--spoiler--
kör cehalet çirkefleştirir insanları!
suskunluğum asaletimdendir.....
her lafa verecek bir cevabım var...
lakin lafa bakarım laf mı diye.
birde söyleyene bakarım ''adam'mı diye
--spoiler--
--spoiler--
bu canım var oldukça ben kur'an'a tutsağım
muhammed mustafa'nın yolundaki toprağım
benden başkaca bir söz nakledenler olursa
hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım
--spoiler--
ölüm üzerine yazmış olduğu bir mesnevide(V/1774-79) gördüğüm, "Ayranla sarhoş olan, has şarabı ne bilsin?"
ifadesi beni benden almıştır. çok manidar öyle ki -hayyam'ın da kulaklarını çınlatmak gerekirse buradan- aklın yolu bir..*
· Allah ile birleşmek demek, senin varlığının O'nunla birleşmesi demek değildir. Senin yok olmandır.
Tasavvufta dört kapı vardır: Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat Kapısı. Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır. Bir gün öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş; "Efendim, bu dört kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir dille anlatır mısınız?"
Mevlana: "Şimdi bak, karşı medresede rahlelerine eğilmiş ders çalışan dört kişi var. Git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım." demiş.
Öğrenci gitmiş ve birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana' nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayanamayıp dönmek istemişse de hocasına itaat için dönmemiş ve ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal kalkıp elini kaldırmış, tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü ise, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmaya devam etmiş. Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.
Mevlana; "işte sana istediğin örnekler...
Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, anında sana iade etti.
ikinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi: "Sana kötülük yapana bile iyilik yap". Onun için döndü, oturdu.
Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. iyinin ve kötünün tek Yaratandan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından dönüp baktı.
Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. iyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile..."
büyük düşünür, bilge insandır. söz söylenemez daha söyledikleri üzerine. anlayabilen kavrayabilenler için adeta yol göstericidir, bilirsiniz ki o gittiğiniz yolun sonu güzelliktir mutlaka.
ibn Arabi, Yunus Emre ve Hacı Bektaşi Veli'nin yanında Anasır-ı Erbaa dörtlüsünün en önemli unsuru olan ve Anadolu insancıllığının temelini atan zat, muhteşem şahsiyet.
Bir zerrede bir umman,
Bir zamanda bir çok zaman
O vakit ki,deniz kesilir baştanbaşa kendi varlığım,
Aydınlatır onun cemali benim katre zerrelerimi,
Bundan dolayı yanarım mum gibi ta aşk yolunda
Ta ki,tek bir zaman olsun bütün zamanlarım benim.
düşüncelerinin büyüklüğünü, hümanistliğini bir yana koyalım...
mevlana bugün, herkesin istediği yere çektiği bir figür olmuştur. bazıları hümanist yanlarını öne çıkarırken, islam'a dayalı köklerinden hiç bahsetmezler. tersi de konu edilebilir, islami yönünü ön plana çıkarırken, o herkesi, her canlıyı kucaklayan tarafını gölgede bırakırlar. oysa mevlana, 'ne olursan ol gel' derken, din, dil, ırk ayrımı gözetmemişti.
şimdi mesnevi'yi falan kim oturup okuyacak değil mi? iyisi mi, herkes kendi kampından ezberletilen mevlana tasvirlerini bellesin. aslında mevlana bunu fil hikayesi ile anlatmıştı. kendi başına geleceğini tahmin etmiş miydi acaba? hani karanlık bir odada insanlar fili, bir yerinden tutar da, kim neresini tuttuysa filin, öyle tarif eder. kimi fil bir 'kulaktır' der, kimi 'kuyruk'... işte bugün mevlana'nın durumu da aynen buna benziyor.
meraklısına not: i.m. panayotopulos'un 'benzersiz mevlana' isimli kitabına bir göz atın. resmen hristiyan kültürünün bir parçası ilan etmiş mevlana'yı!
bak.. bil ki domuzlar onune inciler serilmez.
mücevherden sarraf anlar ancak başkası bilmez.
ne fark eder ki kör insan için elmas da bir cam da
sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma.
aşk ile yanandır, aşk ı bilendir, aşk olandır, insanı insan olduğu için sevendir, bağışlayandır, affedendir,
hala yaktığı ışık alev alev yanan, tüm dünya da görülendir, ve zaten ne olursan ol gel, demek de, her yiğidin harcı değildir, o lafın altında yatanlara bir bakılırsa, neler yatmaktadır neler.
'' Eşeğe katır boncuğu ile inci birdir, zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder '' sözü ile de, kendisine asırlar sonra gelecek cehalet oklarını da savuşturmayı bilendir.
güzel yaşamış, güzel düşünmüş, güzel söylemiş bilge insan.
mevlana, yunus emre, hacı bektaşların içimizdeki şiddeti, saldırganlığı, küfrü bitirmemiş olması ne kadar acıdır.
o devirde gayet yaygın olan bir seksüel tercihle "oğlancı"dır. söylevleri dikkatle incelendiğinde bunu çıkarmak hiç de zor değil. zaten tasavvuf felsefesinde oğlancı yani gay ilişkiler oldukça görülen kabul edilmiş kavramlar olmakla beraber islamiyetten önce ve sonra arap yarımadasında da yaygındır. dolayısıyla islamiyetin bir uzantısı olarak büyüyen ama tamamen farklı bir kulvarda gelişen mevlana felsefinde oğlancılık yani homoseksüellik ayıplanacak, yadırganacak, ideolojiyle çelişecek bir durum değildir.