mem ü zin

    1.
  1. şair ve yazar ehmede xani tarafından yazılan büyük bir aşkın anlatıldığı kürd destanıdır.
    14 ...
  2. 2.
  3. 16.
  4. newroz şerefine yıllardan sonra tekrar izlediğim son derece etkileyici filmdir. herkes başka bir şeye dertlenir izlediği böyle güzel filmlerde. ben de filmi ingilizce atlyazılı izlememe dertlendim. kürt olduğu halde tek kelime kürtçe bilmeyen, ama iş ingilizceye gelince rahatça bir film izleyebilecek kadar bilen bu halime; bu halin barındırdığı çelişkilere dertlendim... yine de ilk kez bu filmle sinemayla tanışan binlerce insanı düşündükçe filmin beni böyle vuran dilinin, ait olduğu coğrafyada nasıl coşkuyla ve özlemle karşılandığını düşünüp mutlu oluyorum.
    9 ...
  5. 3.
  6. 1990 lı yıllarda gece yarısı şhow tv de verilen filmdir. çok kez bizi uykusuz bırakmıştır. uykusuzluğumuzun sebebi hem gecenin geç saatlerinde verilmesiydi filmin, hemde film bittikten sonra hala etkisinde kalmamızdı. filmdeki beko karakterinden nefret etmemizi sağlamıştır. en acıklı kürt destanıdır mem u zin.. ciwan haco hayalinde hep o filmde oynamak olduğunu söylemiştir. ve sanırım bir gün yapacaktır.
    7 ...
  7. 19.
  8. Kürt edebiyatında alternatifi olmayan bir aşk efsanesidir.

    Tajdin olam Siti'nin heybesinde taşınan,
    Mem olam, Zin uğruna yıllarca hapis yatan,
    beko'ya olmaz kinim ve de bedduam,
    sevdalılardan sonra bekolardır, aşkı efsaneleştiren.
    6 ...
  9. 8.
  10. binlerce *kürt anne ve babanın sinemayla tanışmasını sağlayan filmin adı. musa anterin anlatıcı olarak rol aldığı film vizyona kürtçe olarak girmişti. kürtler bu filme kendi dillerinde çekilen ilk film olduğu için yoğun ilgi göstermişti. kendi dilimde ağlamanın ne demek olduğunu bu film sayesinde öğrendim.
    6 ...
  11. 12.
  12. zin ateşe seslenir mem suya...

    zin muma seslenip dedi:

    ey sırdaşım, arkadaşım!
    benim gibi yanmadasın sen de
    fakat tek kelam yok dilinde
    eğer sen benim gibi söyleseydin
    söyleseydin sevdanı ben de yanmazdım böyle
    ama başkadır dertlerimiz bizim
    yanışlarımıza sebebp başka
    doğudan batıya kadar başka
    sen batısın, ateşin görünüşündedir
    ben doğuyum, içim büsbütün ateştir
    benim damarlarım senin fitilin
    yanıyoruz ikimiz de erin erin
    ama senin yanışların vakitlidir
    benimse sönmez ciğerim
    senin alevin başında bağırır,
    benim gönlüm kıvamlı köz gibidir
    senin başının üstünde ışık var
    ve ondan serseri bir sevda yağar
    benim gönlümden başıma vuran alev
    dönüp yine beni yakar.

    mem dicleye seslenip dedi:

    ey benim gözyaşlarım gibi süzülen nehir!
    ey aşıklar gibi sabırlı ve suskun su!
    bugün taşkın, kararsız ve sukunetsizsin
    yoksa sende benim gibi aşk ile deli misin?
    senin için hiç durup dinlenmek yok
    galiba seninde gönlünde bir yar var
    eğer bu şehirse senin sevgilin
    ki böyle cizre'nin yanı başında coşuyorsun?
    işte elde etmişsin arzunu
    kollarını dolamışsın gerdanına
    hala allahtan korkmuyorsun da
    bunca feryat figan ediyorsun
    artık ne murad istiyorsun?
    benim gönlümüm içinden bir geç bir gez
    görde ağla gönlümün dermansızlığına ,sen hep böyle avare bağdat'a gidiyorsun
    ben tek başıma kaldım burada.

    ahmed-i hani
    mem u zin'den
    7 ...
  13. 7.
  14. cizre hükümdarlarından mir abdullah'ın oğlu mir zeynuddin zamanında (854 hicri, 1451/1451 miladi) yıllarında olay meydana gelmiştir.
    kürt şairi, bilgini olan ehmedê xanî tarafından yazılmış ve 1695 yıllında tamamlanmıştır. bu bu eserin hangi tarıhte yazılmış olduğu hakkında hiçbir belge yoktur. 1690 yılında yazmaya başladığı söylenmektedir.
    xanî'nin, hangi tarihte doğup hangi tarihte vefat ettiği hakkında da kesin bilgiler mevcut değil. buna rağmen xanî'nin (1651/52) yılında hakkârî bölgesinde bulunan xân köyünde dünyaya geldiği ve ismini buradan aldığı yargısı güçlüdür. ehmedê xanî, kürt edebiyatına can verenlerin başında gelmektedir. ve kürt halkına birçok eser armağan etmiştir. bu eserlenden biri (şaheseri) olan mem û zîn'dir.

    ahmedê xanî, bu olaydan yaklaşık olarak 240 yıl sonra cizre'ye gelmiş ve eserini yazmıştır. bu ölümsüz eser hakkında günümüze kadar onlanca inceleme kitabı ve yüzlerce makale yayınlanmış, konferanslar düzenlenmiş, tartışmalar yapılmıştır. bir eseri üzerine bunca şey yapılmışken, ehmedê xanî'yi anlatmak ve bir kaç sayfaya sığdırmak elbette ki mümkün değildir. onun için ben de xanî'nin 'mem û zîn' adlı ölümsüz eserinde birazcıkta olsa bahsetmeye (tanıtmaya çalışacağım desem
    daha doğru olur.) çalışacağım.

    cizre beyi, mir zeynuddin'in zîn ve sitî adlarında iki tane bacısı vardı.

    zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. bey onu çok severdi. sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. tacdin, beyin divan vezirinin oğluydu. hikâyenin ana
    kahramanı mem ise tacdin'in manevi kardeşi ve dostuydu. botan bölgesinde baharın müjdecisi olan mart ayında (21 mart newroz), eğlence ve bayram günlerinde çoluk - çocuk bütün cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.

    işte böyle bir günde mem ile tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. şenlik alanına vardıklarında
    erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar sitî ile zîn'di) onları görür görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. sitî ile zîn bayan kıyafetli iki
    erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzeklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. mem ile tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin
    ve sersem onlduklarını görürler. bu esnada tacdin mem'in parmağında, üzerinde zîn yazılı mücevheri fark eder, tacdin mem'ın parmağına doğru elini
    uzatınca mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde sitî yazılmış olan yüzüğü görür. ikiside sîti ve zîn'in ne yapmış olduklarını
    anlarlar. sitî ile zîn dadıları olan heyzebun'a anlatırlar. dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan mem ve tacdin'in yanına varıp, sitî
    ve zîn'inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. tacdin yüzüğü geri verir. fakat mem 'bununla yaşıyorum' diyerek yüzüğü vermez.
    mem ile tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. bunun üzerine tacdin için cizre'nin önde gelenleri cizre bey'inden sitî'yi tacdine isterlerler.
    bey, tacdin'e sitî'yi verir. böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. aslen botanlı olmayıp iran'ın bir köyünden (merguverli) olan beko, bey'in kapıcısıdır.
    tacdin beko'yu hiç sevmez. bey'e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığı söyler fakat bey: 'değirmenimiz onunla dönüyor. köpekler de
    kapıcıdırlar' der. beko, bey'in zîn'i mem'e vermemesi için 'efendim, tacdin kendi tarafından zîn'i mem'e vermiş.' bunun üzerine kızan bey,
    'and içerim ki; zîn'i eş olarak mem'e vermeyeceğim' der. bey'in ava çıktığı bir günde mem zîn'i görmek için bahçeye girer. mem'i gören zîn birden yıkılıverir
    yere. bu sırada mem onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der]

    'ey gul! eger tu nazenînî, / 'ey gül! gerçi sen de nazeninsin,
    kengê tu ji rengê ruyê zîn'î / sen nerde, zin'in yüzünün rengi nerde?
    ey sınbıl! eger heyî tu xweş bû, / ey sünbül! gerçi senin güzel kokan var,
    reyhan ji te bûyîne sîyehrû, / reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
    hun ne ji mîsalê zilfe yarin / fakat siz yarimin zülfine benzemezsiniz.
    hun her du fızûl û he zekarın / ikiniz de arsız ve herzecisiniz.
    ey bılbıl! eger tu ehlê halî / ey bülbül! gerçi sen de aşk adamısın,
    perwanyê şem'ê werdê alî, / kırmızı gül mumunun pervanesisin.
    zîn'a me ji sorgula te geştir / benim zîn'im senin kırımızı gülünden daha şendir.
    bext'ê me ji talıê te reştir' / benim bahtım da senin talihinden daha karadır.'

    mem bunu söyledikten sonra zîn'i görür ve oda orada bayılır. ava giden bey, avdan dönünce mem'i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. mem
    'beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum'der. bey'in yanında bulunan tacdin abanın altında
    zîn'in saçlarını görür, durumu anlayan tacdin bey'i ikna ederek divana doğru götürür. daha sonra eve gidip sitî ve çocuğunu evden çıkararak,
    evi ateşe verir. böylece mem ile zîn'in kurtuluşu için tacdin evini feda eder. emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. beko'nun oyunlarıyla
    beyle satranç oynamaya ikna edilen mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. beko mem'in iyi oynadığını görünce mem'in yönünü zîn'e doğru çevirir. zîn'i görüp
    hayallere dalan mem, bey'e yenilir. sevgilisinin zîn olduğunu öğrenen bey mem'in zindana atar. bir seneye yakın zindanda kalan mem, zîn'in hasretine dayanamayıp
    ölür. mem'in cenazesinin kaldırıldığı esnada tacdin beko'yu görüp öldürür.

    beko'nun öldüğünü gören zîn, bakın hakkında ne düşünüyor:

    'ey şah û wezirê izz-û temkin! / 'ey izz ve temkinli şah ve vezir!
    ez hêvî dikim ne kin înadê / rica ediyorum inatetmeyiniz,
    der heqqê vi menbeê fesadê / bu fesat kaynağı hakkında.
    lewra ku xwedanê ins û canan / çünkü insanlar ve cinlerin allahın,
    wi xaliqe erd û asimanan, / yer ve göklerin yaratıcısı,
    roja ewî hubbe da hebîban / sevgiyi, sevgilileri verdiği gün,
    hıngê ewî buxzê da raqiban / o zaman buğzu da rakiblere verdi.
    ... / ...
    em sorgulin, ew jibo me xare / biz kırmızı gülüz, o bizim için dikendir
    em gencîn û ew jibo me mare / biz hazineyiz o bizim için yılandır.
    gul hıfz-ı di bin bi nûkê xaran / güller dikenlerin gagasıyla korunur,
    gencîne xwedan di bin bi maran / hazinelerde yılanlarla beslenir.
    ... ...
    ger ew ne bûya di nêv me hail / eğer o olmasaydı aramızda engel,
    işqa me di bû betal û zail' / aşkımız da buzulur ve zail olurdu.'

    nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) beko olacaktır. diyen zîn, mem'in mezarının
    başında devamlı ağlayarak şöyle der:

    'ey vücudumun ve canımın mülkümün sahibi,
    ben bahçeyim, sen de bahçıvan
    senin bahçen sahipsizdir
    sen olamazsan onlar neye yarar
    kaşlar, gözler, zülüfler neyedir.
    zülfümü tel tel çekeyim
    sonra yarim sen beni belki değişik görürsün
    en iyi hepsi yerinde kalsın
    hakk'a emanetim teslim ediyim.'

    diyerek yapıştığı mem'in mezar taşında canını verir. bey, zîn'i gömmek için mem'in mezarını açtırarak zîn'i sarktığı esnada şöyle seslenir]

    'memo! al sana yar! der.

    xanî, bu aşk hikâyesini, kürt halkı arasında oldukça yaygın olan ve sözlü gelenek yoluyla yüzyıllarca dilden, dile dolaşan 'memê alan destanı''ından esinlenerek yazmıştır. mitolojik bir nitelik kazanan
    bu destan m.ö.'den bu yana halk arasında, daha çok 'dengbêj' 'ler tarafından ve özellikle uzun kış gecelerinde ard arda uzayıp giden gecelerde manzum ve bazen de anlatıcı durup mensur (hikaye edici bir dille) a
    nlatırdı. uzun soluklu bu dengbêjleri, halk âdeta büyülenmiş bir şekilde ve kendinden geçercesine saatlerce dinler ve onu takip eden gecelerde hikâyenin
    sonunu büyük bir sabırsızlık ve merakla beklerdi. halkın ilgisini göre anlatıcısı da hikâyenin kısa veya uzunluğunu belirler. xanî, 'mem û zîn' ' i xvii. yüzyılın
    sonlarında yazmıştır. o dönemde yazılmış olan bütün eserlerde arapça ve farsça'nın etkisi altında kalıp bu dillerden kelimeler mevcuttur. (bu divan edebiyatı'nın
    da bir özelliğidi.) bunda dolayıdır ki bu mem û zîn'de de bu etkiyi görebilmek mümkündür. buna rağmen bu eser, kürt dilinin ve zengin kültürünün ispatıdır. xanî'nin, 'kurmancım, kûh-î kenarî ' (kürdüm, dağlıyım, kenardanım) deyişi,
    sanırım birçok sorunun cevabı niteliğindedir. bu eser, ilk olarak ahmed faîk tarafından (1143 hicri-1730 miladî) yılında azeri türkçesine çevrilmiştir.
    sırrı dadaşbilge, 1969 yılında nesre çevirip, beyitlerini sadeleştirmiştir. 42 yaprak 83 sayfadan meydana gelmiş bu çevirinin ilk sayfası zayidir. faîk,
    ehmedê xanî'den 35 yıl sonra çeviri yapmıştır. iki ayrı yerden kendisinden bahsetmekte olan faîk ayrıca gazellerin son beyitlerinde mahlaz kullanmıştır.
    ikinci olarak abdulaziz halis çıkıntaş 1906 yılında türkçeye çevirmiştir. fakat kitap bir türlü basılamaz. arapça, fransızca, almanca, rusça başta olmak üzere birçok
    dile çevrisi yapılmıştır. 1968 yılında m.emin bozarslan tarafından türkçeye çevirilmiştir. leyla ile mecnun, romeo ve juliyet gibi mem û zîn'de dünyanın ölümsüz edebi eserleri arasında yerini almıştır. ve yine bu eserlerdeki gibi
    mem û zîn'de de beşeri aşktan ilahî bir aşka yükseliş vardır. bu aşk etrafında xanî, çağın sosyal, kültürel, dini ve idari durumunu güçlü bir şekilde tasvir
    etmiş, bölge (botan bölgesi)'nın törelerini, bayramlarını (burada newroz bayra**nın yeri oldukça önemli...), bayramlarla birlikte av partilerini,
    kır eğlencelerini kısacası halkın bütün yaşantı tarzlarını görebilmek mümkündür. aşk unsurunun yanında, dağlardan (cudi, tura 'tur dağı'), sulardan
    (özellikle dicle nehrini), ağaçlardan, hayvanlardan, kuşlardan (bülbülün önemi büyük), bitkilerden (bülbülle bağlantılı olarak gül'den ), renklerden,
    kokulardan sık sık bahsetmekte bunları okuyucunun zihninde canlandırıp adete gözler önüne sermektedir.
    6 ...
  15. 5.
  16. Ahmed Hâni'nin 17. yüzyıl'da yazdığı ünlü manzum eseridir.
    Kürtçe'nin Kurmanci lehçesiyle yazılmıştır.

    Birbirine aşık olan ancak kavuşamayan iki gencin trajik öyküsünü anlatır.
    Bu hikaye milattan çok önceden bu yana halk arasında söylenen ve
    mitolojik nitelik kazanan bir destandır. Ozan bu destandan ilham alarak
    o hikayeyi kendi çağının yaşantısına göre somut bir kalıba dökmüş,
    çağdaş bir uslupla yazmıstır. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış,
    hem de insanliğa ölmez bir eser armağan etmiştir.
    Bu eserde Mem ve Zin'in aşkı etrafında çağının yaşantısını, o zamanın sosyal,
    kültürel ve idari durumunu da güçlü bir maharetle tasvir etmiştir.
    iyiliği, doğruluğu, suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği Mem ve Zin'in şahsında toplayarak; kötülüğü, dalkavukluğu, fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de
    Bekir karekterinde somutlaştırarak gözler önüne sermişti.

    Ahmed Hâni, Mem û Zîn'nin girişinde der ki:
    Ben bu kitabı diğer Kürt aydınları gibi
    Farsça ya da Arapça(zamanın gözde dillerinde) yazmıyorum.
    Kendi dilimle(Kürtçe) yazıyorum ki daha sonra çıkıp da
    sizin diliniz yok, sizin edebiyatınız yok demesinler.**
    5 ...
  17. 14.
  18. kürt leylası ile kürt mecnunu dur. kısacası aşk her dilde ve ırkta efsanedir.
    5 ...
© 2025 uludağ sözlük