#7080277 dizeleriyle kirpiklerimi kaşlarıma yaklaştırmış beni sabah ezanına 5 kala onurlandırmış mirim. *
yokuştan indim düze
dilimde teşekkürler
dolaşırım geze geze
bir sofra kurdum ikinize
eniştemi de al gel bize **
ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutsam pia'nın
ölsem eksizsiz ölürdüm... *
sabah sabah insanı güldürmüş, keyfini yerine getirmiş, ağzından kulaklarına afyon mermeri'nden merdiven dayamış kişilik.**** şaka bir yana özlenen insandır. davet böyle güzel olunca, icab etmek şart olmuştur zira.
sözlük semalarında süzülen rengarenk süslenmiş uçurtmaların en renklisidir.sözlük semalarında öylesine parlar ki kutup yıldızını kıskandırır adeta.kendisini her yaştan insan kafasını kaldırıp saatlerce izler ki onu sözlük semalarında gören çocuklar parmaklarını sevinçle kaldırıp takla atarlar coşkuyla yerlerde...
kuzey kutbu dairesine yakın olmamdan dolayı buralarda güneş 9'a doğru yüzünü gösteriyor. aslında geceyi gündüze tercih ederim. sessizdir, sakindir, dinlenirsin az çok. saat farkı olayını tamamiyle üzerimden atmışken kendimi hep yıkık ve yangın artığı bir şehirde buluyorum sebepsiz yere. hayalllerin gerçek olduğu bir dünya. nerden bileyim ki gerçekleşsin. oluyor, hayat her birimizi farklı yerlere sürüklüyor bir şekilde. bu akımda, yeni yerler, yeni insanlar görüyorsunuz. bu bağlamda ister istemez ya da koşullar gereği midir bilmiyorum ama insanlarla iletişime geçiyorsunuz. sanal ya da reel. "eski sevgilim şu anda hala litvanya hayalleriyledir sanırım(?) - o çoktan bitti, kapat şunu..."
meydanbenim... brell'i bir kez daha anıyorum burada. kafamda uçuşan latince ve fransızca kelimeler bir yana dursun, - charles baudelaire! sen de dahil - insanların kalpleriyle yüz yüze geliyorum çoğu kez. kelimeleriyle canlanıyor bir figür. "figürlerin dansı" diyorum ben buna kendimce. herkesin bir figürü, yansıması oluşuyor az çok buralarda. bu insan da onlardan birisi. hayatın acısını içine çekmiş bir kere, siğnesi çatlamış. kol kanat germiş sevdiklerine. sahiplenebilme adına. bana nick bulur musun 'u bile güzelce betimlemiş. abla olmuş, anne olmuş, teyze olmuş veyahut herhangi bir sosyal statü. hayatın içinden, en derinlerinden. kalbi titriyor kelimeler ile, sessiz ve naif...
anneanne demişsin, acı bir tebessüm kondu kalbime. ahh... insanlar büyüdükçe anlıyor işte, bil(e)miyoruz ki. basit, kolpa çarklara takılıp giderken çoğu zaman, bir soğuk damla ile hayatlanıyoruz yine ve yeniden. kimileri açlıkla, iç savaşla mücadele ederken, kimileri de keyif çatıyor hollanda antilleri'nde, hawaii'de, florida'da. eşitsizlikler canımızı yakıyor. meydanbenim ise, romanda satır aralarına gizlenmiş bir cümlenin gizli öznesi. biliyorum bazen efkarlanıyorsun, kalbin sevdiklerinden çok uzakta atıyor. bağdaş kurdurabiliyorsun ama insanlara, insanlar seni dinleyebiliyor...
bu insan, hayatın yoksunluğunu yüreğinde fazlasıyla yaşamış. yüreği hep titriyor, umarım hep titrer ve nefeslendikçe, hayatlandıkça da hayatın acımasızlığını bertaraf eder elinin tersiyle. ıssız kaldığın şehirlere, limanlara bir gün birileri muhakkak gelecektir. güneş senin için de bir gün gösteriye geçecek, yıldızlar susacak sonra. dolunay ışığında, ağustos böcekleri dans edecek. yangın artığı şehirlerde yolunu bulabilmen ümidiyle...
işinde çok başarılı, öyleki; haftanın 6 günü hiç yemek yemeden, tüm zorluklara rağmen, yardım ettiği insanları düşünerek, hiç şikayet etmeden vicdanı ile çalışan, her zaman örnek aldığım, her sözü, fikri benim için altıın değerinde, çok akıllı ablam .bunlar övgü değil, onu gerçekten tanısaydınız eğer, pırlantaya boşu boşuna bu kadar değer veriliyor diye üzülürdünüz.
eğer sözlükteyse bir sözlük yazarının baş ağrısını bile geçirecek kadar ağrı kesicidir.dosttur, arkadaştır, sırdaştır, karşımızda selvi gibi uzanan yoldaştır...
(Üzülme ama)dün vedalaşamayışımızla içimin burkulmasına sebep olmuş biricik ablamdır.Kıvançla belirtmek isterim ki, çok merak ettiğimiz atatürk kütüphanesine gittim ve o mükemmel vanilyamsı kitap kokusuyla tekrar tekrar dario yu okuma fırsatı buldum. kitap yiyip sahne tadını almama, tutkularımı keşfetmeme yardımcı olduğun için de sana teşekkür ettim içimden.
GECENiN KÖRÜNDE MEMLEKET MESELELERiNE DEĞiNEN BAŞKALARININ SADECE GEYiK iŞLERLE iLGiLENDiĞiNi ZANNEDEN YAZAR. AMA SÖYLEDiKLERi DOĞRU EN SON YAZDIĞIDA DOĞRU FAKAT BELiRTTiĞi YER VE KiŞi YANLIŞ.
#6167396 nolu entryime verdiği cevapla beni umut deryalarına sürüklemiş, verdiği taktiğin işe yaraması durumunda kendisine istediği şeyi hediye edeceğimi bilmesi gereken yazar.
insanın sarıp sarmalayası gelen yazar. ki yaptım da bunu. bir öptüm bir öptüm bir daha öptüm. o kadar sıcak ki gelde sarmalama çünkü. o gülücükler eksik olmasın yüzünden. haa, acaipte taklit yeteneği olan kişi. bir ara gülme kriznden yer çekimine yenik düşücektim neredeyse. *
"Tut ki suskunluk olmasın... Yüreğine hapsolmasın sessizlik... Bulaşmasın durgunluğun rengi yüzüne, Yüzün hep gülsün... Tut ki gece olmasın, Yalnızlık sokulmasın koynuna, Sinmesin karanlığın kokusu gözlerine, gözlerin hep gülsün... " farklı bir güzellik var onun yüreğinde ruhunda... gülümsetiyor, duygulandırıyor, içten samimi bir kişilik meydanbenim... *
sabah sabah halay çekme heveslisi olan sözlük yazarıdır. tepinme sırasındaki ayak efektini gubbada gubbada diye nitelendirip beni yarmıştır. ayrıca bilgisayar başından kalkıp halay çekmeye niyetlenmiş ancak ayağı uyuştuğundan dolayı yapamamıstır. * *
kendisiyle ilk karşılaşmamızda karşılıklı gülücüklerle selam vermemizin ardından "nerden tanıyorum acaba" diye derin derin düşünmeme sebep olmuştur. sonradan anlaşıldı ki bambaşka bir sözlükten sadece fotoğraflarımızdan tanıyormuşuz birbirimizi. sevdiceğiyle birlikte pek tatlı bir çift oluyorlar, gönül yine görüşmek ister elbet.*