ölümünüzün 734. doğumunuzun ise 800. yıl dönümü, sizin varlığınız ve ruhaniyetinizin önünde saygı ve sevgiyle eğilmek her insanın boynunun borcudur.
bizler ki, ne olursan ol yine de gel sözünü istediğimiz şekilde anlayıp, istediğimiz şekilde yorumlarken siz'in hissiyatınızın binde birini hissetmek için çabalıyoruz.
aşk nedir sorusuna ben ol ki bilesin diyen, güzel efendimiz, yokluğunuzda kan ağlıyor dünya denilen han. analar ağlıyor. çocuklar yetim kalıyor. biliyorum, siz'in döneminizde de vardı acılar. öfkeler. hayal kırıklıkları. fakat, siz'in kalbiniz, siz'in yüreğiniz o kadar büyük ve sıcaktı ki her şeyi kabul edebiliyordunuz. siz ki, kendisine şirk koşanları affetmeyeceğini söyleyen tanrı'ya istinaden, "bin defa tövbeni bozmuş olsan da yine gel" diyerek, bir nevi tanrı'ya tanrılığı öğretiyordunuz.
güzel efendim.
yorgunuz. tüm insanlık olarak. gökyüzünden aldığımız her şeyi, kalbimizde öğütüp, kalbimizde işleyip, kalbimizde harmanlayıp da toprağa sunamıyoruz. kapanmış gönül gözümüz. kalbimiz is bağlamış. ruhumuz nasırlaşmış.
insan olmayı başaramadık efendim.
ete kemiğe büründük insan diye göründük sadece. insan olmayı başaramamak marifet sayıldı, acemi yüreklerde. yenildik efendim. hayat bir müsabaka ise eğer, hoşgörü, sevgi, kardeşlik, aşk... bir yarış ise eğer, yenildik efendim. 1-0 önde başladığımız insanlık mücadelemizden boynumuz önümüzde ayrıldık.
boynumuz önümüzde efendim. hazreti musa'nın, en çirkin yaratığın boynuna geçirmesi gereken yağlı urganı bizler kendi boynumuza geçirdik. siz'i de bu mukaddes gününüzde rahatsız ettiğimizin farkındayız. tanrı'yla olan o muhteşem randevunuzda siz'i ve aşık olduğunuz o muhteşem varlığı başbaşa bırakıp huzurunuzdan ayrılıyoruz.
umarım, yüreklerimiz, yüreğinizle sonsuzlukta bir gün buluşur efendim.
(#2607055)
bu entry deki tırnak içine alınmış erkek aslanım ifadesinin kasıtlı olarak sokulduğunu düşünüyorum. şiirin internette ki versiyonu onlarca yerde aşağıda ki şekildedir.
Geldi
Güneşim, ayım geldi.
Gözüm, kulağım geldi.
Gümüş bedenlim geldi.
Altın madenim geldi.
Başımın sarhoşluğu geldi.
Gözümün nuru geldi.
Başka bir şey dilediysen
işte o başka bir şeyim geldi.
Yolumu vuran geldi.
Tövbemi bozan geldi.
gümüş bedenli güzel
kapımdan ansızın çıkageldi.
Ey eski dostum benim,
bak bugün dünden çok iyi,
Dün ondan bir haber almıştım,
hemen sarhoş olmuştum.
Dün gece onu mumla aramış durmuştum.
Bak bugün bir demet gül gibi
yol uğrağıma geliverdi.
Şarap içmeliyim şarap,
şimşekler saçmalı aklım,
bunun tam vakti.
Kuş olmalıyım, uçmalıyım,
kolum, kanadım geldi.
Bir anda aydınlık içinde dünya.
Bir anda dünya sabahlar gibi.
işte bağırmanın tam zamanı şimdi.
işte kükremenin tam zamanı.
Benim koca arslanımgeldi.
fîhi-mâ-fih'te der ki:
kadın nedir, dünya ne? ister söyle, ister söyleme; o neyse gene odur, bildiğinden şaşmaz. söylemekle ona tesir edilemez, hattâ daha beter olur. meselâ bir somun al koltuğunda sakla. bunu kimseye vermeyeceğim, vermek şöyle dursun, göstermeyeceğim bile. ekmek ucuzluğundan, bolluğundan sokaklara atılmış olsa, köpekler bile yemese, sen böyle görülmesine mâni olmaya başlayınca, bütün insanlar onu görmek isteyecek, arkanda dolaşacaklar. "biz sakladığın, göstermek istemediğin o ekmeği görmek istiyoruz." diyecekler, hattâ zor kullanacaklardır. sen göstermemekte ne kadar ısrar edersen, insanların buna karşı ilgisi ve isteği o derece artar. çünkü insanlar, menedildikleri şeye karşı haris olurlar. sen, ne kadar kadına gizlen diye emredersen, onda kendini gösterme isteği o kadar artar. halkta da, o kadın ne kadar gizlenirse, onu görmek isteği çoğalır. şu halde sen oturmuşsun, iki tarafın da isteğini kızıştırıyorsun. sonra da bununla onu ıslah ettiğini sanıyorsun. bu yaptığın şey bozgunculuğun ta kendisidir. kadının mayasında kötülük yoksa, yapma desen de, demesen de iyi huyuna, temiz yaradılışına uyarak, ona göre hareket edecektir. sen işkillenme, bırak. yapma, etme, görünme demek, isteği arttırmaktan başka bir şeye yaramaz. (bölüm: 20)
Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.
Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,
ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?
Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
Sağ soluna yan bakar, ne diye?
ikisi de senin elin, ikiside,
peki, kutlu ne, kutsuz ne?
Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
başımız da tek, aklımız da tek.
Ne diye iki görür olup kalmışız
iki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?
Sen habire gevele dur bakalım,
habire 'usul boylu birlik çam ağacı' de,
sonu nereye varır bunun, nereye?
Şu beş duyudan, altı yönden
varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
insanlara karıl, insanlara,
insanlarla bir ol.
insanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.
Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.
Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.
Ama sen canı da bir bil, bedeni de,
yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,
hani bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir.
Dünyada nice diller var, nice diller,
ama hepsin de anlam bir.
Sen kapları, testileri hele bir kır,
sular nasıl bir yol tutar, gider.
Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,
can nasıl koşar, bunu canlara iletir.
------
Bugün ahmet benim,
ama dünkü Ahmet değil.
Bugün anka benim,
ama yemle beslenen kuşcağız değil.
.......
"Şaşarım" dedi. "iman meydanına adım atıp cehenneme ve cehennemin katmanlarına iman eden ve MALiK(Cehennem işlerini idare eden meleklerden biri) ile yardımcılarının şöhretini duyan kul, nasıl olurda bu bela potasında ve iptila zindanında neşeyle güler şaşarım..
"Değerli ömrü sona yaklaşmış ve ölüme iman etmiş bir kul, nasıl olurda bunun için azık tedarik etmez ve mezar sorgusuna inandığı halde nasıl olurda cevap hazırlamayıp neşelenir, şaşarım"
"Söz ve davranışının zerre hesabının tutulduğuna, KiM ZERRE KADAR iYiLiK EDERSE ONU GÖRÜR[hükmüne] ve adalet terazisinin kurulduğuna inanan bir kul, nasıl olurda boş işler yapar,şaşarım"
"Dünyanın vefasızlığını gören, sevdiklerini toprağa veren ve Kur'an okuyucularının ,Her Nefis Ölümü Tadacaktır, dediklerini duyan bir kul, nasıl olurda bunca sevgi, muhabbet, ihtiras ve iştiyakla dünya malı toplar ve dünyaya gönül verir, şaşarım..."
kabri bulunan şehirde yaşamakla şereflendiğim büyük insan. 2007, unesco tarafından mevlana yılı olarak kabul edilmiş ve bütün dünyaya duyurulmuştur. tarih kitaplarını daha detaylı araştıracak olursak herkesin bildiği gibi ney vb alet çalmamıştır. ayrıca günümüzdede halen devam eden sema gösterilerindeki hareketleri yapmamıştır. hocası yine konya'da kabri bulunan sadreddin-i konevi hazretleridir. her insanın örnek alması gereken herbiri birer altın değerinde sözleri vardır.
Turk soyuna dusman bir kimsedir. bastan sona farsca yazdigi mesnevi'sinde musluman anadolu turk'unu yahudi ve hristiyan dinlerine gecmeyi telkin eder.
" musa'ya uy, o'nun ulusundan ol ! ol da bu suyu ic.
dine bagli kisi firavun'un gittigi yolu birakip musalasan kisidir."
bu dizelerde dupeduz musluman anadolu turk'unu yahudi dinine gacmeyi, hatta bunun bir zorunluluk oldugunu soylemiyor da napiyor ?
mesnevi'den bazi dizelerde de hristiyanliga gecmeyi telkin eder
" isa'nin kilisesi, gonul ehlinin sofrasidir. kendine gel kendine !
ey cilelere dusmus insan, bu kapiyi birakma ! "
bu dizelere yoruma ihtiyac var mi ? kiliselere gidin, isa'ya yalvarin yakarin demiyor mu ?
mevlana celaleddin'in butun amaci turk soyu'nun tanrisal ve milli olan butun deger yargilarini alt ust ederek o'nu suursuzlastirmak, uyusturmak edilgen bir kivama getirerek, anadolu'nun ecnebilerce isgalini kolay hale getirmektir.
binlerce misradan olusan mesnevisinde turk irki'ni, turk, soyunu ve tarihini oven bir tek dizeye rastlanilmaz. Fakat haddi zatinda birer yahudi krali olan suleyman, davut, musa, ibrahim gibi kimselere ovguler yagdirir.
ayrica her devrin adamidir. anadolu'ya gelmezden once mogollar'a duzdugu methiyeleri anadolu'ya geldikten turk hakanlarina yazmistir. semsi tebrizi'ye yazdigi ahlak disi siirler ve onunla bir turlu manasi aciklanamayan halvet alemleri konusuna hic girmeyecegim. bize dusen gorunen hali aciklamaktir, gunahlari boyunlarinadir.
bugun ecnebi ve ulkemize dusman ulkelerde neden o minnetle ve sukranla anilir, adina konferanslar duzenlenip oduller verilir ? hic dusunuldu mu ? dusunulmez... kendisine tanrisal bir yucelik verilerek ovulen bu garabetin amaci da bu degilmiydi zaten. turk soyu dostunu dusmanini ayirdedemesin, dusman da olsa hain de olsa gel desin, ne olursa olsun gel desin. gelecekler elbet. Turk irki bu masalla uyurken gelecek ama uyandirmak daha fazlasini yapacaklar.
kıymeti bizden çok yabancılar tarafından bilinmiş onlar tarafından daha çok ziyaret edilen onu anlatmak için ingilizce siteler kurulmuş bir sufi allah adamı.
"ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir" mevlana celaleddin rumi
her gün bir yerden göçmek ne iyi
her gün bir yere konmak ne güzel
bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
dünle beraber gitti cancağızım
ne kadar söz varsa düne ait
şimdi yeni şeyler söylemek lazım
alemin bal şerbetinden bana ne
işte ölümde benim ayran tasım
ne malım, mülküm var benim, ne azığım
ben gene de senin malın mülkün olsun diye çalışırım
senin başını sokacak bir yerin olsun diye
senin bir dikili ağacın
ama hürriyeti kulluğa taş çatlasa satmam
kusuruma bakmayın benim dostlar
bağışlayın beni,
ben; davullara, bayraklara aldırmayan
bir padişahın yoluna düşmüşüm
deli-divane olmuşum
çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben
çok uzaklardan geçen bir hayal gibi
ama yok ta sayılmam hani
var olan bir şeyim ben
hadi ben bensiz geleyim, sen sensiz gel
ne varsa şu ırmağın içinde var
soyunalım iki can, dalalım şu ırmağa hadi
bu kupkuru yerde sitemden gayri ne gördük
bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri
bu ırmakta ne ölmek var bize
bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert
bu ırmak alabildiğine yaşamaktan
bu ırmak iyilikten cömertlikten ibaret
durma, çabuk gel
gelmem deme
ne evet demek yaraşır sana, ne hayır
senin şanına sadece gelmek yaraşır dostum.
mevlana ile yunus emre aynı asırda yaşamışlar ama görüşmemişler.hatta mevlananın bir sözü var yunus'la ilgili, " hangi makama çıksam bu yörük çocuğunun izini görüyorum." şeklinde. demekki görüşmemeleri yunus tarafından!..
hz. mevlana'nın takdığı sikke'nin, osmanlı devleti kurulduktan sonra padişahlar tarafından da takılması, osmanlı devletinin hz. mevlana'ya ve onun yoluna olan aidiyetini göstermek amaçlıdır.
800. doğum günü olması sebebiyle bugün konya'da büyük bir organizasyonla anılacak olan ulu kişi. konya'da bulunanların kaçırmaması gereken bir gece olacaktır.
ayrıca mfö'nün de sahne alması kesinleşmiştir.