Aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlığın yazarıdır ah ne güzel kitaptır bitmesin diye sayfaları çevirmeye eliniz gitmez ama kalbiniz dayanamayıp devam et diye dürter sizi bu duyguyla bir çırpıda okuyuverirsiniz.
Kürt yazar.Nar Çiçeklerini okuuyan bilir Mehmed Uzunu hayatı devletin asimile inkar sayma politikaları yüzünden sürgünde geçmiştir.mekani cennet olsun.
"Bilirsin, herkes yaşar, herkes ölür. Ama herkes ölümsüzleşemez. Ölümsüzleşmek yapılan işlerin bir sonucudur; onurlu bir yaşam, vicdanlı bir ruhtur. Ruhen ve vicdanen müsterih olmak, zamanın haremini kurmaktır. Ülke, halk, dil, kültür sevgisi ve uğraşıdır.insaniyet ve hakşinaslıktır. Akılsızlık, mantıksızlık,insafsızlık ve zulme akıllı ve mantıklı cevap vermektir.ilim ve irfan, hüner ve eserdir. Tarihe bağlılık, geleceğe umuttur. Toprağa tohum ekmek, filize su vermektir.insanı sevmek, insan için çalışmaktır. Ölümsüzlük,bir sümüklüböcek gibi sessizce yaşamak,iz bırakmadan, eser yaratmadan ölüp gitmeye isyandır." demiş insandır.
nasıl severim, anlatamam.
dostumdur, arkadaşımdır kitapları romanları, düşünceleri.
sırf onu görebilmek, onunla aynı havayı soluyabilmek, beni benle benliğime götürmek uğruna, 1 sene okulumu uzatmayı göze alarak isveç'e kadar gitmiş ama onu görememenin verdiği buruklukla dönmeme sebep olan büyük bir kürt yazarıdır.
ne güzel anlatır türkçeyle ilk tanışmasını: siverek'te ilkokulun birinci günü bir tokat yedim, bugün bile aklımdan çıkmaz. okul bahçesinde sıraya girmeye çalışırken aramızda kürtçe konuşuyorduk. bir tokat attı istanbullu yedek subay öğretmen, türkçe konuş diye. ama türkçe bilmiyordum ki..."
"ben de bir tokatla tanıştım türkçeyle. benim anadilimle bağım böyle koptu. eğitim dilinin, kültür dilinin türkçe olması, kürtçeyle bağımı kopardı. dili yasaklamak insanlık suçudur. insanı anadilinden koparmak vahşettir. bir insanı kendi dilinden koparmak, insanın ruhunu, kişiliğini zedeliyor, gelişimini engelliyor. bence bu kürtçe yasağı, türkiye cumhuriyeti'nin en büyük yanlışlarından biriydi." diyen rahmetli şaire allahtan rahmet diler aşk'ı ona, bize karartanların da biran önce akıl tutulmalarından kurtulmalarını umuyorum.
şöyle mükemmel bir şiiri olan yazar;
Yasak bir alfabeyle yazıyorum şiirlerimi.
Anarşist çiçekler kokluyorum.
Devlet sınırlarını ihlal eden kuşlara yardım ve yataklık yapıyorum.
Umudun propogandacısıyım.
Bütün sözcükleri örgütlüyorum.
Artık halkların değil, aşkın şarabın ve sevginin ayaklanması var.
ilk eylemde sınır dışı oluyorum.
Bana gözlerini yurt eyle.
Mültecin olayım.
Kendi adına bir kimlik çıkart.
ben biraz da sen olayım...
11 ekim'de kaybettiğimiz güzel insan. bulunduğu şartlardan dolayı halkıyla genç tanıştı her şeye rağmen onu okumak ayrı bir dünyadır. mekanı cennet olsun.
11 ekim 2007 de hayatını kaybeden modern ve geleneksel kürt edebiyatının öğelerini eserlerinde ustaca ele almış ve dünya çapında daha yaygın bir şekilde tanınmasını sağlamış büyük yazar. mekanın cennet olsun
okudukça engin, duru hayal dünyasına hayran kaldığım ve nedense her ismini duyduğumda kader kuyusu adlı kitabında sık sık geçen "feleğin devranı kin tutuyor bize." cümlesini hatırlatan ender kişi(lik)dir. şimdi burdan avazım çıktığı kadar bağırıyorum; okuyun lan okuyun mehmed uzun okuyun, okuyun da şu ön yargılarınızdan kurtulun iki dem.
kader kuyusu kitabı ile tanıştığım yazardır. muhteşem bi kitaptır. samimi bi dili var. ve öyle ki bir yandan hemen okumak istersin ve bi yandan da hiç bitmesin istersin. etkisinden uzun zaman kurtulamadığım kitaplardan.
'Ruhum Onlara Başkaldırmam Gerektiğini Söylemişti'
Akıl almaz yalanlarla oluşturulan rejimin yeni gerçekleri, sıkıyönetim uygulamalarının ilk kurbanı olan doğduğum yörelerdeki ilk kurbanını da çok bilinçli biçimde seçti; dil, söz ve anlatı.
Tüm o geniş nüfusun içinde sadece üç beş memurun ve subayın konuştuğu Türkçe, resmi dil ilan edildi, Kürtçe yasaklandı, daha sonraları bölgedeki görevlerine ilişkin anılarını yazan müfettişlerin anlattığı gibi, insanların
Kürtçe konuşmaması için askere, jandarmaya, polise, bekçiye, gizli muhabir ve ajanlara ilaveten, bir de kamu hayatının her yanını gözetleyen kontrol memurları tayin edildi, Kürtçeden başka dil bilmeyen ve bu dille konuşmak zorunda olan insanlar bu memurlar tarafından tespit edildiğinde, onlardan her
Kürtçe bir söz için, dönemin parasıyla yüklü bir miktar olan beş kuruş ceza kesildi, bir dizelik kâğıt parçası, bir dua, duvara işlenmiş bir sözcük,
mezar taşına yazılmış bir laf da dâhil olmak üzere Kürtçe yazılmış her şey yasaklandı, yakıldı, yok edildi,
‘Vatandaş Türkçe konuş!’ gibi herkesi kışlanın neferi olarak gören fermanlarla kampanyalar açıldı, resmi tarih tezleri, ansiklopedi, ders kitapları ve sözlüklerde
Kürtler ve dilleri 'çoğu dillerini değiştirmiş Türklerden ibaret, bozuk bir farsça konuşan kimseler,' diye tanımlandı ve direnişlerin kırılmasından sonra da hayatın her alanını kapsayacak biçimde, zorla uygulanan şiddetli topyekûn bir asimilasyon siyasetine başlandı.
Rejim, dünyadaki öteki örneklerden de biliyordu; yalana dair yeni bir gerçeği yerleştirmenin tek yolu, var olan dili, sözü ve anlatıyı yok etmekti.
Yeni bir dil, kültür, edebiyat, tarih ve hafıza yaratabilmek için Osmanlıların kullandığı Arapça alfabeyi değiştiren, yeni bir Türkçe için Osmanlıcayı yok eden, toplumun geleceği için önemli olan o kültür mirasıyla tüm ilişkileri koparan, yeni bir dil-kültür-edebiyat-tarih bilinci yaratmak için resmi dil, kültür, edebiyat tarih kurumları oluşturan, bu kurumların kongrelerinde,mübalağayla, dünyadaki birçok şeyin Türk ve Türkçeden doğduğunu iddia edecek kadar abartılı tezler üretilmesini teşvik eden rejim, bir başka dil, kültür, edebiyat, tarih ve hafızanın yok edilmesi için de aynı çılgınlıkla her şeyi yaptı.
Askeri başkaldırıları, halktaki memnuniyetsizliği, yaygın pasif direnişi kırmanın daha kolay olduğunu ancak tüm bunların kaynağı olan dil, söz ve anlatının, bireysel öykünün, iyi edebiyatın bir güç olarak yeşerebileceği her yere, her şeye saldırdı ve yok etmek için her şeyi yaptı.
Gözlerimi dünyaya açtığımda ve toplumla, hayatla ilişki kurmaya başladığımda kendimi bu ortamda buldum işte.
Mehmed Uzun, Ruhun Gökkuşağı, ithaki Yayınları, sf. 171-172.
yazdığı kürtçe romanlarla yüzyıllık asimilasyon politikasına cevap veren kürt edebiyatının ustasının vedasının 3. yılı oldu. zihnimde hep güzel bir anlamla canlanan şu sözü onu bende hep yaşatacaktır: "ölmeye değil yaşamaya geldim." demişti, diyarbakır için. bugün diyarbakır'da mezarı başında anılacak. unutulmayacaksın üstad...
bu gece bir elim hep karnımda, hep boynumda olacak; vurulduğumu zannedeceğim durmadaan; vuruldum ve ölüyorum; sessiz bir sokağa tepeden bakarken kimsenin beni görmediği bu yerde ölüp gidiyorum... mehmed uzun