek ister. ötekinde adam karısını kendi oğluyla sevişmekle suçlar. berikinde deli kadının teki daha çocukken tüm ailesini, evini yakmıştır. onları içeride yanarken sessizce seyretmiştir. bir başkasında yine kadının biri bebekleri kaçırıp öldürüp minik mezarlara ölü kedi diye gömmektedir.. daha 6-7 yaşındayken annesini öldürüp toprağa gömdüğü gibi.
böyle şeyler olur. nadirdir belki ama olur. birileri delirir ya da zaten delidir. kimisi acı çektiğinden kimisi ezelden. kimse deliliği görmek, anlamlandırmaya çalışmak istemez. bu yüzden mine söğüt'ün deli kadın hikayeleri baştan sona rahatsız edicidir. çok da gerçek ve vurucu bir iş çıkarmıştır. okurken imrenmemek imkansız.